Mamad’da saklanırken, özgürlüğümüzü çalan Fare midir yoksa delik mi?
- 5 saat önce
- 5 dakikada okunur

“Bu ne biçim soru, ne demek istiyorsun? “Dediğinizi duyar gibiyim . Ama yazının sonunda cevabı bulacağız. Gelin başlayalım.
Üç haftadır, gece gündüz, hepimiz çoluk çocuk, Mamad, Miklat, merdiven boşluğu, otoparklarda gezinirken, bu gidişle Pesah Seder’ini de kim bilir hangi köşede yapacağız?
Eee peki Nasıl özgür olacağız? Nasıl kendimizi “krallar” gibi hissedeceğiz?
Hepimiz yazılı olanı biliyoruz: İnsan, kendisini sanki “bugün Mısır’dan çıkmış gibi” görmelidir.
Bunu pratikte nasıl yaparız? Her insanın kendi מצרים Mısır’ı vardır; Kendi sınırlamaları, onu ilerlemekten alıkoyan, ilerleyişini engelleyen şeyleri vardır. “Ben gerçekten Mısır’dan nasıl çıkabilirim? Hayatımı gerçekten nasıl değiştirebilirim? Hayatta gerçekten yeni bir sayfa nasıl açabilirim?” Bu Pesah’ın, bu yılın, hayatımızı değiştirmesi için ne yapmamız gerekir?
Seder gecesinde, hepimiz Tanrı’ya şükrederiz, Tanrı’nın bizim için yaptığı tüm mucizeleri ve harikaları ayrıntılarıyla anlatırız. Bu, iyiliği tanıma הכרת הטוב meselesidir. Fakat burada bir soru ortaya çıkar: Kutsal Olan’ın bizim teşekkür etmemize ihtiyacı var mı?
Bazı insanlar yapılan iyiliğe karşı minnettarlık duymak veya kıymet bilmenin , sadece ahlaki bir mesele olduğunu düşünür. Biri sana iyilik yaptıysa ona teşekkür etmelisin. Fakat aslında özümde, aynı kalırım; aynı insan olarak kalırım. O kişi bana belirli bir konuda yardım etmiştir – geçim konusunda, evlilik konusunda, öğrenimde – ne olduğu önemli değildir; ben ona teşekkür ederim, ahlaklı bir insan olurum.
Fakat gerçekte Yahudilikte Tanrı’ya karşı iyiliği tanıma, tamamen farklı bir şeydir. Bu çok daha derin bir kavramdır. Bu, hayatımızı çok daha fazla değiştiren bir şeydir. Bu sadece Tanrı’nın bana yardım ettiği için teşekkür etmek değildir. Bu, içsel bir “iyiliği tanımadır”.
Sahip olduğum her şeyin, ve hayatımdaki tüm iyiliğin, Kutsal Olan’dan geldiğinin bilincine varmaktır. İnsan, tüm bedeniyle, her şeyin O’ndan geldiğini ve O’nun her zaman yanında bulunduğunu hisseder.
מבשרי אחזה אלוקה
Kendi bedenimden Tanrı’yı idrak ederim.”
Bu pasuk, İyov (Job) 19:26’dan gelir.
Anlamı şudur:
İnsan kendi bedenindeki düzeni, hikmeti ve mucizevi işleyişi gözlemleyerek, Yaratıcı’nın varlığını ve kudretini kavrayabilir.
Bu harika bir duygudur; insan bütün sınırlamalarının ötesine çıkar.
İnsan tek bir nefes aldığında, bütün ruh bunun içindedir. Her nefeste insan anlar: Bu kendiliğinden olan bir şey değildir.
Buradan anlarız ki, mesele yalnızca teşekkür etmek ve eskisi gibi kalmak değildir. Biri bana bir iyilik yaptığında, o belirli şey için teşekkür ederim. Ben yine benim, o da bana belirli bir iyilik yapmış biridir.
Fakat Kutsal Olan’a “Sana şükrediyoruz” dediğimde, bütün varlığım oradadır; bütün gerçekliğim oradadır. Bu içsel ve gerçek bir farkındalıktır; hayatımızın tamamını yöneten bir tanıma.
Tehillim 107’de ne yazılıdır? “Tanrı’ya şükredin çünkü O iyidir, çünkü O’nun merhameti sonsuzdur.”
ODU LAŞEM Kİ TOV Kİ LEOLAM HASDO
İnsan Tanrı’ya şükretmeye başladığı anda – çünkü O iyidir – o zaman O’nun bolluğu sürekli olarak iner.
İnsan iyiliği tanıdığında, kanalı genişletir;
Fakat her şeyi kendiliğinden kabul eden, “bana borçlular, bana vermeliler” diye düşünen kişi kanalı daraltır. Bu, Tanrı’nın ondan esirgemesi değildir; kişi kendisi kanalı kapatmaktadır.
Buna göre çok şaşırtıcı bir Midraş anlayabiliriz.
Tanrı neden Âdam Arişon’u Gan Eden’den gönderdi? Neden bütün insanlık için ölüm kararlaştırıldı?
Çünkü, “Ets Adaat” , “İyi ve Kötü’yü bilme” ağacından yedi.
Fakat Masehet Avoda Zara, Rabbi Eliezer’in öğretisinde tamamen farklı bir şey yazılıdır.
Orada şöyle yazılıdır: Âdam’a neden ölüm hükmedildi ve neden Gan Eden’den çıkarıldı?
Çünkü iyiliği inkâr etti. Bu yüzden Tanrı onu Gan Eden’den kovdu ve ölümle cezalandırdı.
