Bir Kış Sabahının Ardından
- Rahel Cela BEHAR

- 18 dakika önce
- 3 dakikada okunur

Bir Kış Sabahının Ardından
One Life filmi, 2023 yapımı, gerçek bir hikâyeye dayanan biyografik–dramatik bir filmdir. Film, II. Dünya Savaşı öncesinde yüzlerce çocuğun hayatını kurtaran Sir Nicholas Winton’ın öyküsünü anlatır. Onun çabaları sayesinde bir nesil kurtuldu ve bugün binlerce yaşayan torun ve soy devam ediyor (tahmini ~6.000 kişi).
Nazi kamplarına gönderilen Yahudi çocuk sayısı ~1500
Bu çocuklardan sağ kalanlar ~93
Nicolas Winton’un kurtardığı çocuk sayısı ~669
Merhaba sevgili dostlar,
öyle günler vardır ki duygu ve düşünce yoğunluğu bakımından diğer günlerin önüne geçer, adeta ipi göğüsler. Dün de o günlerden biriydi.
Buna sebep, tesadüfen karşıma çıkan bir filmdi. Uzun zamandır bir film karşısında bu kadar etkilenmemiş, üzerinde düşünmemiş üstüne üstlük gözyaşı dökmemiştim.
Çünkü artık ticari yapılmış filmlerden gına geldi ve o filmlerin karşısında kıymetli zamanımı öldürmek istemiyorum.
Neyse dün sabah yine gün ağarmadan dörtte uyanmış; dört buçukta yola kıyulmuş olacak şekilde önce köpekler karla kaplı bahçeye çıkarılmış, doyurulmuş; araba ısıtılmış ve yaşlılar evine doğru yola koyulmuştum.
Trafiğin aktığı ana yola çıkana kadar geçen yaklaşık 25 dakika boyunca, iki yanı beyazlara bürünmüş yoğun ormanlar ve zaman zaman uzanan devasa tarlaların eşlik ettiği köy yolunda ilerledim. Gece diz boyu yağan kar nedeniyle, sabah dörtte çalışmaya başlayan dev kar araçlarının sayelerinde köy yolu araba ile geçilebilecek şekilde ve karın yarattığı büyülü bir masal diyarına dönüşünün tadını çıkarbilecek kıvama dönüşmüştü. Sabahın dördünde, radyoda Quebec’li sohbet, haber ve müzik içeren bir kanal eşliğinde ilerlerken, kulağıma çalınan melodilere mırıldanıyor, sohpetlerin içeriğini anlamaya çalışıyor ve bomboş yolda ortalama altmış kilometre hızla ilerlerken çevremi saran, beyaza bürünmüş dev ağaçları seyrediyordum. Yaşadığım anı ve bu güzellikleri zihnime kazımaya çalışıyordum.
Elbette bir yandan da dikkatliydim. O derin kış ormanlarından her an yola sakin sakin çifter çifter dökülüp, karşı taraftaki ormanın derinliklerinde kaybolmaktan başka niyetleri olmayan dünya güzeli geyiklerin arabanın önüne çıkma ihtimali vardı. Ve ben onlara bir zarar vermekten çok korktuğumdan temkinli idim. Bu saatlerde gün henüz yüzünü göstermemişken, karanlık yolda gözünüz pür dikkat ilerlersiniz. Bazen yanınızdan bir araç geçer, bazen iki, bazen hiçbiri… Kimi zaman bir kar aracının arkasına takılır, sollamaya çekinirsiniz. O devasa aracın kürediği karın havaya savruluşunu izlerken, kulağınız radyoda, zihniniz düşüncelerle dolu ilerlersiniz.
Bu yolculuklarda dua edersiniz, gününüzü planlarsınız, bazen de geçmişle hesaplaşırsınız.
Dün sabah da böyleydi. Yol alırken, size yazacağım yazının ana temasını oluşturacak bir konuyu düşünüyordum: geçtiğimiz günlerde kaybettiğimiz ‘Brigitte Bardot’. Aracım ilerlerken, onunla ilgili değinmek istediğim noktalar zihnimde dolaşıyordu.
Biliyor musunuz, sinemayı en verimli çağında, 38 yaşında bırakarak kendini hayvan haklarına adayan bu özel nitelikli kadın 28 Aralık2025’de hayata veda etti. Bazı inanışlara göre, hayatını kendi kaderine uygun biçimde tamamlayankişi bu dünyadaki kaderini bütünüyle yaşamış, görevini tamamlamış demektir. Ne öğrenmesi gerekiyorsa öğrenmiş, ne yapması gerekiyorsa yapmış ve “bye” demiştir.
Brigitte de işte böyle bir ömür sürdü. Enteresan değil mi? Kaç kişiye nasip olur kaderini tam ve özgün biçimde yaşayıp tamamlamak?
İşte karlar, buzlar ve beyazlıklar arasındaki yol boyunca, tüm bunları zihnimde toparlamaya; yazının giriş, gelişme ve sonucunu nasıl bağlayacağımı düşünmeye çalışıyordum. Bir yandan da, tüm zorluklarına rağmen yaşadığım coğrafyanın soğuğunu ve uzun süren, beyaz bir cennet yaratan kış mevsimini ne kadar sevdiğimi kendime tekrar ediyordum. Galiba ben bir chionophile’ım. Şimdi diyeceksiniz ki, chionophile nedir?
Chionophile canlılar; karla kaplı ya da çok soğuk ortamlarda yaşamayı seven, bu koşullara uyum sağlamış organizmalardır.
Ve yaşlılar evindeki görevimi tamamlayıp tekrar dış dünyaya çıktığımda saat iki olmuştu. Gün artık uyanmış, o büyülü güzellik insan ve araçlarla biraz kirlenmişti ama yine de çok güzeldi. Dönüş yoluna koyuldum.
Eve vardığımda sabah dörtten beri ayakta olmak beni yormuştu. Battaniyenin altına girip biraz boş boş televizyona bakmayı, ardından kısa bir şekerleme yapmayı ve Brigitte ile ilgili yazıyı yazmayı düşündüm. İyi bir film bulacağıma dair hiç bir umudum yoktu. Uzun zamandır Netflix’te doğru dürüst izlenecek bir şey bulamadığımdan tamamen kitaba yönelmiştim. Ama o da ne? Daha ilk tıkta o film çıktı karşıma. Gözyaşlarına boğan, bir Yahudi hikâyesi… Ama her şeyden önce, bir insan hikâyesi olarak çok güzeldi.
Bakın nereden nereye geldim… Brigitte’i anlatacaktım. Nur içinde yatsın Brigitte. Galiba benim giriş–gelişme–sonuç planlarım pek tutmadı.
Şimdilik bu kadar.
Sevgiyle, umutla ve sakinlikle kalın…
RahelÇela Behar
IYT dip not :
İfade edilen görüşler İYT web portalının editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Yazarların düşünceleri sadece kendilerini bağlar.
Bir önceki yazımı okudunuz mu?






Yorumlar