BAMİDBAR – DACHAU TOPLAMA KAMPI
- 21 saat önce
- 2 dakikada okunur

Amerikan ordusunda bir din görevlisi olan Rabi. David Max Eichhorn, geniş yoklama meydanının ortasındaki derme çatma bir kürsüde duruyordu.
Rabi Eichhorn'un arkasındaki masada, ilerleyen Amerikan ordusuyla Fransa'dan geçerken kendisine bağışlanan, kurtarılmış bir Tevrat rulosunu içeren basit bir tahta sandık vardı.
6 Mayıs 1945'te, Dachau toplama kampındaki ilk halka açık Yahudi ayini için, ancak yeterince güçlü olan mahkumlar bir araya gelmişti.
Bu olay bir müze sergisinde, ince yapılı, bıyıklı Eichhorn'un bir grup hayatta kalanın önünde El Malei Rahamim'i okuduğu kısa bir filmde yer alıyordu. Rabi Eichhorn'un Ordu raporunda, "Kısa Bir Tevrat Ayini" yönettiği kaydedilmişti.
En eski Nazi toplama kampında halka açık olarak okunan Tevrat'ın ilk sözlerinin ne olduğunu merak ediyormusunuz?
BAMİDBAR………
Orası da Bamidbar’dı. Çölde……
Sina'da çöl, geçilmek üzere olan bir yabandı. İsrailoğulları Kutsal Topraklara uzun yolculuklarına başlamadan haftalar önce, Tanrı Moşe'ye askerlik çağına gelmiş tüm erkekleri saymasını emreder.
Kabileleri belirler ve liderleri atar. Levilerin Çadırı nasıl söküp, taşıyıp yeniden kurmaları gerektiği anlatılır. SAYIM VAR. Her kabiledeki sayı, Levi kabilesinin erkekler, ilk doğan İsrailoğulları, Kohanim.
Moşe, kabilelere göre bir kamp sistemi düzenler. Bamidbar bölümünde, Tanrı'nın talimatıyla Moşe, İsrail ulusunun tamamını kapsayan askeri bir güç oluşturur.
Rabi Eichhorn'u dinleyen Yahudiler için Dachau, hayal edilemez acıların yaşandığı bir çöl gibiydi.
Aç bırakılmış ve dövülmüşlerdi, her türlü onurları ellerinden alınmıştı. Esir alanlar onları isimleriyle değil, numaralarıyla tanımlıyordu. Günlerce sayılmış ve tekrar sayılmışlardı. İşte orada, yoklama meydanında, her şeyden önce, Sayılar Kitabı'nın açılış bölümlerini dinliyorlardı.
Bir yandan, Yahudi soykırımının hayatta kalanlarını, neredeyse "toz ve küle" indirgenmiş halde görüyoruz. Diğer yandan ise, dünyanın “kendileri için yaratıldığı” bir halkı Tanrı'nın mucizevi bir şekilde koruduğunu fark ediyoruz. Bu çelişkili kavramların aynı anda ortaya çıkması nasıl uzlaştırılabilir?
Auschwitz ve Dachau kamplarından sağ kurtulan Viktor Frankl, İnsanın Anlam Arayışı adlı eserinde şöyle yazmıştır: “Bir akşam, kulübemizin zemininde yorgunluktan bitmiş bir halde, elimizde çorba kaseleriyle dinlenirken, bir mahkum arkadaşımız içeri koştu ve bizi toplanma alanına koşup muhteşem gün batımını izlemeye çağırdı“.
Dışarıda dururken batıda parlayan uğursuz bulutları ve gökyüzünün çelik mavisinden kan kırmızısına kadar sürekli değişen şekil ve renklerdeki bulutlarla dolu olduğunu gördük… Sonra, dakikalarca süren dokunaklı bir sessizliğin ardından, bir mahkum diğerine, 'Dünya ne kadar güzel olabilir miş!' dedi.
Hayatta kalmaları umuda bağlıydı.
Kendi hayatta kalışımız umuda bağlıdır. Hepimiz, zaman zaman, kendimizi bir karmaşa ve acı yeri olan bir midbar'da (yabanda) buluruz. En karanlık anlarımızda, kendimizi toz ve külden ibaret sandığımız anlarda bile, Sina veya Dachau çölünde, hatta kendi arka bahçemizde olduğu gibi, umudun olduğunu hatırlayabiliriz.
Bamidbar Peraşası, Tanrı'nın karmaşadan nasıl düzen yarattığını göstermeye ve dünyanın birçok yönden sadece bizim için yaratıldığını hatırlatmaya hazır.
Rabi Eichhorn'un olağanüstü ayininin sonunda, Sina'daki kabileler için dalgalanan sancakları tuhaf bir şekilde anımsatan el yapımı bayraklarla çevrili, küçük ama birlik içinde bir araya gelmiş hayatta kalanlar topluluğu, Yahudilerin Umut şarkısı olan Hatikva'yı (Tikvatenu) hep birlikte söyledi.
Bamidbar Peraşası'ndan ve onun yakın tarihimizle olan dokunaklı bağlantısından öğrendiğim ders şu ki, Tanrı bize her zaman umut sunmak için oradadır, hatta ıssızlıkta bile.
Sevgilerimle - Shabat Shalom
Moşe PASENSYA
Geçen haftanın peraşasını okudunuz mu?


Yorumlar