Eyvah oğlum Dati mi olacak?
- Efraim Özşardaş

- 49 dakika önce
- 4 dakikada okunur

Bir kadın, Hahama gelir.
“Rabi, mutlaka yardım etmelisiniz. Tek oğlum var; güzel, sevimli, yakışıklı, zeki — aklını yitirdi! Onu kurtarın.”
Haham der ki: “Oğlunu sinagogda gördüm. Sağlam görünüyor, iyi görünüyor.”
“Tamam haham efendi ama çocuk deli,”
“Anlatın, ne oldu?
“Oğlum sadece koşer yemeye başladı, üstelik en sıkı ölçülere göre. Her gün tefillin takıyor, Rabenu Tam tefillinlerini de. Şabat’ı en ince ayrıntısına kadar, en ağır hükümleriyle koruyor. Haftanın yedi günü sinagoga gidiyor, sürekli kipa takıyor; şimdi hatta tsitsit de giymeye başladı. Evimizin her kapısına mezuza istiyor; mutfağımızı tamamen koşerleştirmek istiyor.
Rabi, oğlumu bu sapkınlık ve delilik yolundan kurtar!”
“Bir soru sormama izin verir misiniz? Oğlunuzu bu ‘delilikten’ çıkarmam için bana geliyorsunuz; ama biliyorsunuz ki ben de bütün bunları yapıyorum. Her gün sinagoga gidiyorum, koşer ve Şabat’a riayet ediyorum, tefillin takıyorum. Yani birinci ‘deli’ olarak bana gelip ikinci ‘deli’ye yardım etmemi istiyorsunuz. Sizi anlamıyorum.”
Anne cevap verir: “Rav nasıl kıyaslayabilir? Rav bunları geçimini sağlamak için yapıyor; bunun karşılığında ücret alıyor. Oğlum ise bunları inançla yapıyor; gerçekten inanıyor.”
Gelin bu “Deli” oğlanın bu çılgınlıkları, ne için yapmış olabileceğini bir araştıralım!
On Emir’in başlangıcı şudur : ANOHI ASHEM ELOKEHA ASHER OTSETIHA MEERETS MITSRAYIM MIBET AVADIM
“Ben seni Mısır diyarından, köleler evinden çıkaran Tanrın Aşem’im”
“Bu ‘köleler evinden’ ne demektir?” “Ben seni Mısır’dan çıkardım” zaten yeterli; Mısır’da ne olduğunu hepimiz biliyoruz. Peki “köleler evi” ifadesi neden gerekli?
Peki bunun On Emir’in başında yer almasının anlamı nedir?
Neden Tanrı Tora’yı Mısır’dan Çıkış’tan sonra verdi? Neden önce vermedi? İsrailoğullarına, daha Mısır’dan çıkmadan önce, “Size kim olduğunuzu söyleyeyim, size Tora’yı- On Emir’i, bütün yasaları ve hükümleri- vereyim; sonra Mısır’dan çıkalım” diyebilirdi. Zaten bütün amaç buydu: “Seni Mısır’dan çıkaracağım ve bu dağda Tanrı’ya hizmet edeceksiniz.”
Korkuyla (YİRA) hizmet eden kişi “köle” düzeyindedir; sevgiyle (AAVA) hizmet eden ise “evlat” gibidir.
Eğer Tanrı Tora’yı Mısır’dan çıkmadan önce verseydi, İsrail Tora’yı korkudan kabul ederdi- çünkü “Eğer kabul etmezsek bizi Mısır’dan çıkarmaz” diye düşünürlerdi. O zaman Tora’yı kabul edişleri hep kölelik bilinciyle olurdu:
“Neden kabul ediyorum? Çünkü özgürlüğümü istiyorum.”
Bu yüzden Tanrı onları önce özgürleştirdi.
“Artık serbestsiniz; istediğiniz yere gidebilirsiniz, Firavun’un boyunduruğu yok.” Sonra Tora’yı aldılar.
Peki şimdi neden kabul ediyorsunuz? Sevgiden. Artık köle değil, evlat konumundasınız.
“Ben seni Mısır’dan, köleler evinden çıkaran Tanrı’nım.”
“Köleler evinden” Mİ BEYT AVADİM demek, Firavun’dan ya da Mısır’dan değil; ‘kölelik bilincinden’ çıkarıldınız demektir. Yani Tanrı’ya sadece köle gibi değil, evlat gibi bağlanın. Hizmetiniz yalnızca kölece olmasın; evlatça da olsun.
Bu yüzden Tora, Mısır’dan çıktıktan sonra verildi: Onu içsel özdeşleşme, derin sevgi yerinden kabul edesiniz diye. Bu, Tora Verilişi’nin özüdür: Kölelik düzeyinde kalmamak.
Bu neden zorunluydu? Çünkü Tora’nın içinde bu potansiyel vardır. Elbette bazen Tanrı’ya, “göksel krallığın boyunduruğunu” kabul eden bir köle gibi hizmet ederim. Ama Tora Verilişi’nin yeniliği neydi? Tora’yla derin bir içsel özdeşleşme. Tora böyle kabul edildi.
