
Aşkın bir bayramı olur mu? Hem de iki bin yıldan uzun bir geçmişe sahip bir bayram var… Adı TuBeAv… Belki de Yahudi takviminin en mütevazı ama en sıcak günü. Geçen hafta 29 Temmuz Çarşamba gününe denk gelen gün…
Yahudi bayram takvimine baktığımızda Pesah, Şavuot, Roş Aşana, Yom Kippur hepsi ciddi bayramlar. Tabii Purim dışında… Bunların arasında yüzleri gülümseten, hayata küçük bir mola verdiren bir gün vardır: TuBeAv… İsrael’de bugüne “Sevgililer Günü” deniyor. Aslında TuBeAv’ın kökleri birkaç kırmızı gül veya kalp şeklindeki çikolatadan çok daha derinlere uzanıyor.
İbrani takviminde Av ayının on beşinci günü kutlanan TuBeAv’da dualar yapılmaz, özel dini ritüeller yoktur. O gün, hayatın kendisi, sevgi ve insan ilişkileri kutlanır.
Talmud’da yer alan şu cümle oldukça dikkat çekici: “İsrael için Yom Kippur ve TuBeAv kadar mutlu günler yoktu.” Peki TuBeAv nasıl olmuş da böylesine özel bir yere sahip olmuş?
Rivayete göre, İkinci Bet ha Migdaş döneminde Yeruşalayim’in genç kızları beyaz elbiseler giyerek üzüm bağlarına çıkar, şarkılar söyleyip dans ederlerdi. Ama o günün bir özelliği neydi biliyor musunuz? Genç kızların hiçbiri kendi elbisesini giymezdi. Elbiseler birbirinden ödünç alınırdı. Böylece kim zengin, kim fakir belli olmaz, kimse kıyafeti yüzünden mahcup hissetmezdi.
İki bin yıl önce verilen bu zarif mesaj bugün bile geçerliliğini koruyor: İnsan üzerindekinden değil, kişiliğinden değer kazanır. O dönemde genç erkeklere anlamlı bir mesaj verilirdi: “Güzelliğe aldanma, karaktere bak.”
TuBeAv yalnızca romantik bir bayram değildir. Yahudi geleneğinde bu tarih; kabileler arasındaki evlilik yasaklarının kaldırılması, yıllarca süren ayrılıkların sona ermesi, toplumun yeniden kaynaşması gibi olaylarla da ilişkilidir. Yani sevgi, yalnızca iki insan arasında yaşanan bir duygu değil, toplumu birbirine yaklaştıran güçlü bir bağ olarak görülürdü.
Günümüzde, İsrael’de TuBeAv bambaşka bir atmosfer yaratıyor. Tel Aviv sahilinde gün batımını izleyen çiftler… Yeruşalayim’de el ele yürüyen gençler… Haftalar öncesinden dolan restoranlar… Çiçekçilerin önündeki uzun kuyruklar… Ve de seyrine doyulmayan dolunay…
TuBeAv sadece sevgililere ait değil. Dostlukları tazelemek, kırgınlıkları geride bırakmak, aile büyüklerini ziyaret etmek… Bunların hepsi TuBeAv ruhuna çok yakışıyor.
Son yıllarda İsrael’in içinden geçtiği zor dönemler düşünüldüğünde, bugünün anlamı daha da derinleşiyor. İnsanlar sadece sevgililerine, eşlerine değil, aile fertlerine, dostlarına daha da sık “İyi ki varsın” deme ihtiyacı hissediyor. Çünkü belirsizlik zamanları bize en değerli hazinemizin insan ilişkileri olduğunu hatırlatıyor.
İşte belki de bu yüzden günümüzde TuBeAv sadece bir aşk kutlaması değil, umudun, birlikte yaşamanın, kırgınlıkların son bulmasının, uyumun, karşılıklı anlayışın, bir anlamda da kader birliğinin kutlamasıdır.
Belki de iki bin yıldır kutlanan TuBeAv bize şunu hatırlatıyor: Sevgi, söylenmeyi bekleyen en eski sözcüktür. Ve onu söylemek için en doğru gün…bugündür…
Nelly BAROKAS
İYT dip not :
İfade edilen görüşler İYT web portalının editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Yazarların düşünceleri sadece kendilerini bağlar.
Bir önceki yazımı okudunuz mu?



Teknoloji insanlığı yutacak mı?
