MENASHE CARMON İLE BAŞBAŞA
- Sara YANAROCAK

- 25 Ara 2025
- 6 dakikada okunur
Menashe Carmon toplumumuzun içinden çıkan ve haklı gururu hale gelen Türkiye kökenli, önemli Yahudilerden biri. Onu sizinle baş başa bırakıyorum.

Sevgili Menashe bize Türkiye'deki yıllarınızdan itibaren kendinizi anlatır mısınız?
6 Haziran 1946'da İstanbul'da doğdum. Babam kumaş tüccarıydı, annem ise ev hanımıydı. Benden on yaş küçük Stella adlı bir kız kardeşim var.
İlkokulu 2.Karma Musevi İlkokulu'nda, orta ve lise öğrenimimi Saint Benoit Fransız Lisesi'nde bitirdim.
Çocukken Galata'da yaşardık. Daha sonra Osmanbey'e taşındık. Şişli'de, Nissim Behar idaresindeki Mahazike Tora'ya devam ettim ve orada ''More'' oldum. Bar Mitzva sonrası oradaki birkaç arkadaşımla birlikte artık faaliyet göstermeyen Kültür-Sanat Derneğini kurduk. Amacımız İsrael ve Siyonizm konusunda eğitim vermekti. Yıl 1960. Derneğin kuruluş amacı, İbranice, İsrael coğrafyası, devlet sistem ve statüsü, kültürü vs. gibi konularda gençleri bilgilendirmekti. Bu arada açık havada piknikler yapar, folklorik danslar ve tiyatro yaparak cemaate açılırdık.
1964 yılında liseden mezun oldum ve hemen aliyah kararı aldım. İsrael'e tek başıma geldim. 18 yaşındaydım. Ailem aliyah yapmamı istemiyordu ama ben bunu kafama koymuştum ve uyguladım. Ailem Türkiye'de kaldı.
ALİYAH YILLARI
İsrael'e geldiğim zaman ilk kararım doğrudan orduya girmekti. Ancak beni hemen askere almadılar. Tsahal'e girebilmem için İsrael’de minimum 3 ay ikamet etmem gerekiyordu. Bu vakti değerlendirmek için o zaman Hertzliya'daki bir kibbutza girdim. Gönüllü olarak girdiğim kibbutzda, İbranice bildiğim için kibbutzun lise son sınıfına girdim, ve orada yaşayan bir ailenin himayesi altına girdim.
O yıl kibbuzun lise mezunu bütün gençleriyle birlikte Ağustos ayında askere gitmek üzere bir yıl boyunca orada yaşadım ve kibbutz yaşamını çok yakından tanımış oldum.
İstanbul'un nazik, naif, İsrael'den değişik görgüsünden, sabralara ayak uydurmaya, fiziki çalışmaya, traktörün üzerinden, tarım sulamacılığına, kümeslerde ve büyükbaş hayvanların ahırlarında, ağır çalışma koşullarını öğrendim.
ASKERLİK DÖNEMİ
1965 ile 1968 arası tankçı olarak görev yaptım. Tam terhisim yaklaşırken, 6 Gün Savaşı patlak verdi. Hativa 7'de tank kıta komutanı olarak savaşa katıldım. Süveyş Kanalı'na ulaşan ilk tank bizimkiydi. O sırada yanımıza ulaşan bir helikopter pilotuna savaşın başından beri benden haber alamayan aileme yazdığım mektubu verdim ve Türkiye'ye postalattım. O mektubu alan ailemin sevincini sanırım hayal edebiliyorsunuz.
Kippur Savaşı (1973) öncesi, ordu benim askeri sınıfımı değiştirdi ve istihbarat bölümüne aldı. 60 yaşıma kadar her sene bir aydan fazla miluim (yedek asker) görevimi yerine getirdim.
