Gerçek ile Görüntü Arasında Sıkışan Savaş: FAKE NEWS
- 21 saat önce
- 3 dakikada okunur

40 gün süren savaş bitti mi? Pakistan’da gerçekleşmekte olan müzakerelerden bir sonuç çıkar mı? ABD ve İsrael hedeflerine ulaştı mı? Bu tür soruları sonsuza dek çoğaltabilir ve masanın hangi tarafında oturduğunuza bağlı olarak da oldukça farklı yorumlarda bulunabilirsiniz. Ben konuya farklı bir açıdan değinmek istiyorum.
Son savaşta dikkat çeken en önemli cephelerden biri, belki de hiç sözü edilmeyen bir alan, bilgi cephesiydi… Artık savaşlar sadece tanklarla, uçaklarla değil; görüntülerle, gazete başlıkları veya birkaç saniyelik videolarla yürütülüyor. Ve çoğu zaman bu cephede kazanan taraf, sahadaki gerçeklerden bağımsız olarak algıyı yöneten oluyor. Ne yazık ki İsrael sıfır “Hasbara” (kamu diplomasisi) ile hep kaybeden taraf oluyor. En azından benim bağlı olduğum coğrafyada…
Genç bir kesim “anti-İsrail/antisemit” aktivist tarafından oluşturulan çok geniş bir platforma yönelik paylaşımlarla, İran Devrim Muhafızları’na bağlı medya ağları ve Hizbullah’ın medya organı “Al-Manar” görsel manipülasyonlarla “İsrael zayıf” algısını yaratmaya, böylece İran/Hizbullah tabanına moral yaymaya çalışıyorlar. Kamuoyunda İsrael karşıtı bir dalga yaratılırken en önemlisi ABD ve Avrupa siyasetini dolaylı olarak etkilemeyi amaçlıyorlar ve büyük ölçüde başarıyorlar da…
İsrael ile İran arasında yaşanan savaşta sosyal medyada dolaşıma giren birçok görüntü, gerçekte o çatışmaya ait bile değildi.

Yukarıda 2016 yılında Suriye’nin Halep kentinde çekilmiş yoğun bombardıman görüntüleri, yıllar sonra bu kez “Tel Aviv vuruldu” başlığıyla yeniden dolaşıma sokuldu. Görüntü gerçekti, savaşta çekilmişti. Ancak 2026 yılında Tel Aviv’de değil, on yıl önce Halep’te çekilmişti… İzleyenin ise bu ayrımı yapması neredeyse imkânsızdı.

Benzer şekilde, Ukrayna savaşına ait gece çekiminde füze saldırıları “İsrail’de apartman vuruldu” diye paylaşıldı. Ukrayna savaş görüntülerinin yanlış bağlamda kullanıldıkları Reuters Fact Check ve AFP Factuel tarafından doğrulandı.


Yukarıda yer alan iki fotoğrafta olduğu gibi, Lübnan ve Irak’ta geçmişte yaşanmış çok sayıda büyük patlama görüntüsü de benzer şekilde “İsrael’e büyük saldırı” diye paylaşıldı.
Ayrıca bu tür sahte paylaşımlarda bulunanların gerçek görüntüler kullanmak gibi bir zorunlulukları da yoktu. Video oyunları ne güne duruyor? Aşağıdaki fotoğrafta göreceğiniz gibi Arma 3 adlı askeri simülasyon oyunundan alınan görüntüler, “İsrael askeri üssü vuruldu” şeklinde servis edildi ve milyonlarca kişiye ulaştı.

Bu paylaşımlar rastlantısal değil. Aksine, belirli bir mantıkla işleyen bir sistemin parçaları. Çünkü bu görüntülerin ortak özellikleri var: hepsi gece çekilmiş, şok edici bir özelliğe sahipler… Yani tam olarak viral olmaya uygunlar. Ve bu kısa videolar X/Telegram, TikTok ile terör örgütü Hamas ve Hizbullah’tan yana, demokrasi için savaşan 30 bin kişiyi katleden Molla rejimi için kılını kıpırdatmayan anti-İsrael gençliğe bire bir hitap ediyor.
Daha da önemlisi, bu içerikler sosyal medyada kalmıyor. Bir süre sonra televizyon ekranlarına, haber sitelerine ve hatta köşe yazılarına kadar sızıyor. Sosyal medyada paylaşılan görüntüler çoğu zaman sorgulanmadan yeniden üretiliyor. Çoğu zaman da içeriklerine karşı olanlar tarafından yeniden paylaşılan bu videolar istenmeden de olsa böylece daha da viral hale getiriliyor.
Bazı gazeteler ve TV kanallarında savaşın ilk saatlerinde; “İsrael’e ağır saldırı”, “Tel Aviv vuruldu”, “Demir Kubbe aşıldı”, “İsrael ağır darbe aldı” türünden kesin başlıklar altında verilen haberlerde amaç İran’ın etkisinin abartılmasıydı. Bu haberlerin çoğu X/Telegram kaynaklıydı ve hiçbir doğrulama yapılmadan aktarıldı.

“Demir Kubbe aşıldı” haberiyle İsrael savunma sistemi çökertilmiş gibi bir algı verilmeye çalışılırken imha edilemeyen az sayıda füzenin yanı sıra, savunma sistemleri tarafından düşürülen füzelerdeki yüzde 90 başarı oranına hiç değinilmemesi tamamen taraflı bir yayının yapılmış olduğunu ortaya koymaktaydı.
Açıkçası Al Jazeera, tamamen tarafsız olmasa da, uluslararası gazetecilik standartlarına daha yakın bir çizgi izledi. Bu süreçte ne yazık ki bazı yayın organları çoğu zaman bilginin kaynağı değil, taşıyıcısı oldu. Sosyal medyada üretilen anlatılar, doğrulanmadan ekranlara taşındı.
Diğer yandan, diyebiliriz ki modern savaşın doğası değişti. Artık hedef sadece askeri üstünlük değil, psikolojik üstünlük de büyük önem taşımakta. Karşı tarafın kamuoyunu etkilemek ve uluslararası algıyı şekillendirmek de en az sahadaki başarı kadar önemli hale geldi. İsrael maalesef Batı dünyasını İran molla rejimi tehdidine ve tehlikesine karşı ikna edemedi. Avrupa ülkeleri pasif kaldı.
Sonuçta ortaya çıkan tablo şu: Gerçek ile görüntü arasındaki mesafe açıldıkça, izleyici de kendini boşlukta hissediyor. Neye inanacağını, neye inanılması gerektiğini bilemez duruma geliyor. Hele o izleyici sürekli taraflı yayınların hedefinde ise…
Av.Yakup BAROKAS
IYT dip not :
İfade edilen görüşler İYT web portalının editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Yazarların düşünceleri sadece kendilerini bağlar.
Bir önceki yazımı okudunuz mu?



Yorumlar