top of page

Satılmak mı? Görev mi?



Yosef HaTsadik’in hayatı üzerinden, insanın acı, travma, düşüş ve zorlukları nasıl anlamlandırabileceğine dair derin bir ruhsal ve psikolojik bakış açısı elde etmek mümkündür. 

Temel soru şudur:

İnsan yaşadıklarını “satılmış olmak” mı, yoksa “gönderilmiş olmak” mı olarak görür?

Yosef’in hayatı dışarıdan bakıldığında son derece travmatik görünür:

Çok genç yaşta annesini kaybeder, kardeşleri tarafından sevilmez, kuyuya atılır, köle olarak satılır, iftiraya uğrar ve yıllarca hapis yatar. Modern bir psikolog, bu tabloya baksa, Yosef’in içine kapanmış, öfkeli, hayata küsmüş, duygusal olarak donmuş ve intikam duyguları besleyen bir insan olması gerektiğini düşünebilir. Oysa Tora bize bambaşka bir Yosef anlatır.

 

Yosef, Tanah’ta en çok ağlayan kişidir; yedi kez açıkça ağladığı yazılıdır. Bu, onun kalbinin taşlaşmadığını, duygularını bastırmadığını gösterir. Acıyı hissetmiştir, ağlamıştır, incinmiştir; fakat buna rağmen hayat sevincini, şefkatini ve içsel gücünü kaybetmemiştir. İnsanları kendine çeken, her ortamda sorumluluk alan, bulunduğu yeri yükselten, zeki ve yetenekli bir kişilik olarak karşımıza çıkar: Potifar’ın evinde, hapiste ve sonunda şimdiki zamanın Süper Gücü ABD kadar güçlü olan, Mısır’ın yöneticisi olarak.

 

Tüm bu hikâyedeki anahtar kelime, “Şlihut” (görev, gönderilmişlik) kavramıdır. Yosef’in hikâyesi daha en baştan bu kavramla başlar: Yaakov’un “Git, seni kardeşlerine gönderiyorum” sözleriyle. Yosef, bu yolculuğa giderken başına neler geleceğini bilmiyordu; Yaakov da bilmiyordu. Bu olaylar zinciri dışarıdan bakıldığında, bir hata, hatta trajedi gibi görünebilir. Ancak Yosef yıllar sonra, olaylara dönüp baktığında, her şeyi “satılma” kavramıyla değil, “Tanrı tarafından gönderilme” kavramıyla çerçeveler.

 

İngilizce de “Reframing” olarak geçen bu psikolojik terimin anlamı şudur. Bazen bir odada duran resmin çerçevesini değiştirip, görüntüyü tamamen değiştirmek mümkündür. Kişi olayı farklı bir açıdan ele alıp ve hangi bağlama yerleştireceğine karar verebilir.

 

Satılan bir nesne pasiftir; pinpon topu gibidir, bir oraya bir buraya atılır. Ama gönderilen bir elçi öyle değildir. Bir görev verilmişse, bu görev kişinin o görevi yerine getirebilecek potansiyele sahip olduğu için verilmiştir. Yosef’in bakış açısına göre Tanrı, onun ruhunu (Neşama’sını) karanlık yerlere ışık taşıyabilecek güçte ve kapasitede gördüğü için, onu bu yollardan geçirmiştir.

 

Bu bakış açısı Yosef’in kardeşlerini affedebilmesini de açıklar. Yosef onların yaptıklarını inkâr etmez; acının gerçek olduğunu bilir. Ama kendini “kurban” olarak görmez. “Beni siz satmadınız, Tanrı gönderdi” derken, yaşadıklarını daha geniş bir ilahi bağlama yerleştirir. Böylece intikam duygusuna kapılmaz; aksine hem kardeşlerini affeder hem de onları, kendilerini affetmeye davet eder.

 

Bu da bize şunu öğretir. İnsanın kendini affedememesi, onu geçmişte kilitli tutar. Gerçek tövbe, farkındalık ve pişmanlıktan sonra yeni bir sayfa açabilmeyi gerektirir.

 

Tora’daki tüm hikâyelerde olduğu gibi, bunu da sadece tarihsel bir olay olarak değil, her insanın ruhsal yolculuğunun bir metaforu olarak görebiliriz. Her insanın hayatında “kuyular”, “hapishaneler”, “Mısır” vardır: Travmalar, istismarlar, depresyon, suçluluk, utanç, başarısızlıklar. İnsan bu anlarda kendine şu soruyu sorar:

“Ben satıldım mı, yoksa gönderildim mi?”

Ramban’ın dediği gibi: Kader gerçek, fakat aşırı çaba yalandır. “Eğer böyle olsaydı şöyle olurdu, şöyle olsaydı böyle olurdu” gibi sorularla meşgul olmak, sadece vakit kaybıdır.

הגזרה אמת והחריצות שקר 

Burada içselleştirilmesi gereken mesaj şudur: Acı gerçektir ve inkâr edilmemelidir.

Yosef ağladı; kalbini kapatmadı. Ama acının kimliğini belirlemesine de izin vermedi. Kendisini hep kaybeden (Loser) olarak tanımlamadı. 

İnsan hem ağlayabilir hem umut edebilir hem kırılabilir hem sevebilir. Çünkü Ruh, Tanrısal bir parçadır ve hiçbir acı ona zarar veremez ve onu yok edemez.

 

Bu bakış açısı, sağlıklı öz-sevginin temelini oluşturur. İnsan kendini “bozuk”, “eksik”, “değersiz” olarak tanımlamak yerine, zorlukların içinden geçebilecek güçte bir elçi olarak görmeye başlar. Bu da özgüven, anlam ve içsel huzur doğurur.

 

Hayatın zorlukları birer ceza değil, birer görev alanı olabilir. İnsan her gün yeniden şu seçimi yapar: Kurban olmak mı, elçi olmak mı? 

Yosef’in yolu, acıyı inkâr etmeden, ama onu daha büyük bir anlamın parçası olarak görerek, gerçek benliğe ve ruhun ışığına ulaşma yoludur.


Efraim Özşardaş

 

 

 

Bir önceki yazımı okudunuz mu?











Yorumlar


Bizi Takip Edin
  • Facebook Basic Square
  • Twitter Basic Square
  • Google+ Basic Square
WhatsApp Image 2020-09-08 at 20.52.59 (1

İLETİŞİM

Telefon                           :+97236582936
Mail                                :turkisrael@gmail.com

 

KÜNYE

İYT Web Sitesi Künyesi:
Editör                             :Av.Yakup Barokas
Grafik Tasarım              :Şemi Barokas 
                                       Ovi Roditi Gülerşen

© 2018 by Turkisrael.org

bottom of page