Türkiye ile İsrail Arasında Savaş Kışkırtıcıları Muvaffak Olacaklar mı?
- 21 dakika önce
- 3 dakikada okunur

Türkiye ve İsrail’in bazı ileri gelenleri veya destekçileri son günlerde savaş naraları atmaya başladılar. Durum ne kadar endişe verici? Karşılıklı atışmanın nereye kadar ilerleme olasılığı bulunuyor?
Geçtiğimiz hafta ABD merkezli American Enterprise Institute kıdemli uzmanlarından Michael Rubin adlı tarihçi/analist/yorumcu sanki ateşe körükle giden bir eda ile İsrail’in Türkiye’ye karşı önleyici bir hava saldırısı gerçekleştirerek F-16 uçaklarını imha etmesi gerektiğini yazdı. Ankara’nın tehdit riskini Erdoğan’ın ve AKP iktidarının demeçlerine, hasmane tutumuna ve İran’ın yerini alarak Ortadoğu liderliği adaylığı hedefine bağladı.
Ayrıca 2026 Türkiye’si ile 1967 Cemal Abdülnasır yönetiminde Mısır’ı karşılaştırarak her iki durumda da İsrail’in varlık nedeninin tehlikeye düştüğünü ve Tel Aviv’in tedbir alması gerektiğini vurguladı.
İki jeostratejik risk algısını kıyaslamak abesle iştigaldir.
1) 1967’in Mısır’ı bir Sovyet müttefiki idi. Ordusunun yapısı, silahları, uçakları ve düşmanın kara kuvvetlerini yenilgiye uğratma üzerine kurulu stratejisi tamamen Moskova mahreçliydi. İsrail ise Batı’dan destek alıyordu ve uçakları Fransız (Mirage) kaynaklıydı. ABD liderliğinde Batı ile Sovyet Bloku birçok noktada (Küba, Berlin, Vietnam) çatışıyor ve Soğuk Savaş yaşıyorlardı.
2) Mısır’ın “Ulusal Hedefi”, Abdülnasır’ın kral Faruk’u devirerek iktidara el koyduğu 1952’den bu yana Filistin davasından daha fazla, Arap Milliyetçiliği ve Arapların Birliği temelindeydi. Bu kapsamda Suriye ile kurulan Birleşik Arap Cumhuriyeti (1958) önemli bir aşama oluşturmuştu. Bu birliktelik 21.000 km2’lik İsrail’i, kuzeyden 185.000 km2’lik Suriye ve güneyden 1.000.000 km2’lik Mısır’dan kuşatmakla tehdit ediyordu.
3) Ülkeye el koyduktan hemen sonra Mısır “fedayin” adında sözde bağımsız askeri oluşumlarla sınırdaki İsrail köylerine saldırı düzenliyordu (1953-56). Buna son vermek için İsrail, Fransa ve İngiltere ile ittifak kurarak 1956 Süveyş Savaşını başlattı (Batılıların amacı Süveyş Kanalının millileştirilmesine engel olmaktı).
4) Süveyş kampanyası sonunda İsrail Mısır’ı yenerek tüm Sinai çölünü işgal etti. Sonrasında Eisenhower başkanlığında ABD’nin baskılarından dolayı Birleşmiş Milletler askerlerinin yerleştirilmesi çözümü ile tüm Mısır topraklarından çekildi.
5) Mayıs 1967 itibariyle Mısır, BM askerlerinin çekilmesini istemiş, İsrail’in Eilat limanını ablukaya alarak Şarm El Şeyh boğazını kapatmış ve ordusunu sınıra kadar yerleştirmişti. Ayrıca her gün radyolardan “İsrail’i yok edeceğiz, bütün Yahudileri denize dökeceğiz” çağrıları yapılıyordu.
