Güzel insanlar ülkesi DUBAİ
- 4 gün önce
- 4 dakikada okunur

Medyada, “Türkiye Yeni Dubai olur mu?” konusunun pek gündemde olduğu bu günlerde amacım Singapur ile Las Vegas arasında bir model gibi görünen Dubai hakkında bir gezi yazısı yazmak veya Arap dünyasının ileri görüşlü liderlerinden söz etmek değil. Açıkçası, El Mektum Havalimanı’nda1 beklerken “Mawaheb from Beutiful People” sergisini görüp izlemeseydim bu satırları kaleme almayı düşünmeyecektim.
Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) 1971 yılında İngilizlerin Basra Körfezi’nden çekilmesinden sonra bağımsızlığını ilan eder. Petrol ve doğal gaz rezervleri sıralamasında dünyanın yedinci ülkesi olan BAE yedi emirlikten oluşmaktadır. Başkenti Abu Dabi, en büyük kenti ise Dubai’dir.
Son savaştan nasibini alan Dubai’de birçok otel, resmî kurum ve alışveriş merkezinde yan yana üç liderin portresini görürsünüz.

Üç şeyhin fotoğraftaki sıralamaları rastlantısal değildir.
Devletin kurucusu ve ilk başkanı Şeyh Zayed bin Sultan El Nahyan ortada yer alır
Sağda, Şeyh Mohammed bin Zayed El Nahyan, BAE Devlet Başkanı ve Abu Dabi Emiridir.
Solda en sonda ise, geleceği simgeleyen, BAE Başkan Yardımcısı, Başbakanı ve Dubai Emirliği’nin hükümdarı Şeyh Raşid El Mektum’un resmi yer almaktadır.
Bu düzenin nedeni, 1971’de BAE’nin kurulmasına giden sürecin temelini oluşturan 1968 tarihli anlaşma ve çölde bir çadırda imzalanan protokoldür.

Forbes dergisi tarafından servetinin 12,3 milyar dolar olduğu tahmin edilen dünyanın en zengin beşinci devlet başkanı Şeyh Raşid El Mektum 1995 tarihinde ülkenin çehresini tamamen değiştirmeye karar verir, yapay takımadalar topluluğu olan Palmiye Adaları’nın oluşmasına, ayrıca dünyanın en yüksek binası Burc Halife’nin yapımına öncü olur. Ülke, yirmi beş yıl gibi kısa bir süre içinde geleceğe yönelik bu güçlü vizyon sonucunda dünyanın en modern şehri kimliğini kazanır.

Şeyh Raşid El Mektum sadece Dubai’nin modernleşme projelerinin öncüsü değil aynı zamanda büyük bir hayırsever olarak bilinmektedir. El Mektum, Arap ülkeleri ile gelişmiş ülkeler arasındaki eğitim düzeyi farkının giderilmesi için çalıştı. Yoksul ülkelerde bir milyon çocuğu eğitmek ve kör çocuklara destek amacıyla uluslararası kampanyalar başlattı. Petrolün geçici olduğuna ilişkin şu sözü tarihe geçti:
“Dedem deveye bindi, babam deveye bindi, ben Mercedes’e biniyorum. Oğlum Land Rover’a binecek ama torunum yine deveye binebilir.”
Ayrıcalık değil anlaşılmak
Havaalanının karmaşası içinde nerdeyse tüm duvarlarını kapsayan “naif sanat” veya “outsider art” diyebileceğimiz panoları izliyorum.
Panoların yanında açıklamalar var; “Mawaheb” Arapça “yetenek” anlamına gelmekteymiş. “Mawaheb from Beautiful People”, Dubai hükümdarı Raşid El Mektum’un talimatı doğrultusunda “özel ihtiyaçları olan” (engelli) yetişkinler için kurulmuş bir sanat merkezi.
“Özel ihtiyaçları olan” deyimi ile öğrenme güçlüğü yaşayan zihinsel engelli ve otizm spektrumunda olan kişiler belirtilmek istenmekte, ancak “yetenek” anlamına gelen “Mawaheb” ifadesiyle de engelli olmaları değil potansiyelleri vurgulanmaktadır.
Böylece bu kişilere sanat aracılığıyla yaşam becerilerini geliştirme fırsatı sunulurken herkesin kendine özgü bir şekilde yaratıcı olabileceği gösterilmektedir. Bu ilham verici sergi, yetenek, tutku ve kararlılığı sergileyerek her bireyin getirdiği özgün yaratıcı enerjiyi ortaya koymaktadır.

Farklı panolarda şu sözler yer alıyor:
“İnsanların şunu anlamasını istiyorum: Biz de dünyadaki herkes gibiyiz; aramızda hiçbir fark yok. İnsanların herkesi olduğu gibi kabul etmesini istiyorum” diyor James Casaki.
“Engelli bireyler, kendi seçimlerini yapma özgürlüğüyle diledikleri yaşamı sürdürebilmelidir” diyor Meraal Ali.
Mariam İsmail de: “İnsanların sanatımın değerini görmesini ve onu takdir etmesini istiyorum” demekte.

