top of page

Bir Diaspora Yahudi’sinin Bugünkü Türkiye’ye Bakışı?

  • 9 saat önce
  • 3 dakikada okunur



İstanbul doğduğum, eğitim gördüğüm, evlendiğim, aile kurduğum, şirket geliştirdiğim ve istihdam yarattığım kent. 2016 yılına kadar orada evimiz vardı, sonra sattık, Çanakkale’nin Ayvacık ilçesine bağlı bir köyde inşa ettiğimiz bahçeli bir eve geçtik. Aynı yıl Londra’ya taşındık fakat senenin 3-4 ayını dilini konuştuğum ve yazdığım, arkadaşlarımın yaşadığı, kalbimde derin izleri olan topraklarda geçiriyoruz.

 

Türkiye sevdiğim ülke, insanlarının safiyeti, genelde iyi niyetlilikleri, dostluklarının sağlamlığı, yardımseverlikler, çalışkanlıkları… geleneksel yetenekler. Bu ülke, ve öncesi, Mustafa Kemal’i yetiştirmiş, Ortadoğu toplumlarına örnek olmuş, Batı yasalarını ve ittifakını onaylamış, modern çağa varmak isteyen bir toplum.

 

 

Yahudilerin Osmanlısı ve Türkiye’si 1492’den bu yana ağırlıklı olarak olumludur. Çarlık Rusyası pogromlarını, Stalin’in antisemit mahkeme salonlarını, Yunanistan’ın tarihsel Yahudi karşıtlığını, Nazi Almanya’sının Soykırım’a ulaşan ideolojisini yaşamadılar. Arapların bağımsızlık kazandıktan sonra Yahudilere reva gördükleri katliamlara (Farhud, 1941 Irak), vatandaşlıktan ihraç ve toplu göçe zorlama (1956, Mısır) rastlanmadı Türkiye’de.

 

Bunlara göre daha az eza çektikleri dönemler gördüler: Kabadayının öldürdüğü Elza Niego cinayeti (1927), kovuldukları Trakya Olayları (1934), paralarının gasp edildiği Varlık Vergisi Faciası (1942), dükkanlarının yağmalandığı 6-7 Eylül (1955).

 

Neticede Türklerin Yahudi azınlığa davranışı diğer önemli gayrimüslim topluluklara yaptıkları ile karşılaştırılır: Ermeniler 1,5 milyon vatandaşlarını kaybettiler, Rumların büyük çoğunluğu kadim topraklarını terk etmeye mecbur bırakıldılar. Bu iki toplumun aksine Yahudilerin Anadolu üzerinde hak iddiaları yoktu.

 

 

Ülkeden ayrılan Yahudilerin çoğu geriye bir nevi nostalji ile bakarlar. Türkçe veya Ladino (Yahudi İspanyolcası) konuşulmaya devam edilir, şarkıları dinlenir, televizyon dizileri izlenir, ziyaret edilir, aile büyükleri mezarlarında yad edilir, siyaseti yakından takip edilir.

 

Gittikleri yerleri (İsrail, ABD, Fransa, İngiltere vb) ve vatandaşlıklarını benimsemekte birlikte Türkiye’den tam kopmadılar. Yeni ülkelerinde eskisinden daha fazla yurttaşlık hakları olmakla birlikte (siyasete girme, yargıç olma, orduya intisap vb.) geride bıraktıkları yaşamlarını üzüntü ve acıyla hatırlamazlar. Olsa olsa “kendi halimizde geçinip gidiyorduk, daha fazlasını istemeye şartlar uygun değildi” şeklinde değerlendirirler. Biraz da başarı kazanmış iseler ve evleri barkları oldu ise “şikâyete hakkımız yoktu” derler.

