Yahudilerden Diktatör Çıkar mı?
- Ralf ARDİTTİ

- 4 Ağu 2021
- 2 dakikada okunur

(Yazarı sesli dinlemek için tıklayınız)
Napoleon Bonapart 5 Mayıs 1821’de, Atlantik’in ortalarında kaybolmuş bir adada, St. Helen’de öldü. Vefatının 200ncü yılı bugünlerde bulunduğum Paris’de sergiler, kitaplar, araştırmalar ve konferanslarla anılıyor.
1789 Fransız Devrimi’nin “özgürlük, eşitlik, kardeşlik” ilkelerine hayran genç askeri dehası (1796 – 1800) sonraları Fransa’nın çehresini en radikal değişimlerle düzenleyen Birinci Konsül (1800 – 1804) seçilir ve nihayetinde kendini 18 Mayıs 1804’de “Fransa İmparatoru” (-1815) ilan eder.
Napoleon Yahudilerin Fransa içindeki konumlarına da eğilmiş bir devlet adamıydı. 1700 yıl aradan sonra ilk kez Sanhedrin’in kuruluşuna önayak olmuş ve Yahudi topluluklarının Fransız Cumhuriyeti tarafından resmen tanınmalarını sağlamıştı. Amacı Yahudilerin kimliklerinden sıyrılıp gerçek birer Fransa vatandaşlığına bürünmelerdi. Bu açıdan anti-Yahudilikle (cemaat karşıtı olarak) dahi itham edildi. Fakat getirdiği özgürlükler, Hıristiyanlığın devlet dini olarak hakim görüldüğü diğer Avrupa krallıklarında yaşayan Yahudi toplumları için örnek teşkil etmiştir. Bu açıdan Napoleon, Yahudi Aydınlanmasının önemli bir etkeni olarak Yahudilerce takdir edilir ve sevilir.
Kazandığı ve kaybettiği savaşları bir kenara bırakırsak, Napoleon’un tekadamlığı diktatörlük müydü? Oluşturduğu yasalar (Code Napoleonic), yönetim sistemi, kentlerin imarı, kültür ve sanatın desteklenmesi, vatandaşlık hakları… bugüne kadar gelmiş reformlar silsilesi olarak onun “halkının çıkarlarını düşünen sert lider” ünvanını almasına ve Fransa’nın kaderini belirlediği sürenin tarihçiler tarafından “dikta rejimi” olarak adlandırılmamasına yol açmıştır.
“Yahudilerden neden diktatör çıkmıyor?” sorusuna yöneltti beni Napoleon incelemesi. Halbuki “Yahudilerin dünya hakimiyeti hedefi” bir nevi grup diktatoryası olarak antisemitler cenahında sıkça rastlanan suçlamalar arasındadır.
2000 yıldan daha uzun bir süre Yahudi Devleti var olmadığı cihetle Yahudilerin diktatör olmaları da mümkün değildi, diyebilirsiniz. Fakat Yahudi geleneklerinde tüm gücü üstlenmek, iktidarı tamamen bir kişiye teslim etmek alışılagelmiş usul değildi.
Burada yeniden esas Sanhedrin’e dönelim: Bağımsız Yahudi devletlerinin tarih sahnesinden silinmesinden sonra Yahudiler kendilerini Rav Kurulları (Rabbinical Courts = Haham Mahkemeleri yerine bu sözcüğü öneriyorum) ile yönettiler. 71 ravdan oluşan bu üst kurul Roma İmparatorluğunun Kutsal Topraklara hakim olduğu dönemde Yahudi toplulukların iç meselelerini çözdüğü gibi egemen valiye karşı da sorumluluk taşımıştır.
Büyük Sanhedrin’de karar alma oy çokluğu ileydi. 71 üyelik üst kurulda 35’lik grupların eşitliğinin bozulması için 1 ek üyeye ihtiyaç olduğundan 71’e varılıyordu. Sanhedrin liderlerinin diktaya başvurarak yönetme ihtiyacına rastlamıyoruz tarihte. Bilge kişilerden oluşan bu kurulun kararlarının Yahudiler tarafından içtenlikle benimsenmesi hiçbir ravın kendi özel çıkarlarını toplumun önünde tutmamasından kaynaklanmıştır.
2000 yıllık sürgün süresinde de toplum liderleri pozisyonlarını, silah veya entrika ile değil de Tevrat’a hakimiyet, bilgi üstünlüğü ve mantıklı düşünme ve çoğu zaman da para gücü sayesinde elde etmişlerdir. Yaşadıkları ülkelerdeki egemen güçle iyi geçinme ve yörenin yasalarını aynen kabullenme de meziyetleri arasındaydı.
İsrail’e gelirsek: Birgün güçlü, zaferler ve seçimler kazanmış bir generalin iktidara tek başına veya bir grup ile sahip olması akıl dışı mı? Ülkenin en uzun başbakanlık yapmış politikacıları, David Ben Gurion ve Bibi Netanyahu dahi, zamanı geldiğinde iktidar koltuğundan ayrıldılar. En büyük askeri zaferlere imza atan generallerden (Moşe Dayan ve Yitshak Rabin) hiçbiri başarılarını siyasette seçimsiz daha uzun kalmak için kullanmadılar.
Böylesine devam eder mi? Demokratik kurumlar (Knesset, yargı, ordu, sivil toplum vb) güçlü olduğu ölçüde…
Ayrıca Yahudilerin, tarihten aldıkları ders ile, ne kadar ikna edici olursa olsun tek bir kişiye teslim olmayı hiç düşünmedikleri, her konuyu sonuna kadar müzakere etme arzularından belli.
Ne de olsa Tevrat’ı tartışma kültüründen geliyorlar.

Yorumlar