Merhaba sevgili okuyucularım,
Kitap okumak, kitapların bize sunduğu farklı dünyalarda gezinmek hepimizin ortak tutkusudur. Ve bir gün gelecek; bize hayatın tüm inceliklerini anlatan Martin Eden'ler, Anna Karenina'lar, Suç ve Ceza'lar, Pollyanna'lar, Tom Sawyer'lar... Kısacası elimizde tuttuğumuz, taze ya da eskimiş kâğıdının kokusunu içimize çektiğimiz, altını çizerek dönüp dönüp yeniden okuduğumuz kitaplar ortadan yok olacak. İnsanlık ise yalnızca onların içeriğine teknoloji aracılığıyla ulaşabilecek. Ve belki de bütün o içerikler, yapay verilerin bize anlattığı kadarıyla sınırlı kalacak.
Korkunç ve gerçek dışı gibi değil mi?
Ama bu ürkütücü gerçeklik ne yazık ki yolda!
Uzun süredir gündeme düşen bu haberin peşindeyim ve ne yazık ki gerçek gözüküyor..
Bu olay ve buna bağlı tartışmalar ilk olarak 13 - 14 Temmuz 2026 tarihlerinde basına yansıdı. Avrupa'daki sahafların gece yarısı aldıkları olağan dışı otomatik siparişleri fark etmesiyle ortaya çıkan süreç, Temmuz 2026'nın ikinci yarısında dünya ve gündeminde yoğun şekilde tartışılmaya başlandı.
Yapay zeka şirketlerinin internet verilerinin yetersiz kalması nedeniyle Avrupa'daki sahaflardan toplu halde milyonlarca ikinci el kitap satın alıp tarattıktan sonra imha ettiği iddiaları gündem oldu. Bu durumun kültürel mirasın yok edilmesine yol açtığı yönünde tartışmalar yaşanıyor.
Haberin detaylarında şunlar da var; gece yarısı siparişleri: Avrupa'daki sahaflar, gece saat 03:00 ile 05:00 arasında otomatik sistemler tarafından verilen binlerce kitaplık toplu siparişler almaya başladı. Şirketlerin Amacı: Yapay zeka modellerini eğitmek için internetteki verilerin tükenmesi ve telif engellerinin aşılması amaçlanıyor. İmha Süreci: Kitaplar dijital ortama (taratılarak) aktarıldıktan sonra fiziksel nüshalarının imha edildiği öne sürülüyor. Kanadalı Zoom Books gibi şirketlerin yürüttüğü bu süreç, sahaflar ve yazarlar tarafından kültürel bir tasfiye ve miras kaybı olarak değerlendiriliyor.
Sürecin kronolojik gelişimi şu şekildedir:
Temmuz 2026 Başları: Avrupa'daki (özellikle İspanya, Almanya ve Hollanda) sahaflar sistemlerinde sabaha karşı binlerce kitaplık otomatik alımlar fark etti.
13 - 14 Temmuz 2026: Washington Post ve Avrupa basınının araştırmalarıyla, bu siparişlerin arkasında yapay zeka modellerini eğitmek isteyen Anthropic gibi devler ve aracı şirket Zoom Books'un olduğu haberleri patlak verdi.
24 - 26 Temmuz 2026: Tartışmaların büyümesi üzerine Türkiye'deki sahaflar odaları ve dernekleri de konuyla ilgili endişelerini içeren açıklamalar yayınladı.
Neden Fiziksel Kitaplar Toplanıp İmha Ediliyor?
"Yapay Zekasız" Temiz Veri Arayışı: İnternetteki verilerin büyük kısmı artık yapay zekalar tarafından üretilmiş (sentetik) içeriklerle kirlenmiş durumdadır. Şirketler, yapay zeka tarafından yazılmamış "temiz veri" elde etmek için özellikle 2022 öncesi basılmış fiziksel kitaplara yönelmektedir.
Yıkıcı Tarama (Destructive Scanning): Kitaplar satın alındıktan sonra çok hızlı bir şekilde dijitalleştirilebilmesi için sırtları kesilerek yüksek hızlı tarayıcılardan geçirilir. Bu işlem sırasında fiziksel kitaplar parçalandığı için işlem sonunda geri dönüşüme gönderilerek imha edilir.
Hukuki Boşluklardan Yararlanma: Şirketlerin, internetteki korsan dijital kütüphanelerden (LibGen, Books3 vb.) veri indirmek yerine fiziksel kitap satın alıp taratarak telif hakkı davalarında "yasal yoldan edinilmiş kopya" argümanına sığınmayı amaçladığı iddia ediliyor.
Kültürel Tepkiler ve Tartışmalar: “Veri Mezbahası": Kültür insanları ve sahaflar, nadir eserlerin ve tarihin izlerini taşıyan fiziksel baskıların sadece birer "veri kaynağı" olarak görülüp yok edilmesini kültürel miras kaybı olarak nitelendiriyor.