 

 

Bu yüzden 3 yıla yakın bir süredir Türkiye’de hükümetin, medyanın ve bazı eski dostlarının aldıkları Yahudi Devleti ve uzantısı olarak neredeyse Yahudi karşıtı tutumu anlamakta güçlük çekiyorlar. İsrail ile Türkiye arasında ne toprak ihtilafı, ne tarihsel çıkar çelişkisi, ne de ulusal stratejilerinde birbirlerine hasım olma durumu vardı. Türkler ve Yahudiler hiçbir zaman savaşmadılar, hiçbir zaman menfaatleri çatışmadı. Her ikisi de genellikle Batı ittifakı içerisinde yer alıyorlar.

 

Diaspora Yahudilerine göre oluşan karşılıklı suçlamaların kaynağı İsrail olamaz zira Türkiye’yi kesinlikle kaybetmek istemez. Ankara’nın İsrail’i tanıması (1949), David Bengurion’un Arap ülkeleri dışı ittifak arayışı (1958), 2000’lerin başına kadar artan karşılıklı savunma işbirliği ve ticaret, iki ülkenin temel ilişkilerinde ortak aklın üstün geldiğinin işareti idi.

 

 

Hamas’ın 7 Ekim saldırısının Ankara ve iktidar kontrolü altındaki medya tarafından farklı değerlendirilmesi çatlak oluşumuna kapı açtı. Gazze’de olagelen büyük insan kaybı, ardından Hizbullah’ın kısmi yenilgisi ve 2024 ateşkes anlaşmasını takiben Suriye’de rejim değişikliği Türkiye’de birçok televizyon uzmanının “bundan sonraki hedef ülkemizdir” iddiasına yol açtı. Hiçbir sağlam gerekçe ileri sürülmeden, hiçbir İsrail hükümet kararı olmaksızın, hiçbir önde gelen İsrail siyasi liderinin açıklamasına dayanmaksızın.

 

Ankara’nın bu yolda ilerlemesinin; demokratik hakların kısıtlanması, en önemli Cumhurbaşkanlığı adayının tutuklanması, iktidar karşıtı belediye başkanlarının görevden alınması hatta haklarında “casusluğa” varan iddialarla dava açılması ile herhangi ilgisi var mı? Bilinmez… fakat Gazze heyecanının, ülkenin beka meselesinin ve saldırı altında olduğu algısının yaratılmasının iktidara yaradığı kesin.

 

 

Bu yönün, yani Türkiye gibi geçmişi zengin, nüfusu büyük, ordusu güçlü ve coğrafyası fevkalade elverişli bir ülkenin, hiçbir çıkar çelişkisi olmayan bir başka ülke tarafından “tehdit edildiği”, “gözünün bu topraklarda olduğu” algısı çok daha önemli siyasi ve iktisadi kararlara eğilmesinin önünde engel teşkil eder mi?

 

Türkiye’nin özgüvenini koruyarak, büyük atılımlar yapmaya, uluslararası yatırım çeken cazip bir ekonomi olmaya, gençlerinin ülkede kalarak katma değer yaratmalarına, yetenekli liderler tarafından yönetilmeye odaklanan güçlü bir ülke olması, Türkiye’de yaşayan Yahudi toplumunun olsun, diasporadakilerin olsun, en naçizane arzularıdır.  

 

Ralf ARDİTTİ        

 

 

IYT dip not :

İfade edilen görüşler İYT web portalının editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Yazarların düşünceleri sadece kendilerini bağlar.


Bir önceki yazımı okudunuz mu?








Yorumlar


Bizi Takip Edin
  • Facebook Basic Square
  • Twitter Basic Square
  • Google+ Basic Square
WhatsApp Image 2020-09-08 at 20.52.59 (1

İLETİŞİM

Telefon                           :+97236582936
Mail                                :turkisrael@gmail.com

 

KÜNYE

İYT Web Sitesi Künyesi:
Editör                             :Av.Yakup Barokas
Grafik Tasarım              :Şemi Barokas 
                                       Ovi Roditi Gülerşen

© 2018 by Turkisrael.org

bottom of page