Kİ TİSA - PABLO PİCASSO
- 1 Mar
- 3 dakikada okunur

B.H.
Başlangıçta, her şey başlamadan önce, Tohu dünyası kendi ihtişamının altında çöktü çünkü her bir kap komşusuna doğru eğilmek istemeden duruyordu. Her biri ışığını yalnız bir ihtişamla taşıyor ve "Yalnız başıma hüküm süreceğim" diye haykırıyordu. Ve hiçbir kap yalnız başına hüküm süremeyeceği için parçalandılar. Işıklar yukarı geri gitti, parçalar aşağı düştü ve yaratılışın dokusu yırtıldı.
Tikun'un yeni dünyasında, Yaratıcı farklı bir tasarım şekillendirdi. Artık “bütünlük” tek başına oluşturulmayacaktı. Bunun yerine, evreni çiftler halinde (partzufim), eşleşen zıtlıklar şeklinde yani yüz ve karşılık veren yüz olarak şekillendirdi.
Adem başlangıçta bütündü, tek bir varlıkta hem eril hem de dişil özellikler barındırıyordu. Ancak Adem ve Havva'ya bölündü. Güneş aya verildi. Vermek almakla evlendi. Kendi kendine yeterliliğin sessizliğinde parçalanan şey artık iki kişinin diyaloğunda iyileşecekti.
Yarım şekelin sırrı işte burada yatıyor. Tora, tam bir madeni parayı emretmedi. Standart ağırlığın yarısını emretti.
“Sayımdan geçen herkes Kutsal yerin şekeline göre yarım şekel verecektir.” (Şemt 30:13)
Tamamlanmadığını itiraf eden bir parça. Hiçbir Yahudi bu emri tek başına yerine getiremez, her birinin yarısı, bir bütün oluşturana kadar diğerinin yarısını gerektiriyor.
Yüce Tanrı bunu neden yaptı?
Çünkü sonsuzluk, tek başına durmakta ısrar eden kaplarda huzur bulamaz. Tohu bunu kanıtladı. Yarım şekel bunu onarıyor. Yaratılış ancak eksikliği itiraf ederek kalıcı olur. Kırık Parçaların üzerinde şekillenen dünyamızı onarmak (Tikun) ve yolumuzu çıkacak olan engelleri aşmaya davet edildik.
Peki…… Neden bu zorlukları, ayartmaları ve hataları deneyimlemek zorundayız. Neden kısa yoldan merdivenleri tırmanamıyoruz.
Hatırası mübarek olsun öğretmenim Rabi Yishak Bilman (z”l) bir keresinde bana “Yüce Tanrı, (şeytan değil) ayrıntılarda gizlidir” demişti. Çünkü deha, sonsuz bir özen gösterme kapasitesidir.
Bu nedenle doğayı ve insan davranışlarını gözlemlemeye, Kutsal Kitapta yazılanları derinlemesine düşünmeye, güzel sanatların arkasındaki estetiği anlamaya hep çabaladım.
Picasso’nun "Gün Batımı" tablosu birçok detayı barındırır. Resimde sahili görüyoruz. Güneş batıyor, birkaç çocuk kumda oynuyor ve yaşlı bir çift onlara doğru yürüyor. 'Günbatımı' birçok şey anlatır. Güneşin batışının ve yarın tekrar doğacağı umudunun sembolizmi, çocuklar oynuyor ve yanlarında yürüyen yaşlı çifti hiç umursamıyorlar bile. Bir nesil gidiyor, bir nesil geliyor. Bu kişiye birçok düşünce ve duygu verir.
Peki bu tablonun değeri ne kadar? diye araştırırsanız Sotheby's'deki halka açık bir müzayedede sekiz milyon dolara satıldığını öğrenirsiniz.
Peki…….. Picasso'nun resmettiği gibi, birisi elinde kamerasıyla gün batımında çocukları ve yaşlıları gösteren muhteşem bir fotoğraf çekseydi, sizce detaylar açısından hangisi daha doğru olurdu? Elbette fotograf.
Bu fotografın değeri sizce ne kadar olurdu. Ben cevap vereyim. Benzer resimlerin kartpostalları bir euroya satılıyor.
O halde insanlar bu tablo için neden milyonlarca dolar ödüyorlar, oysa kartpostal zar zor bir euroya satılıyor.
Biliyor musunuz neden? Bir kamera hata yapamaz. O bir makine. Öte yandan, insanlar “HATA” yapabilir, yanlış yapabilirler; bu yüzden onun eserinin değeri sekiz milyon dolar.
Bir ressam resim yaparken, tüm varlığını resme geçirir. Duygularını ve bakış açısını yansıtır. Resmin içine kendini koyduğu için ruhunu ve deneyimlerini görebilir ve hissedebilirsiniz. İlk Sanatçı olan Yüce Tanrı da her gün doğayı, ressamın tuvali gibi farklı bir renge boyuyor.
Hatalar – başarısızlıklar – deneyimler sürekli gelişim yolculuğunda olan insanlar olduğumuzu hatırlatır. İlk keresinde belki kabı inşa edemeyiz ama bir dahaki sefere çabaladığımızda mutlaka daha iyi olacaktır.
Artık bütünlük, zenginin veya güçlünün mülkiyetinde değil, ulusun bir arada durmasının, her bir yarısının diğerine bağlanmasının sonucuna bağlı oldu.
Tikun dünyası sadece kapların değil, kalplerin de onarımıdır. Yarım şekel bize fısıldıyor. Kendi yarınızı vermek, başkasınınkini almak ve bu kucaklaşmada bütün parayı, kırılmamış kabı, parçalanmayan ışığı keşfetmektir. O zaman ışık saçabiliriz.
Ne var ki, sadece ışık saçmak yeterli değildir, ışık saçan kişi yanmaya da muktedir olmalıdır.
İşte o gün Adem ve Havva'nın yarımları birleşecek, güneş ve ay birlikte parlayacak, veren ve alan birleşecek ve yaratılışın tüm parçaları "panim el panim" – “yüz yüze” - dönecek ve bir daha asla ayrılmayacaktır.
Çünkü o gün Ebedi Olan bir ve adı da bir olacak.” (Zekeriya 14:9)
Sevgilerimle - Shabat Shalom
Moşe PASENSYA
Yarım Şekel “Ruhun Kefaretidir”. Çünkü “Şekel” (שֶׁקֶל) sözcüğü İbranice “Ruh” anlamına gelen “Nefeş” ( נֶפֶשׁ) kelimesi ile aynı sayısal değeri (430) paylaşır.
Dünyanın güzelliğine hayran kaldığımızda Tanrı'yı yaratılışta bulabiliriz.
Heykeltıraşların taşla, yazarların kelimelerle, ressamların pigmentlerle ve müzisyenlerin notalarla yaptığı gibi, Yahudilik de eylemlerle yapar.
Geçen haftanın peraşasını okudunuz mu?


Yorumlar