top of page

“Büyük İsrael” Söylemi: Basında Bir Anlatının Yolculuğu

  • 13 dakika önce
  • 6 dakikada okunur

 



Son yıllarda “Büyük İsrael” söylemi, özellikle savaş ve kriz dönemlerinde medyada daha görünür hale geldi. Bu anlatı, çoğu zaman Tevrat’ta geçen “Arz-ı Mev‘ud” kavramına dayandırılarak, İsrael’in Nil’den Fırat’a uzanan geniş bir coğrafyayı hedeflediği iddiasını dile getirir. “Arz-ı Mev’ud” ifadesi Yahudi inancına göre Allah’ın Avraam’a ve onun soyundan gelenlere vermeyi vaat ettiği topraklar için kullanılır.

 

Ancak bu iddianın modern devlet politikasıyla doğrudan örtüştüğüne dair hiçbir somut kanıt bulunmamaktadır. Tam tersine, İsrael her zaman savaşlar sonrası edindiği toprakları barış adına geri vermeyi tercih etmiştir.

Mısır- İsrael arasında 26 Mart 1979’da Likud Partisi Lideri Menahem Begin ve Mısır Devlet Başkanı Enver Sedat arasında imzalanan “Camp David” anlaşması sonucunda İsrael savaşta edindiği topraklardan ve Sina Yarımadası’ndan tamamen çekilmiş, son nokta olan Taba’yı da iade etmiştir. Ancak o dönemde Mısır Gazze’yi geri almaktan imtina etti, başına bela istemiyordu. Keza İsrael, Başbakan Ariel Şaron liderliğinde 2005 yılında “Ayrılma Planı” kapsamında Gazze’den tek taraflı çekildi.

 

26 Ekim 1994’te Kral Hüseyin ve İsrael Başbakanı Yitzhak Rabin arasında imzalanan barış anlaşması gereğince Ürdün’ün fazla bir toprak iadesi talebi olmadı. Kral, Batı Şeria bölgesi (Yehuda ve Shomron)’da yaşayan Filistinlilerin iktidarı yönünden tehlike oluşturabileceğini düşünmekteydi. Zaten Kara Eylül olaylarında (1970-71) Kral Hüseyin devlet içinde devlet gibi davranan Filistinlilerden on bine yakınını öldürtmüştü. Bu topraklarda Özerk Bir Filistin Yönetiminin oluşturulması öngörüldü.

 

Görüldüğü üzere İsrael’de, hükümetin gündeminde, “Büyük İsrael”i oluşturmak yönünde bir gündem bulunmadığı gibi halk da kendi küçük ülkesinde yaşamaktan oldukça memnun. Yeter ki, Hamas ve Hizbullah terör örgütlerinin sürekli saldırılarına ve İran’ın İsrael’i yok etme tehdit ve eylemleriyle karşı karşıya kalmasın. [1]

 

Türkiye’nin bazı yayın organlarında son ara “Büyük İsrael Projesi” söylemi genellikle köşe yazıları, yorumlar ve televizyon tartışmalarında oldukça öne çıkmakta. Özellikle kriz anlarında, bazı gazeteler ve televizyon programları, tarihsel ya da dini referansları güncel jeopolitik hedefler gibi sunma eğilimindeler. Farklı komplo teorileri üretiliyor.

 

Sosyal medyada dolaşıma giren haritalar- çoğu zaman kaynağı belirsiz veya bağlamından koparılmış- “gizli plan” iddialarıyla birlikte paylaşılıyor. Bu durum, okuyucuda güçlü bir tehdit algısı yaratırken, analitik zemini zayıf bir tartışma ortamı oluşturulmakta. Ana akım sayılabilecek “Hürriyet” gibi yayınlarda ise konu genellikle daha temkinli olarak ele alınmakta ve “iddia” (bir görüşe göre) çerçevesinde sunulmaktadır.

 

Arap medyasında ise söylemin daha sistematik ve baskın bir şekilde işlendiğini görüyoruz. Bazı yayın organları, İsrael’in bölgesel politikalarını değerlendirirken “genişleme stratejisi” kavramını merkeze almakta ve bunu tarihsel-dini referanslarla desteklemeye çalışmaktadırlar. Özellikle “Al Jazeera” gibi daha geniş kitlelere hitap eden platformlarda bile, zaman zaman bu tür iddiaların tartışma programlarında gündeme taşındığı görülüyor. Bununla birlikte, bu platformlarda karşıt görüşlere de yer verilerek daha dengeli bir tartışma zemini oluşturulmaya çalışılıyor.