ÜNİVERSİTE YILLARI
1968 yılında Yeruşalayim'deki İbrani Üniversite'sine girdim (Universita İvrit). Ben oraya girdiğimde artık ole hadaş olduğumu unutmuştum bile. Benim gençlik hayallerimde kimya mühendisi olmak vardı. Nitekim orada da kimya sınavına girdim. Bölümü kazandım ve kaydoldum. Nedir ki kimya sınıfının henüz ilk dersinde kimya istemediğimi fark ettim. Üniversite idaresine başvurdum bölümümü değiştirmek istediğimi söyledim. Kabul ettiler. Ekonomi (kalkala) ve sosyoloji bölümlerine kaydoldum. Çift dalda mezun oldum. Ardından ekonomi ve işletme master'larını yaptım.
EVLİLİK VE AİLE KURMA
Eşim Mazal ile İsrael'e geldiğim ilk zamanlarda tanışmıştım. Bir arkadaşımın akrabasıydı. Adı Mazal Natan'dı. İnişli çıkışlı bir arkadaşlığımız oldu ve 1971 yılında evlendik. İki oğlumuz ve bir kızımız var. Çocuklarımız Avi, Orit ve çok sonra gelen İtay'dan 7 torunumuz oldu. Şu anda en küçüğü 1,5 yaşında bir kız ve evimizin neşesi. Bu günlerde askerlik görevini yapan üç torunumuz var. Çocuklarım kendi mesleklerinde çok başarılı iş insanları.
Eşim Mazal'ın esas mesleği tekstil tarihi öğretmenliği ve tasarımcılığıdır. Bunun yanı sıra değerli bir sanatçıdır, kendi sanat atölyesi var.
Her cuma akşamı geleneksel Şabat yemeği buluşması bütün ailenin beklediği en büyük keyiftir.

İŞ HAYATI
Askerliğimi üniversite eğitiminden önce yapmış olmam, hemen ilk yıllarda paralel olarak profesyonel olarak iş hayatına atılmam, bir sabra ile evli olmam, 6 Gün Savaşı'na katılmış olmak, İsrael'li olmama ve yerel sosyal hayatın bir parçası olarak intibak etmemi ve algılanmamı sağladı.
Karakterimin bir parçası olan değişim ihtiyacı, o yıllarda kurabildiğim kişisel, sosyal ve profesyonel ilişkiler, çeşitli sektör ve gruplarda olmanın oluşturduğu tesadüfler, bana yeni yollar açtı ve kullanabileceğim fırsatlar yarattı.
a) Öğrenci olarak İsrael Merkez Bankası ve sonra Maliye Bakanlığı'nda analist olarak başlayarak, 5 yıl boyunca, bakanlığın sigorta ve banka sektörü müsteşar yardımcılığı yaptım.
b) Bu görev İsrael finans sektörünü tanınmamı sağladı ve 1975 yılında Bank Hapoalim Genel Müdür Yardımcılığı'na atandım. Bankadaki 5 yıllık çalışmamda ülkenin en büyük şirketleri ve yöneticilerini, sendika ve devlet organ ve bakanlıklarını yakından tanıdım.
Bu yıllarda ekonomik meslek hayatımın zirvesi sayılabilecek Emeklilik Fonlarının Reformunu ülke bazında sendika-maliye bakanlığı ve özel sektör üçlü anlaşmaya varılmasında ve bugüne kadar uygulanan emeklilik yasaların sistemini oluşturmasında öncü oldum.
c)1980-1984 yılları arasında Migdal Sigorta Şirketi'ni yönettim. İsrael'in en büyük sigorta şirketi yönetimi oluşu dışında, İsrael'de ilk olarak sigorta şirketinin emekli fonunu lanse ettik.
Bu senelerde, İsrael'de hem bankacılık hem sigorta hem de emeklilik fonlarından anlayan ve tanıyan çok az kişi vardı.
Buna rağmen, yine bir tesadüf eseri, bu kariyeri geride bırakarak sanayi ve ticaret şirketleri ortaklığı ve yönetimine girerek kariyer değişimine karar verdim.
d)Bugün hala sahibi olduğum OVERSEAS Şirketini bana arkadaşlarım olan başka bankaların müdürleri teklif edecekti. Tesadüf mü, kader mi?
30 yıl boyunca bu şirketin platformu altında faaliyetler zaman zaman değişti ve yenilendi.