Yazarların İsyanı: Kitapları bu şekilde rızası dışında kullanılan yazarlar, teknoloji devlerine milyar dolarlık telif hakkı ve tazminat davaları açmaya devam ediyor.
Bütün bunlar beni kaygılandırıyor ve son günlerde kendime ‘Teknoloji insanlığı yutacak mı?’ sorusunu daha sık soruyor bulur oldum. Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda?
Kitapla okumakla kalın, dünya, ancak okuyan insanların çoğalmasıyla güzelleşir.
Kaynak: Bu bölümde yer alan bilgiler, Google üzerinden erişilebilen açık kaynaklardan derlenmiştir.
Rahel Çela Behar
IYT dip not :
İfade edilen görüşler İYT web portalının editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Yazarların düşünceleri sadece kendilerini bağlar.
Bir önceki yazımı okudunuz mu?



Biri canını yaktığında, sana haksızlık ettiğinde, kalbini kırdığında ne hissettiğini hatırla. İçinde bir ateş yükselir: Öfke... Kırgınlık... İntikam arzusu... İnsan o an şöyle düşünür: "Bunun bedelini ödemeli." Fakat Tora bize çok farklı bir sır öğretir, bilgelerimiz şöyle der: "Öfkelenen kimse, sanki putperestlik etmiş gibidir." (Şabat 105b) Çünkü öfke, insanın dünyayı yalnızca kendi acısının gözünden görmesine neden olur.
Oysa emuna bize şunu öğretir: Hiç kimse, A-ŞEM'İN izin vermediği hiçbir şeyi hayatımıza getiremez. İnsan yaptığı haksızlıktan elbette sorumludur. Adalet mutlaka vardır. Fakat öfkeye tutunmak, o adaleti hızlandırmaz; sadece ruhumuzu ağırlaştırır. Öfke, elinde tuttuğun kor bir kömür gibidir. Onu başkasına atmayı beklersin ama ilk yanan hep sen olursun. Her hatırlayışında o kor yeniden alevlenir. Duan zayıflar. Kalbin daralır. Şehina'nın huzurunu hissetmek zorlaşır.
Mesilat Yeşarim'in öğrettiği gibi, öfke insanın görüşünü örter; artık gerçeği değil, yalnızca yarasını görmeye başlar. İşte affetmek burada başlar. Affetmek, yapılanı onaylamak değildir. Affetmek, adaletten vazgeçmek değildir. Affetmek, "Ben artık bu ateşi taşımayacağım." diyebilmektir. Tora şöyle der: Kalbinde kardeşine kin besleme. (Vayikra 19:17) çünkü kin, önce onu taşıyan kalbi esir alır. Ve tam da bu yüzden Tişa BeAv'dan sadece birkaç gün sonra Tu BeAv gelir.
Bilgelerimiz Tu BeAv'ı İsraeloğulları için sevinçli günlerinden biri olarak anlatırlar. Neden? Çünkü yıkımdan sonra bile sevginin yeniden filizlenebileceğini öğretmek için... Kırılmış bir kalbin yeniden açılabileceğini göstermek için... İnsanların birbirine yeniden güvenebileceğini hatırlatmak için... Belki de Tu BeAv'ın bize sorduğu soru şudur: "Kalbinde hâlâ kor mu taşıyorsun, yoksa sevgiye yer açacak mısın?" Çünkü sevgi ve kin aynı kalpte uzun süre birlikte yaşayamaz. Yeni bir ilişki... Yeni bir dostluk... Yeni bir umut... Önce eski ateşin sönmesini bekler.
Bu Tu BeAv'da belki de en büyük armağan, seni inciten kişiye değil, kendine vereceğin hediyedir Elini aç. O koru bırak. Adaleti A-ŞEM'E emanet et. Kalbinde yeni çiçeklerin açmasına izin ver. Çünkü Tu BeAv bize şunu hatırlatır: Yıkımdan sonra yeniden inşa etmek mümkündür. Ve bazen en büyük Bet Amikdaş, insanın yeniden sevgiye açılan kalbidir. Kin yıkar, sevgi inşa eder. Tişa BeAv bize neyi kaybettiğimizi hatırlatır; Tu BeAv ise A-ŞEM'İN yardımıyla onu yeniden kurabileceğimizi...
Riva N. ESSEMİNİ
Bir önceki yazımı okudunuz mu?





