Bu ifadeler, özel gereksinimleri olan bireylerin toplumdan beklentilerini en sade ve en güçlü biçimde dile getirmektedir. Onların istediği şey ayrıcalık değil; anlaşılmak, kabul görmek ve sahip oldukları yeteneklerle değerlendirilmektir.
Toplumun bir parçası olarak üretmek, yaratmak ve katkıda bulunmak isteyen bu insanlar, bize farklılıklarının aslında bir engel değil, insanlığın zenginliği olduğunu hatırlatırlar. Bu kişileri yalnız ihtiyaçlarıyla değil, aynı zamanda yetenekleri, hayalleri ve potansiyelleriyle görmek gerekir. Verilmek istenen mesaj, herkesin olduğu gibi kabul edildiği ve her bireyin değerinin görüldüğü bir toplum yaratma arzusudur.
Squiggly Wiggly (Kıvrımlı Dalgalı) 2
“Mawaheb” (yetenek) sergisinde yer verilen bir başka tarz da “Squiggly Wiggly” olarak isimlendirilen sanat akımı. Yaratıcı bir yaklaşımdan doğan “Squiggly Wiggly”; fikirlerin, dokuların, renklerin ve insanların bir araya gelerek oluşturduğu canlı ve neşeli bir sanat deneyimi. Yaratıcı süreç, katılımcıların yüksek tempolu müzik eşliğinde dans etmeleriyle başlıyor. Ardından herkes tuval üzerinde küçük bir çizim bırakıyor. Çoğu zaman, bu basit bir şekil ya da bir izdir. Ancak sürecin asıl büyüsü burada ortaya çıkıyor: Müzik her değiştiğinde sanatçıların tuvalleri de yer değiştiriyor. Böylece birinin başlattığı bir çalışma bir başkası tarafından tamamlanıyor. Kimi zaman mevcut çizim geliştiriliyor, kimi zaman da yeni bir yorumla yeniden şekillendiriliyor.
Son aşamada sahneye dokulu boya çıkıyor; “Squiggly Wiggly”. Sanatçılar, müzik eşliğinde hareket ederken tuval üzerinde özgür, kıvrımlı çizgiler bırakıyor; her şarkı değiştiğinde başka bir noktaya geçerek kompozisyonu birlikte örüyorlar. Ortaya çıkan eser her defasında benzersiz oluyor; yaratıcı, iyileştirici ve hepsinden önemlisi neşe dolu bir deneyimin izlerini taşıyor.

Abdullah Lutfi
Havaalanında duvar boyu ilerlediğinizde diğer sanat eserleri arasında, 1993 yılında BAE’de doğan Abdullah Lutfi’ye ayrılmış özel bir pano yer alıyor. Şöyle yazıyor: “Abdullah Lutfi dünyaya kendine özgü bir dikkat ve duyarlılıkla bakar; hiçbir ayrıntı onun gözünden kaçmaz. Sanatı, kendine özgü mizah anlayışıyla beslenen güçlü ve belirgin çizgileriyle yansıtır.”
Abdullah Lutfi, Dubai’de “özel gereksinimli bireyler” için faaliyet gösteren “Mawaheb from Beautiful People” adlı sanat stüdyosunun öğrencisidir.

2013 yılında Abdullah’tan, Dubai’nin dört bir yanında görülen “ArtBus”ın3 dış yüzeyini süsleyecek bir sanat eseri tasarlanması istenir. Sanatçı bu çalışmasında sanatını kentsel ve kamusal alanla ilişkilendirir.
Sanatçının son çalışmalarından biri ise Dubai Uluslararası Havalimanı’nı betimleyen eseridir. Bu çalışma, dünyanın en yoğun havalimanlarından birinin içindeki yaşamı eğlenceli bir bakışla gözler önüne seriyor. Ancak bu gerçekçi bir fotoğraf değildir, insanların hareketleri, yolcular, şehir ve uçak trafiği zengin bir hayal gücünün ürünüdür.
Dünyayı son derece dikkatle izleyen Abdullah’ın çizimlerinde çok sayıda küçük sahneler ve detaylar yer almakta. Onun için en küçük ayrıntılar bile büyük önem taşıyor. Kalın ve belirgin çizgilerle gerçekleştirdiği çalışmaları karikatür havası da taşıyor.

27 yaşındaki sanatçının 116 tuvalden oluşan, tamamı siyah keçeli kalemle yapılmış koleksiyonu Dubai’deki Finans Merkezi “Cuadro Gallery”de sergileniyor. Bu sergide Abdullah Lutfi otizm yolculuğunu paylaşıyor.
Dubai’de bulunduğum süre içinde beni derinden etkileyen, ülkeye uluslararası görünürlük kazandıran devasa binaların ve teknoloji kullanımının yanı sıra havaalanında izlediğim sergidede ifadesini bulan ve genelde her solukta hissedilen insani yaklaşım tarzı oldu.
Dipnotlar:
1 BAE’nin esas havaalanı, dört kilometre uzunluğunda dünyanın en işlek altıncı havalimanı olan Dubai Uluslararası Havalimanı’dır. El Maktum Havalimanı genelde ticari ve lojistik amaçlıdır.
2 “Squiggly Wiggly” Harry Potter’in 1992 yılında kuzeni Dudley Dursley’i korkutup uzaklaştırmak için uydurduğu büyülü sözlerdir.
3 ArtBus insan taşımayan ve çevresine ücretsiz sanat etkinlikleri sunan mobil bir stüdyodur. Bu otobüs evlerinden çıkamayanlara sanat dersleri sağlamaktadır.
Av.Yakup BAROKAS
IYT dip not :
İfade edilen görüşler İYT web portalının editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Yazarların düşünceleri sadece kendilerini bağlar.
Bir önceki yazımı okudunuz mu?







Yorumlar