*Ham madde ve sanayi makine şirketi
*Uluslararası ticaret ve ilişkiler
*1990 Türkiye'nin dünyaya açılımı ve yabancı şirketlerin Türkiye'ye girişi
*Türkiye'de makine acenteliği. Dupont Distrubition.
*Avrupa ve İsrael'de standart üretimin kapanışı-fabrikaların Türkiye'ye taşınması. Teknik bilgi ve pazarlama transferi.
Güney Polgat
B.Poalim- Pozitif (17 sene)
Harel
Gibor Sport (Çorap fabrikası)
Delta Turkey (Çorap fabrikası)
*Bir çok İsrael Grup Şirketin danışmanlığı
e)2005'te İsrail Türkiye İş Konseyi Başkanlığı'na seçildim. 2020 yılına kadar 15 yıl bu görevi üstlendim.

Bu yıllarda iki ülke arasındaki ilişkiler çok gelişti ve bilateral ticaret hacmi on misli büyüdü. Politik iniş çıkışlara rağmen ilişkiler gelişmeye devam etti. Türkiye İsrael'in 6.sıradaki önemli yerini aldı.
f)2015'te ICC-Uluslararası Ticaret Odası Tahkim Mahkemesi hakimliğine seçildim ve birkaç uluslararası Arbitration (hakemlik) yaptım. Avantajım hem Türkçe, hem de birkaç yabancı dil bilmemden kaynaklanıyor.
Bu benim meslek hayatımda gurur duyduğum en önemli görevlerimden biridir.
Son senelerde kademeli olarak Türkiye'deki yatırımlardan çekilmeyi ve görevlerimi devretmeye başladım.
Aynı şekilde, İsrael'deki şirketimde de aynı faaliyeti uygulama zamanlaması içindeyim.
2-Türkiyeden İsrael'e aliyah yapan kişilere ve ailelere ne tavsiye edersiniz?
Yapmaları gereken ilk şey İbraniceyi çok iyi öğrenmek. Eğer yaşadığınız ülkenin dilini iyi bilmezseniz gelebileceğiniz konum vasatın altında olur. Tabii ki geldiğin yeri unutmayacaksın, İsrael'e geleceğin zaman ise buraya entegre olmaya gayret edeceksin. Şimdilerde herkes İngilizce bildiği için İbranice öğrenmeyi öteliyorlar veya reddediyorlar. Yaşadığın ülkenin dilini bilmezsen, gazete okumazsan, televizyondaki haberleri izlemezsen, memleketin, politikası, kültürü, ekonomisi hakkında hiçbir şey bilemezsin. Yabancı yayınları izleyerek her zaman doğru sonuçları alamazsın. Yalan haberlerle doğruyu ayıramazsın.
Diğer bir tavsiyem ise, kendi içinize kapanmayın. İsraellilerle arkadaşlıklar kurun. Sadece Türk kökenlilerle bir arada olmayın. Mesela çocuklu aileler, okullardaki küçük çocuklarının aileleri ile arkadaş olmaya çalışın. Zaten çocuklarınız da dil konusunda sizin öğretmenleriniz olacaktır. Yaşam alanlarınızı sadece Türk Yahudileri ile kurmayın. Eğer girişken olursanız İsrael'e daha çabuk entegre olursunuz onlar da sizi dışlamazlar. Hatta yardımcı bile olurlar.
3-Son yıllarda yükselen antisemitizm hakkında ne düşünüyorsunuz?
Şöyle anlatayım Yahudi tarihinde her zaman antisemitizm olmuş ve Yahudiler tarih boyunca çok defa büyük katliamlara uğramış, sonradan yeniden ayağa kalkmayı başarmışlardır.
İsrael Devleti kurulduktan sonra, özellikle 1967'deki 6 Gün Savaşından sonra, İsrael halkı büyük bir zafer sarhoşluğuna girerek kendilerini çok üstün görmeye başladı. Kibirli oldular. Herkesi küçümsemeye başladılar. Bu antisemit duyguları kaşıdı. Zaten eskiden beri içlerinde var olan kötü duygular ve kıskançlık yeniden hortlamaya başladı.