 

Genelde izlenen yol şu; bu söylemin yaygınlaşmasının ardında birkaç temel dinamik bulunuyor: bölgesel çatışmaların yoğunlaşması, sosyal medyanın doğrulanmamış bilgiyi hızla yayması ve politik aktörlerin kamuoyunu mobilize etme ihtiyacı. “Büyük İsrael” anlatısı, bu bağlamda, yalnızca bir dış politika iddiası değil; aynı zamanda bir algı yönetimi aracına dönüştürülüyor.

 

Sonuç olarak, “Büyük İsrael” söylemi, kimi Türk ve Arap ülkeleri basınında farklı tonlarda işlenmekle birlikte, çoğu zaman somut verilerden ziyade tarihsel yorumlara ve politik pozisyonlara dayanmaktadır. İsrael’in devlet politikası olarak güvenlik önlemleri dışında hiçbir zaman sınırlarını genişletme gibi bir stratejisi olmamıştır.

 

Bu nedenle, kendini bilen araştırmacı/yazarlar sağlıklı bir analiz için bu tür iddiaları değerlendirirken kaynakların niteliklerini ve bağlamlarını her türlü art niyetten uzak bir şekilde sorgulamaları, Ortadoğu’da iklimin yumuşamasına da yardımcı olacaktır. Ucubeler yaratıp düşmanlıkları körüklemekten kısa vadeli politik rantlar dışında bir yarar sağlanamaz.

[1] ) Mevcut koalisyonun içinde Ben Gvir ve Smotrich’in liderleri oldukları aşırı sağ partileri tutan ufak bir azınlığın Gazze, Suriye gibi yerlerde yerleşimlerden yana olduklarını da not olarak geçelim.


 


Üç şeyhin fotoğraftaki sıralamaları rastlantısal değildir.

Devletin kurucusu ve ilk başkanı Şeyh Zayed bin Sultan El Nahyan ortada yer alır

Sağda, Şeyh Mohammed bin Zayed El Nahyan, BAE Devlet Başkanı ve Abu Dabi Emiridir.

Solda en sonda ise, geleceği simgeleyen, BAE Başkan Yardımcısı, Başbakanı ve Dubai Emirliği’nin hükümdarı Şeyh Raşid El Mektum’un resmi yer almaktadır.

 

Bu düzenin nedeni, 1971’de BAE’nin kurulmasına giden sürecin temelini oluşturan 1968 tarihli anlaşma ve çölde bir çadırda imzalanan protokoldür.


Çadır Anlaşması 18 Şubat 1968
Çadır Anlaşması 18 Şubat 1968

Forbes dergisi tarafından servetinin 12,3 milyar dolar olduğu tahmin edilen dünyanın en zengin beşinci devlet başkanı Şeyh Raşid El Mektum 1995 tarihinde ülkenin çehresini tamamen değiştirmeye karar verir, yapay takımadalar topluluğu olan Palmiye Adaları’nın oluşmasına, ayrıca dünyanın en yüksek binası Burc Halife’nin yapımına öncü olur. Ülke, yirmi beş yıl gibi kısa bir süre içinde geleceğe yönelik bu güçlü vizyon sonucunda dünyanın en modern şehri kimliğini kazanır.


Şeyh Raşid El Mektum
Şeyh Raşid El Mektum

Şeyh Raşid El Mektum sadece Dubai’nin modernleşme projelerinin öncüsü değil aynı zamanda büyük bir hayırsever olarak bilinmektedir. El Mektum, Arap ülkeleri ile gelişmiş ülkeler arasındaki eğitim düzeyi farkının giderilmesi için çalıştı. Yoksul ülkelerde bir milyon çocuğu eğitmek ve kör çocuklara destek amacıyla uluslararası kampanyalar başlattı. Petrolün geçici olduğuna ilişkin şu sözü tarihe geçti:

Dedem deveye bindi, babam deveye bindi, ben Mercedes’e biniyorum. Oğlum Land Rover’a binecek ama torunum yine deveye binebilir.”

