100 Yıl Önce Ortadoğu Toplumlarına 2 Zıt Model Önerildi: Biri Kahire’den, diğeri Ankara’dan
- 3 saat önce
- 3 dakikada okunur

Osmanlı İmparatorluğunun ve Halifeliğin 1920’lerde çökmesinin ardından Ortadoğu toplumlarının gündemindeki en önemli soru şuydu: Neden döküldük? Nerede yanlış yaptık?
Yedinci yüzyıldan bu yana ve özellikle 1200’lerden itibaren bilinen dünyanın, Arap Yarımadasının, Yakın Doğunun (Mısır’dan İran’a uzanan coğrafyanın), Kuzey Afrika’nın, İber Yarımadasının, daha sonra Anadolu ve Balkanların, Viyana’ya kadar Avrupa’nın içlerine egemen olan bir inancın, bir devlet yönetme tarzının, bir sosyal yapının, son 300 yılda zayıflamasının, gerilemesinin, topraklarının karşıt inanca haiz halklar tarafından işgal edilmesinin sebebi nedir? Nerede hata ettik?
Bu sorgulamaya biri Ankara’da Mustafa Kemal’den, diğeri Kahire’li Hasan el-Benna ve Seyyit Kutb’dan iki karşıt çözüm önerisi getirildi.
İhvan-ı Müslimin (Müslüman Kardeşler) kurucusu El-Benna (1906-1949) ve daha sonra ayni topluluğa katılan Kutb’un (1906-1966) ileri sürdükleri düşünce: İslam toplumlarının güç kaybetmelerinin nedeni İslamiyetin ilk çıkışındaki ilkelerden uzaklaşmaları, şeriatı bırakmaları ve kendilerini Batılı (Hıristiyan) düzene uydurmak istemeleri yüzündendir. Ferdiyetçiliğin ön planda olduğu toplumsal yapıdan çıkıp, kollektif (ayni inancı takip eden ümmet) düzenine dönmeleri, insanların kendi yaptıkları yasalardan ayrılıp, “Allah’ın önerdiği şeriat” kurallarına uyum sağlamaları ve Batı (kolonyal) sistem ile mücadele etmeleri halinde Müslümanlar yeniden muzaffer olacaklardır.
Bu yapılanma Mısır’da başlamakla birlikte Kral Faruk’un 1952’de devrilmesiyle iktidarı ele geçiren ve genelde seküler olan Cemal Abdülnasır ve arkadaşları tarafından benimsenmemiştir. Darbeci subayların önerileri, Mısır dışında da çok rağbet gören Pan Arabizm (Arapça konuşan Arapların birliği) modeliydi. Fas’dan Irak’a, Suriye’den Yemen’e Araplar tek bir ulus olarak bir araya gelirlerse başaramayacakları amaç yoktur.
Zamanla İhvan ile Nasırcılık (Nasserism) arasında başgösteren ayrılık, bazı Müslüman Kardeşler üyelerinin önde gelen Mısır’lı siyasetçileri öldürmeleri ile uçuruma dönüşmüş, ElBenna ile Kutb hapislerde işkence görmüşler ve Kahire hükümetleri tarafından idam edilmişlerdir.
Pan Arabizm ideolojisinin sonu 1967’de 6 günlük savaştır. Mısır, Suriye. Ürdün ve kısmen Irak ordularının İsrail’i yoketme stratejisinin iflası tüm bu toplumlarda yeni arayışlara yol açmıştır. Irak ve Suriye’de diktatörlerin (Saddam, Esat) yönetiminde Baas ideolojisi bir süre daha devam etmekle birlikte 21. YY başlarında sona ermiştir.
Arap milliyetçiliğin boşalttığı alanları İhvan takipçileri olan Mısır’da Muhammed Morsi, Gazze’de Hamas ve İslami Cihat, Suriye ve Irak’da İŞİD kısa bir süre için işgal etmişler fakat onlara güvenenlere zaferler yerine yenilgiler yaşatmışlar ve tarih sahnesinden şimdilik çekilmişlerdir. Türkiye’de AKP ise, İhvan gönüldaşlığı ile Batı müttefikliği arasındaki gri ortamda bocalamakla birlikte iktidarını daha uzunca bir süre ayakta tutmak için Mustafa Kemal’in Türk milliyetçiliği felsefesine sarılma ihtiyacı hissetmektedir.
Ne önermişti Ankara’dan, Mustafa Kemal? Ümmeti bırak, ulusa dön; şeriatı bırak, kendi anayasanı yaz; Ortadoğu bataklığına saplanma, Batı’nın ileri uygulamalarını kucakla. Savaştığımız emperyalist Batı‘nın değil, kadın haklarının, din-devlet ayrımının esası olan laikliği savunan Batı’nın…Gözün fetihlerde olmasın (Yurtta Sulh, Cihanda Sulh), kendi evini düzelt, toparla.
İhvan ve Panarabizm yönleri ile Atatürk’ün yolu arasındaki en büyük fark “hatanın nerede aranması” gereğidir. Müslüman Kardeşler ve Nasırcılık geri kalmışlığın, yenilginin, mutsuzluğun nedeni olarak “ötekiyi suçlamayı” tercih ettiler. Öteki? Batı, koloniyalizm, 1920’lerden sonra Yahudiler ve İsrail. Onlar bizi bu hale getirdiler, kendi özümüze dönersek, çıkarız bu badireden…
Mustafa Kemal ise mücadele ettiği Batılıları suçlamayı reddetti. İyi tarafları varsa örnek almayı benimsedi.
100 yıl içerisinde İhvan ve katı Arap milliyetçiliği yolundan gidenlerin hali ortada: Diktatörlük, özgür olmayan rejimler, teknolojide gerilik, mutsuzluk, göç…
Atatürk ilkelerini izleyen Türkiye hükümetleri dışarıda Nato’ya üyelik, Avrupa Birliği ilişkileri, içeride demokratik gelenekler, insan haklarında ilerleme ve ekonomide serbest piyasa ilkeleri ile 90 yıldır vatandaşlarına önemli savaş yaşatmadan, mutsuzluk sunmadan, yoksulluktan çıkmayı becerdiler.
Son 10 yılda ise yoldan sapıldı: Otoriter rejim, rekabetçi demokrasiden uzaklaşma, dışarıda ve içeride düşman arayışından medet umarak iktidarı perçinleme, sağlam ekonomik anlayıştan uzaklaşma gayreti (kısmen İhvan düşüncesinden hareketle), tarihsel müttefiklere “eyyy” tehdidi, Türkiye’yi güvenilir ülke olmaktan ve potansiyel gücünden uzak düşürdü.
Gene “hatayı nerede yapıyoruz” diye soruluyor. Fakat cevabı 100 yıl önce verilmişti.
Ralf ARDİTTİ
IYT dip not :
İfade edilen görüşler İYT web portalının editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Yazarların düşünceleri sadece kendilerini bağlar.
Bir önceki yazımı okudunuz mu?



Yorumlar