Moşe’nin kayınpederi, o zamanın tüm Putperest çalışmalarını bilen Yitro’nun, her şeyi bırakıp, Sinay çölündeki Tora yoluna girmesini sağlayan neydi? Yahudilik hakkında bir şeyler duyduğunda, ruhunun en derin yerinde onu heyecanlandıran neydi?
O, yeni, devrimci, yenilikçi; en önemlisi kişisel, derin, otantik bir şey duydu. Bu, hayatını yeniden düşünmesine yol açtı. İsrail’in Tanrısı adeta onu kışkırttı; burada bir anlam vardı. Bu, onda varoluşsal bir iç ateş yaktı; her gün yeniden keşfedilen bir alev. Ah ! bu bambaşka bir deneyim.
Ve işte kendime her gün sormam gereken soru:
Yahudiliği telkin ediyor muyum, hedef odaklı mıyım? Bunu yapma sebebim acaba mesleğim, çerçevem, geçim kaynağım olması mıdır?
Yoksa Tanrı gerçekten her gün, her saat, kalbimin içinde yaşıyor mu?
Açık bir kalbin ne olduğunu biliyor muyum?
Tanrı’yla en içteki duygularımı - korkularımı, güvensizliklerimi, acılarımı, en derin ikilemlerimi - paylaşıyor muyum; yoksa Tanrı, gökte bir yerde duran sabit, robotik bir varlığa mı dönüşüyor?
Tora öğrenimi, mitsvaları uygulamak beni Tanrı’dan zevk almaya, egomun ötesine geçmeye, karakterimi geliştirmeye, iç görümü keskinleştirmeye; daha otantik bir insan, daha derin bir eş, daha duyarlı bir baba, daha gerçek bir dost olmaya zorluyor mu?
Mitsvayı tutkuyla, güçle, ateşle mi yerine getiriyorum?
Ajandasız yaşamayı biliyor muyum?
Bazen eksikliklerden konuşuyoruz da, Yahudi halkının—tüm renkleri ve cemaatleriyle—o muhteşem, yüce, harika erdemlerini hesaba katmıyoruz. Ve yine de, bazılarımız pek çok evde, mahallede ve cemaatte, bu kıymetli çerçevenin içinde kendimizi kaybedebileceğimizi de biliyoruz. Özellikle de ebeveynlerin bize şunları fiilen göstermediği evlerde büyüdüysek:
Kendine saygı nedir? İçindeki melodiyi dinlemek nedir? Kendi hakikatinle yaşamak ve onu onurlandırmak nedir?
Kendi öz değerini bilmek; bazen akıntıya karşı yüzmeyi bilmek ve bir şey sana uymuyorsa, sana sağlıklı gelmiyorsa “hayır” diyebilmek…
Bugün dişlerimi temizliyorum; dün de yaptım. Bugün tefillin bağlıyorum; dün de yaptım. Bugün yıkanıyorum; dün de yaptım. Bugün Minha duasını kıldım; kılıyorum.
Hayatta artık beni tetikleyecek bir şey kalmadı. Kendimi yeniden icat etmeye, yeniden doğmaya cesaretim yok. Artık kendimin bir kopyasıyım. İhtiyar adam, zaten maymun gibidir hep başkasını taklit eder. Ben artık kendimi taklit ediyorum. Artık dünyamdaki görevimi düşünmek için durup düşünmüyorum:
Kimim ben, içeride ne oluyor, yüzeyin arkasında ne var? Yüzeyselliğin ardında ne oluyor? İçimde hangi yalan saklı? Yaltaklanma, kıskançlık, nefret, politika ve palavraya dair hangi dürtü var? Artık orada değilim; ihtiyarım, artık “çıkan sonuç”tayım; kendimi taklit ediyorum.
İnsan, kalbinin eğilimini - ruhun hastalığını, “küçüklük hâlini” - fark ederse, bu farkındalıkla kendini tatlılaştırabilir, iyileştirebilir. Ama eğer “İçindeki en derin BEN ” gizliyse ve hastalığını ruhsal düzeyde tanımıyorsa, yarasına şifa yoktur.
Temellerin temeli şudur: Hakikate açık olmak.
ANOHI ASHEM ELOKEHA ASHER OTSETIHA MEERETS MITSRAYIM MIBET AVADIM BEHOL YOM VAYOM
“Ben seni Mısır’dan, köleler evinden çıkaran Tanrı’nım”—her gün.
Yahudilik gerçek, otantik, içsel bir şey olsun diye. Kimseyi taklit etmemek için. Tanrı’nın canlı olması için. Hakikatten konuşmak için; çerçevelerden ve taklitlerden değil.
Avoda (Çalışma) ne demektir? Şeyleri içselleştirmek; karakter özelliklerim üzerinde çalışmak; bunları egonun içine, korkuların içine, kaygıların içine, günlük hayata indirmek.
Her gün, şu söz gerçek olsun diye:
“Ben seni Mısır’dan, köleler evinden çıkaran Tanrı’nım.”
Efraim Özşardaş
Bir önceki yazımı okudunuz mu?





Yorumlar