 

Ayrıcalık değil anlaşılmak

Havaalanının karmaşası içinde nerdeyse tüm duvarlarını kapsayan “naif sanat” veya “outsider art” diyebileceğimiz panoları izliyorum.



Panoların yanında açıklamalar var; “Mawaheb” Arapça “yetenek” anlamına gelmekteymiş. “Mawaheb from Beautiful People”, Dubai hükümdarı Raşid El Mektum’un talimatı doğrultusunda “özel ihtiyaçları olan” (engelli) yetişkinler için kurulmuş bir sanat merkezi.

“Özel ihtiyaçları olan” deyimi ile öğrenme güçlüğü yaşayan zihinsel engelli ve otizm spektrumunda olan kişiler belirtilmek istenmekte, ancak “yetenek” anlamına gelen “Mawaheb ifadesiyle de engelli olmaları değil potansiyelleri vurgulanmaktadır.

 

Böylece bu kişilere sanat aracılığıyla yaşam becerilerini geliştirme fırsatı sunulurken herkesin kendine özgü bir şekilde yaratıcı olabileceği gösterilmektedir. Bu ilham verici sergi, yetenek, tutku ve kararlılığı sergileyerek her bireyin getirdiği özgün yaratıcı enerjiyi ortaya koymaktadır.


Farklı panolarda şu sözler yer alıyor:

İnsanların şunu anlamasını istiyorum: Biz de dünyadaki herkes gibiyiz; aramızda hiçbir fark yok. İnsanların herkesi olduğu gibi kabul etmesini istiyorum” diyor James Casaki.

Engelli bireyler, kendi seçimlerini yapma özgürlüğüyle diledikleri yaşamı sürdürebilmelidir” diyor Meraal Ali.

Mariam İsmail de: “İnsanların sanatımın değerini görmesini ve onu takdir etmesini istiyorum” demekte.


Bu ifadeler, özel gereksinimleri olan bireylerin toplumdan beklentilerini en sade ve en güçlü biçimde dile getirmektedir. Onların istediği şey ayrıcalık değil; anlaşılmak, kabul görmek ve sahip oldukları yeteneklerle değerlendirilmektir.

 

Toplumun bir parçası olarak üretmek, yaratmak ve katkıda bulunmak isteyen bu insanlar, bize farklılıklarının aslında bir engel değil, insanlığın zenginliği olduğunu hatırlatırlar. Bu kişileri yalnız ihtiyaçlarıyla değil, aynı zamanda yetenekleri, hayalleri ve potansiyelleriyle görmek gerekir. Verilmek istenen mesaj, herkesin olduğu gibi kabul edildiği ve her bireyin değerinin görüldüğü bir toplum yaratma arzusudur.

 

Squiggly Wiggly (Kıvrımlı Dalgalı) 2

Mawaheb” (yetenek) sergisinde yer verilen bir başka tarz da “Squiggly Wiggly” olarak isimlendirilen sanat akımı. Yaratıcı bir yaklaşımdan doğan “Squiggly Wiggly”; fikirlerin, dokuların, renklerin ve insanların bir araya gelerek oluşturduğu canlı ve neşeli bir sanat deneyimi. Yaratıcı süreç, katılımcıların yüksek tempolu müzik eşliğinde dans etmeleriyle başlıyor. Ardından herkes tuval üzerinde küçük bir çizim bırakıyor. Çoğu zaman, bu basit bir şekil ya da bir izdir. Ancak sürecin asıl büyüsü burada ortaya çıkıyor: Müzik her değiştiğinde sanatçıların tuvalleri de yer değiştiriyor. Böylece birinin başlattığı bir çalışma bir başkası tarafından tamamlanıyor. Kimi zaman mevcut çizim geliştiriliyor, kimi zaman da yeni bir yorumla yeniden şekillendiriliyor.