Âdam’ın iyiliği inkâr ettiğini nerede görüyoruz? …
Tanrı ona: “Neden o ağaç ’tan yedin?” diye sorduğunda, Adam Arişon şöyle cevap verir: Benimle birlikte olması için bana verdiğin kadın, bana o ağaçtan verdi, ben de yedim.”
Yani suçu adeta Kutsal Olan’ın üzerine atıyor: “Benimle birlikte olması için bana verdiğin kadın…” Yani bunun sebebi, senin vermiş olman. Bu nasıl bir nankörlüktür? “
“İnsanın yalnız olması iyi değildir” — Tanrı sana o kadını senin iyiliğin için verdi. Üstelik Midraş’a göre bunu ilk insan kendisi istemişti; bütün yaratılmışlara bakıp: “Bütün canlıların bir eşi var, benim yok” demişti.
Buradaki “iyiliği inkâr etme”, Adam Arişon’un seviyesine göre değerlendirilmelidir. İlk insan son derece yüce bir varlıktı. Fakat bir yerde onda bir eksiklik vardı; bütün gerçekliğinin Kutsal Olan’dan geldiğine dair bilinçte bir tür eksiklik… işte bu, iyiliği inkâr etmenin köküydü. Bu yüzden bir yandan “Herkesin eşi var, benim yok” dedi; yani talepte bulundu. Fakat bir yandan da kendisini bağımsız bir varlık gibi hissetti. Sonra da “Bütün bu olay neden başıma geldi? Çünkü Tanrı bana kadın verdi” dedi.
Peki bu zıtlığı nasıl anlayabiliriz?
Gemara’da şöyle denir: “Çalan fare değildir, deliktir.”
לא העכבר גנב אלא החור
Bunun anlamı nedir? İnsan evinde bir fare bulduğunda, yalnızca fareyle uğraşmasın. Fareyi yakala, öldür; ama orada bir delik var, oradan giriyor. Deliği ara.
Tora bize şunu öğretir: Her günahta, insanın her düşüşünde, onun düşmesine sebep olan bir “delik” vardır. Bu yüzden bazen bir düşüş yaşadığımızda, yalnızca “Bir dahaki sefere buna dikkat ederim” dememeliyiz. Aynı zamanda şunu düşünmeliyiz: “Bu neden oldu? Benim duygularımda, anlayışımda, ruhumda nasıl bir delik var? Hangi boşluk açıldı da, düşüşe kapı aralandı?”
Midraş bize hepimiz için çok temel bir şey söylüyor. Bilgi ağacından yemek açıkça görünen günahtı; asıl günah da buydu.
Fakat Tora soruyor: Delik neydi? İç kapı neydi? İlk insanda birden, Tanrı’nın yememesini söylediği o ağaçtan yeme duygusunu doğuran iç sebep neydi?
İşte bu delik onun kalbinde bir boşluk açtı. Onda belirli bir noktada bir eksiklik vardı: Şükür bilincinde bir eksiklik, Tanrı’nın ona verdiği bütün iyiliğe dair derin farkındalıkta bir eksiklik. İnsan, kendisini saran bütün iyiliği ve Kutsal Olan’la sahip olduğu o harika bağı görmediğinde, kalpte bir delik oluşur. Kalp savunmasız hale gelir. Orada kutsallığın bulunmadığı bir alan açılır ve şüpheler oradan içeri girer.
Bu nedenle , ilk insan Kutsal Olan’a karşı nankörlük etti. Bilgelerimiz, bize bu büyük temeli öğretiyorlar: AKARAT ATOV Sana yapılan iyiliği tanımak. Bu şükür bilinci çok önemlidir.
Çünkü bazen, insanlar için minnettar olmak kolay değildir. Çünkü kişi şöyle hisseder: “Eğer iyiliği kabul edersem, o bir bakıma benden üstün olur.” Kendimizi ona yükümlü hissederiz.
İnsanın, başkasına karşı duyduğu minnet borcundan kurtulmasının tek yolu, “nankörlüktür.”
İnsan zihni doğal olarak endişelenmeye meyillidir. Sürekli neyin eksik olduğunu, neyin doğru olmadığını, kendisine neyin zarar verebileceğini arar. İnsan, “hiçbir zaman yeterli olmadığı” duygusuyla yaşar ve böyle yaşadığında kapalı olur, daralır, kendine odaklanır ve yalnız kalır.
İyiliği tanımak ise, insanı birden tamamen açar. Bakış açını eksikliği görmekten, bolluğu görmeye değiştirir; “ben” merkezli bakıştan, “zenginlik” bakışına geçirir. Gerçekten zengin olan kişi, yalnızca zengin diye adlandırılan kişi değildir. Zihin, gördüğü her şeyi farklı şekilde taramaya başlar. Artık yalnızca eksik olanı değil, var olanı görürsün.
Bu insanlar daha çok takdir ederler, daha mutlu uyanırlar, daha sevinçlidirler ve mutlulukla bağlantıları çok daha güçlü olur. Bu, insanın özünü değiştirir.
Başta sormuştuk: nasıl yeni bir hayat oluşturacağız? Nasıl sınırlamalarımızdan, köleliklerimizden çıkacağız? “İnsan kendisini sanki Mısır’dan çıkmış gibi görmelidir” ifadesini nasıl yaşayacağız?
Gelin Mamad’larımızda otururken, Fareyi hapsedelim, içsel delikleri de kapatalım ve gerçek iç noktaya yönelelim.
Kutsal Olan’a şükredelim, Tanrı’nın her an bizim için yaptığı ve yapmakta olduğu bütün mucizeleri düşünerek, Pesah Seder’ini hayatımıza taşıyalım.
Akarat Atov ile dünyanın karanlığını aydınlatalım.
Hag Sameah
Efraim Özşardaş
Bir önceki yazımı okudunuz mu?


Yorumlar