“Büyük İsrael” Söylemi: Basında Bir Anlatının Yolculuğu
- 19 saat önce
- 3 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 11 saat önce


Son yıllarda “Büyük İsrael” söylemi, özellikle savaş ve kriz dönemlerinde medyada daha görünür hale geldi. Bu anlatı, çoğu zaman Tevrat’ta geçen “Arz-ı Mev‘ud” kavramına dayandırılarak, İsrael’in Nil’den Fırat’a uzanan geniş bir coğrafyayı hedeflediği iddiasını dile getirir. “Arz-ı Mev’ud” ifadesi Yahudi inancına göre Allah’ın Avraam’a ve onun soyundan gelenlere vermeyi vaat ettiği topraklar için kullanılır.
Ancak bu iddianın modern devlet politikasıyla doğrudan örtüştüğüne dair hiçbir somut kanıt bulunmamaktadır. Tam tersine, İsrael her zaman savaşlar sonrası edindiği toprakları barış adına geri vermeyi tercih etmiştir.
Mısır- İsrael arasında 26 Mart 1979’da Likud Partisi Lideri Menahem Begin ve Mısır Devlet Başkanı Enver Sedat arasında imzalanan “Camp David” anlaşması sonucunda İsrael savaşta edindiği topraklardan ve Sina Yarımadası’ndan tamamen çekilmiş, son nokta olan Taba’yı da iade etmiştir. Ancak o dönemde Mısır Gazze’yi geri almaktan imtina etti, başına bela istemiyordu. Keza İsrael, Başbakan Ariel Şaron liderliğinde 2005 yılında “Ayrılma Planı” kapsamında Gazze’den tek taraflı çekildi.
26 Ekim 1994’te Kral Hüseyin ve İsrael Başbakanı Yitzhak Rabin arasında imzalanan barış anlaşması gereğince Ürdün’ün fazla bir toprak iadesi talebi olmadı. Kral, Batı Şeria bölgesi (Yehuda ve Shomron)’da yaşayan Filistinlilerin iktidarı yönünden tehlike oluşturabileceğini düşünmekteydi. Zaten Kara Eylül olaylarında (1970-71) Kral Hüseyin devlet içinde devlet gibi davranan Filistinlilerden on bine yakınını öldürtmüştü. Bu topraklarda Özerk Bir Filistin Yönetiminin oluşturulması öngörüldü.
Görüldüğü üzere İsrael’de, hükümetin gündeminde, “Büyük İsrael”i oluşturmak yönünde bir gündem bulunmadığı gibi halk da kendi küçük ülkesinde yaşamaktan oldukça memnun. Yeter ki, Hamas ve Hizbullah terör örgütlerinin sürekli saldırılarına ve İran’ın İsrael’i yok etme tehdit ve eylemleriyle karşı karşıya kalmasın. [1]
Türkiye’nin bazı yayın organlarında son ara “Büyük İsrael Projesi” söylemi genellikle köşe yazıları, yorumlar ve televizyon tartışmalarında oldukça öne çıkmakta. Özellikle kriz anlarında, bazı gazeteler ve televizyon programları, tarihsel ya da dini referansları güncel jeopolitik hedefler gibi sunma eğilimindeler. Farklı komplo teorileri üretiliyor.
Sosyal medyada dolaşıma giren haritalar- çoğu zaman kaynağı belirsiz veya bağlamından koparılmış- “gizli plan” iddialarıyla birlikte paylaşılıyor. Bu durum, okuyucuda güçlü bir tehdit algısı yaratırken, analitik zemini zayıf bir tartışma ortamı oluşturulmakta. Ana akım sayılabilecek “Hürriyet” gibi yayınlarda ise konu genellikle daha temkinli olarak ele alınmakta ve “iddia” (bir görüşe göre) çerçevesinde sunulmaktadır.
Arap medyasında ise söylemin daha sistematik ve baskın bir şekilde işlendiğini görüyoruz. Bazı yayın organları, İsrael’in bölgesel politikalarını değerlendirirken “genişleme stratejisi” kavramını merkeze almakta ve bunu tarihsel-dini referanslarla desteklemeye çalışmaktadırlar. Özellikle “Al Jazeera” gibi daha geniş kitlelere hitap eden platformlarda bile, zaman zaman bu tür iddiaların tartışma programlarında gündeme taşındığı görülüyor. Bununla birlikte, bu platformlarda karşıt görüşlere de yer verilerek daha dengeli bir tartışma zemini oluşturulmaya çalışılıyor.
Genelde izlenen yol şu; bu söylemin yaygınlaşmasının ardında birkaç temel dinamik bulunuyor: bölgesel çatışmaların yoğunlaşması, sosyal medyanın doğrulanmamış bilgiyi hızla yayması ve politik aktörlerin kamuoyunu mobilize etme ihtiyacı. “Büyük İsrael” anlatısı, bu bağlamda, yalnızca bir dış politika iddiası değil; aynı zamanda bir algı yönetimi aracına dönüştürülüyor.
Sonuç olarak, “Büyük İsrael” söylemi, kimi Türk ve Arap ülkeleri basınında farklı tonlarda işlenmekle birlikte, çoğu zaman somut verilerden ziyade tarihsel yorumlara ve politik pozisyonlara dayanmaktadır. İsrael’in devlet politikası olarak güvenlik önlemleri dışında hiçbir zaman sınırlarını genişletme gibi bir stratejisi olmamıştır.
Bu nedenle, kendini bilen araştırmacı/yazarlar sağlıklı bir analiz için bu tür iddiaları değerlendirirken kaynakların niteliklerini ve bağlamlarını her türlü art niyetten uzak bir şekilde sorgulamaları, Ortadoğu’da iklimin yumuşamasına da yardımcı olacaktır. Ucubeler yaratıp düşmanlıkları körüklemekten kısa vadeli politik rantlar dışında bir yarar sağlanamaz.
[1] ) Mevcut koalisyonun içinde Ben Gvir ve Smotrich’in liderleri oldukları aşırı sağ partileri tutan ufak bir azınlığın Gazze, Suriye gibi yerlerde yerleşimlerden yana olduklarını da not olarak geçelim.
Av.Yakup BAROKAS
IYT dip not :
İfade edilen görüşler İYT web portalının editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Yazarların düşünceleri sadece kendilerini bağlar.
Bir önceki yazımı okudunuz mu?



Yorumlar