 

Son aşamada sahneye dokulu boya çıkıyor; “Squiggly Wiggly”. Sanatçılar, müzik eşliğinde hareket ederken tuval üzerinde özgür, kıvrımlı çizgiler bırakıyor; her şarkı değiştiğinde başka bir noktaya geçerek kompozisyonu birlikte örüyorlar. Ortaya çıkan eser her defasında benzersiz oluyor; yaratıcı, iyileştirici ve hepsinden önemlisi neşe dolu bir deneyimin izlerini taşıyor.


Abdullah Lutfi

 

Havaalanında duvar boyu ilerlediğinizde diğer sanat eserleri arasında, 1993 yılında BAE’de doğan Abdullah Lutfi’ye ayrılmış özel bir pano yer alıyor. Şöyle yazıyor: “Abdullah Lutfi dünyaya kendine özgü bir dikkat ve duyarlılıkla bakar; hiçbir ayrıntı onun gözünden kaçmaz. Sanatı, kendine özgü mizah anlayışıyla beslenen güçlü ve belirgin çizgileriyle yansıtır.”

Abdullah Lutfi, Dubai’de “özel gereksinimli bireyler” için faaliyet gösteren “Mawaheb from Beautiful People” adlı sanat stüdyosunun öğrencisidir.


2013 yılında Abdullah’tan, Dubai’nin dört bir yanında görülen “ArtBus”ın3 dış yüzeyini süsleyecek bir sanat eseri tasarlanması istenir. Sanatçı bu çalışmasında sanatını kentsel ve kamusal alanla ilişkilendirir.

 

Sanatçının son çalışmalarından biri ise Dubai Uluslararası Havalimanı’nı betimleyen eseridir. Bu çalışma, dünyanın en yoğun havalimanlarından birinin içindeki yaşamı eğlenceli bir bakışla gözler önüne seriyor. Ancak bu gerçekçi bir fotoğraf değildir, insanların hareketleri, yolcular, şehir ve uçak trafiği zengin bir hayal gücünün ürünüdür.

Dünyayı son derece dikkatle izleyen Abdullah’ın çizimlerinde çok sayıda küçük sahneler ve detaylar yer almakta. Onun için en küçük ayrıntılar bile büyük önem taşıyor. Kalın ve belirgin çizgilerle gerçekleştirdiği çalışmaları karikatür havası da taşıyor.  


27 yaşındaki sanatçının 116 tuvalden oluşan, tamamı siyah keçeli kalemle yapılmış koleksiyonu Dubai’deki Finans Merkezi “Cuadro Gallery”de sergileniyor. Bu sergide Abdullah Lutfi otizm yolculuğunu paylaşıyor.

Dubai’de bulunduğum süre içinde beni derinden etkileyen, ülkeye uluslararası görünürlük kazandıran devasa binaların ve teknoloji kullanımının yanı sıra havaalanında izlediğim sergidede ifadesini bulan ve genelde her solukta hissedilen insani yaklaşım tarzı oldu.

 

Dipnotlar:

1 BAE’nin esas havaalanı, dört kilometre uzunluğunda dünyanın en işlek altıncı havalimanı olan Dubai Uluslararası Havalimanı’dır. El Maktum Havalimanı genelde ticari ve lojistik amaçlıdır.

2 “Squiggly Wiggly” Harry Potter’in 1992 yılında kuzeni Dudley Dursley’i korkutup uzaklaştırmak için uydurduğu büyülü sözlerdir.

3 ArtBus insan taşımayan ve çevresine ücretsiz sanat etkinlikleri sunan mobil bir stüdyodur. Bu otobüs evlerinden çıkamayanlara sanat dersleri sağlamaktadır.


Av.Yakup BAROKAS


IYT dip not :

İfade edilen görüşler İYT web portalının editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Yazarların düşünceleri sadece kendilerini bağlar.


Bir önceki yazımı okudunuz mu?






 

Yorumlar


Bizi Takip Edin
  • Facebook Basic Square
  • Twitter Basic Square
  • Google+ Basic Square
WhatsApp Image 2020-09-08 at 20.52.59 (1

İLETİŞİM

Telefon                           :+97236582936
Mail                                :turkisrael@gmail.com

 

KÜNYE

İYT Web Sitesi Künyesi:
Editör                             :Av.Yakup Barokas
Grafik Tasarım              :Şemi Barokas 
                                       Ovi Roditi Gülerşen

© 2018 by Turkisrael.org

bottom of page