Son iki yılın antisemitizmi ise doruk noktasına geldi, Çünkü İsrael kimsenin fikrine uymadan yapacağını yapıyor. Bu da insanları aleyhte kışkırtıyor.
4.Bugünkü İsraeli nasıl görüyorsunuz? İdeal çağı bitti mi? Nereye doğru evriliyoruz?
İsrael'deki radikal değişimler son on yıl öncesine kadar dayanıyor. Yahudilik sadece Siyonistlik değildir. Sadece din ve Tora'da değildir. Demokrasi ve Liberalizm ile birlikte, din ve devlet ayırımı olmadan oluşan çok nazik bir dengeye dayanan bir yöntemdir. Yahudilik hem bir ırk, hem bir millet, hem de bir dindir. Bunlar ulus ve din kavramıyla aynı potada erimiştir. Bugün bu denge bozuldu. Bu iki unsurun ekseni kaydı.
İsrael'de 75 sene yaşanan demokrasi 'Yahudi' demokrasisidir. Başka hiçbir ülkede dengeli örneğini bulamazsınız. Bugünlerde aramızdan yükselen marjinal sesler bu dengeyi bozdu. Her gruptan ve düşünce sisteminden gelen insanlarda bir bölünme söz konusu oldu.
Yeni nesil Siyonizm'in ideal çağını ve yaşadığı zorlukları bilmiyor ve bu sistemi her zaman var olacak sayıyor.
Teknoloji o kadar gelişti ki insanlar arasında bir kendini beğenmişlik söz konusu. ''Biz büyük İsrael'iz’‘ söylemi başladı. Demokrasi otokrasiye dönüştü. İktidar hırsı marjinal grupları yanına alarak, İsrael'de yaşanan dengeyi bozmasına neden oluyor. Bunu sağcı ve solcu olarak sınıflamak yanlıştır. Her türlü düşünceye sahip olan insanlar bile kutuplaştı. Mitingler, gösteriler katastrofa dönüştü. Şimdi bir momentum lazım. En doğru dengeyi bulup treni rayına oturtmak.
Maalesef, Kipur Savaşı ve 7 Ekim afetinin dersleri alınmadı. Bütün siyasetçiler farklılaştı. Bu günkü hükümet Yahudi demokrasisini, kuvvetler ayrışmasını bozdu. Yargı sisteminin ve kuvvetler ayrışmasının ve parlamento görevlerinin yeniden tanımlanması ve dengelenmesi lazım. Ama sonunda bir şekilde doğru yola ulaşacağına inanmak istiyorum.
Umudunuz var mı?
Otokrasi, bütün dünyaya yayılıyor. Globalizmin negatif etkileri demokrasi ve liberalizmin gerilemesine sebep oldu. Ülkeler içlerine kapanıyor. Her devlet idaresi kendi çıkarını korumaya çalışıyor. Bunun içinde, ülkenin başkanlarının çıkarları da devreye giriyor. Mesela bir bakan istediği yere istediğini tayin ederse, kimse de onu engellemesi için de, kanunu değiştirirse, bu iş bitti demektir. Hükümet bu marjinal grupları yanlarına alarak ayakta kalabiliyor.
Bugün Knesset iktidarın elindeyse ve herkes istediğini yapabiliyorsa, demek ki artık Parlemento artık yok. Bu bir otokrasiye dönüşüyor. Aslında hem yargıda hem de seçim sisteminde değişikler yapmak lazım, ancak kuvvet ayırımı olmadan, yalnız iktidarın elinde kalıyor. Bu normal değil. Ama sanıyorum ki bazı vizyoner kişilerin gayreti, İsrael'i tekrar ideal konumuna getirecektir. Ancak şüphesiz, bugün Siyonizm tarihinde bir değişim yaşıyor ve yeni bir çağa giriyoruz.
Sevgili Menashe Carmon bizlere ayırdığınız değerli vaktiniz ve düşünceleriniz için çok teşekkür ediyoruz.
Sara YANAROCAK
Bir önceki Ayın Röportajını okudunuz mu?





çok ilginç bir yazı. Nedense daha önce gözüme çarpmamış. 😀😅