top of page

Elimi Tut





Uzun bir yolculuktan sonra kitaplar görevlerini yapmak için derneğinize ulaştı, çorbada ufak da olsa bir katkıları olacak, çocuklara burs olarak dönecek...


Zaten bu hikayeyi oluşturma yolculuğumun temel nedeni çocuklar idi, Çünkü, ben dünyayı politikaların değil çocuklarımızın şifalandıracağına inanıyorum, kalplerine iyilik tohumları ekilmiş çocukların...


Ve sosyal bir proje olması için düşünüp, planlamıştım ve ilk adımını attı, o yüzden bu burs projesinin arkasında olan tüm emeği olan kişilere sonsuz teşekkürler...


 




Çocukken dinlediğimiz masallar belleğimize kazınır, sonra okumayı öğrenip okumaya başlarız, hikayelerdeki hiç tanımadığımız karakterler okudukça can bulur, hikayelerin bazı kahramanları ile özdeşleşiriz, bazı karakterler ise neyin doğru neyin yanlış olduğu üzerinde düşündürür bizleri, ve okuduklarımız biz büyüyüp olgunlaştıkça, bizim şekillenmemizi ve hayata bakışımızı yönlendirmeye başlar, kurgu hikayeler, masallar ne kadar da hayal ürünü ve fantastik olsa da hepsinin arkasında derin bir gerçeklik vardır.


Ben birey olarak, günümüzde artık hiç kimsenin sadece kendisi için hissedebileceğini veya kendisi için yaşayabileceğini düşünemiyorum, hepimizin burada bulunma nedenimiz farklı ve her bireyin evreni şifalandırma, güzelleştirme adına bir tutamlık da olsa bir katkısı olursa birçok şeyin değişeceğine inanıyorum…


Yukarıdaki düşüncelerimin doğrultusunda, ben de bu dünyadan geçerken nacizane bir hikaye yazdım, yazdığım hikaye eğlenceli mi? Pek sanmıyorum, doğup büyüdüğüm coğrafya çok eğlenceli değil idi, kurgu çok mu süper, o da pek değil, mükemmel hiç değil, ama bütün bu detaylara takılmayıp, sadece anlama takılırsanız belki satır aralarında birşeyler bulabilirsiniz okunmaya değer…

İşte size ‘Elimi Tut’ hikayesinin içinden kısa bir bölüm…

Elimi Tut

Dr. Cüneyt Karam Nergis’in, zeka ile parıldayan cam gibi mavi, derin gözlerini düşündü bir an, ve sivri dilliliğe varan bazen acıtan açık sözlülüğünü, en çok, o, açık, korkusuz yanını seviyordu Nergis’in, hastane koridorlarında koşturmasını, hele hele, ‘Cüneyt, sana bir şey soracağım..‘ diye başlayan hızlı, sabırsız cevap bekleyen sorularını seviyordu, ama yok işte, bir türlü açılma fırsatı vermemişti hayat Cüneyt’e. Pandemi başlamadan önce, bir keresinde nasıl olduysa, kafede sohbet ederlerken ‘Bir gün dışarda bir şeyler içelim’, diye ağzından kaçırıvermişti Cüneyt.


-Tabbi ya demişti, Nergis heyecanla, ‘Balık yemeğe gidelim hem de! Tabii fırsat bulursak’ diye güzel bembeyaz, inci dişlerini göstererek, kocaman gülümsemiş, boş kahve bardağını, çöp kutusuna basket topu fırlatırcasına atmış, masadan hızla kalkmış, hadi şimdilik bye diyerek, hızla hastalarına koşturmuştu. Ve, o bir şey içelim, balık yiyelim durumu öylece, havada asılı kalmış, uzun saatler süren mesailer, hastalığa yakalanma riskinin yarattığı stress, yorgunluk, yorgunluk, yoğunluk, yoğunluk...uzun süren bir mesai sonundaki yetersiz dinlenme saatleri, hiçbir sağlık görevlisi için yeterli değildi, ama; aşk ateşi düşmeye görsün, Cüneyt’in gönlüne düşüvermişti Cüneyt’in duyguları, med-cezirler gibi, önce duvarlarına çarpıyor sonra geri çekiliyorlardı, adeta sahile heyecanla vuran sonra hiç birşey olmamış gibi geri dönen sular misali, hastaları ile haşır neşir iken, sular Cüneyt’in kovuklarına saklanıyorlardı, duruluyorlardı, ve İstanbul’un merkezindeki, salgının nerdeyse merkezi sayılacak hastane odasında, Cüneyt mesai sonrası, bir yandan bir hayale takılmak ile o hayalin gerçek olmadığı yansıması içinde kendi yalnızlığını yaşıyordu, zaten bu salgın yalnızları daha yalnız hale getirmişti, ama, Cüneyt yalnızlığını Nergis ile ilgili hayalleri ile renklendiriyor, bazen geleceğe ait olmadık hayaller kuruyordu. (….)


Bol okumalı, kitaplarla dolu, sağlıklı günler temennisi ile..

Massueville’den sevgiler,

Rahel-Çela Behar'























Bizi Takip Edin
  • Facebook Basic Square
  • Twitter Basic Square
  • Google+ Basic Square
bottom of page