6) Neticede 1967’de 6 Günlük Savaşa gelmeden çok önce Mısır ile İsrail arasında savaşlar çıkmış, karşılıklı askerler ve siviller ölmüş, her iki ülke de en büyük rakipleri olarak sınırın öte yanını görmüş ve tüm savunma/saldırı planlarını buna göre yapmışlardı.
7) Bu tehditlere karşı 5 Haziran sabahı İsrail hava kuvvetleri Akdeniz üzerinden sarkarak Mısır’ın tüm hava limanlarını bombalamış ve Sovyet uçakları henüz pistten iken tamamen imha ederek hava üstünlüğünü kesin olarak ele geçirmiştir.
8) Türkiye ile İsrail arasında karşılıklı söz atışmaları olmakla birlikte 1967 Mısır’ından farklar bir hayli fazla. En önemlisi her iki ülke de genel anlamıyla Batı Camiası içinde yer alıyorlar: Silahları, donanımları ve hava kuvvetleri ABD mahreçli. Yakın zamanlara kadar (2010) silahlı kuvvetleri arasında işbirliği, karşılıklı ziyaretler ve donanım desteği hatırlardadır. Türkiye’nin önemli addettiği Filistin Davasının tam çözülmemiş olmasına rağmen AKP hükümetlerinin ilk yıllarında dahi askeri işbirliği devam etti.
9) İsrail’in 7 Ekim 2023’den bu yana savaştığı Hamas, Hizbullah, Esat Suriye’si, Yemen Husileri ve İran İslam Cumhuriyetine ek olarak önemli bir askeri güce sahip Türkiye’yi “düşman” ilan etmesi stratejik dengelere ve gerçeklere aykırıdır.
10) İsrail’in hükümet politikasında, parlamento kararlarında ve genelkurmay başkanlığının açıklamalarında Türkiye’ye karşıt stratejiye rastlanmaz. Bazı bakanlarının ve eski başbakanlarının X üzerinden söylemleri genellikle Türkiye’ye cevap niteliğindedir.
11) Türkiye’nin Hamas’a destek uğruna İsrail ile tüm ticari, hava ve deniz ulaşımına ambargo uygulaması iki ülke arasında en büyük güven kaybını tetiklemiştir.
12) “İran’dan sonra sıra Türkiye’de” safsatası Ankara etkisinde birçok yorumcu ve uzmanın izleyici ve okur sıralarını doldurmakla birlikte gerçeği yansıtmamaktadır. Türkler ve Yahudiler tarihte hiç karşı karşıya gelmediler, savaşmadılar ve topraklarına göz dikmediler. Kendi topraklarını korumaya odaklanmış bir İsrail’in “Büyük İsrail Efsanesi” yoktur, olmamıştır, yalandır!
13) Tüm bu karşıt argümanlara rağmen iki ülkenin hava kuvvetlerinin Suriye hava sahasında çatışma ihtimali az olmakla birlikte mevcuttur, fakat her iki genelkurmay da bu duruma neden olmamak için tedbir alıyorlar.
14) Ege Denizinde Yunan adalarının silahlandırma girişimi veya Kıbrıs açıklarında petrol ve doğal gaz arama çalışmaları Yunanistan ile Türkiye gerginliği yaratsa bile her ikisinin NATO üyesi olması ABD yönetimini ve Avrupalıları seferber edecektir.
Michael Rubin’in bu notu kaleme almasının birçok nedenleri olabilir: AKP iktidarına karşı husumeti, tehlikeyi olduğundan çok daha yüksek göstererek dikkatleri üzerine çekme arzusu veya “tarihe not düştüm” böbürlenmesi.
Stratejik gerçekler, olası bir çatışmanın her iki ülke ekonomisine vuracağı darbelerin liderleri tarafından bilinmesi ve Washington’un iki müttefik arasında kavgaya kesinlikle izin vermeyeceği savı bu yazının hedefine ulaşamayacağının göstergesidir.
Fakat küçük olan riski dahi bertaraf etmek için her tarafın sağduyularını korumaları elzemdir.
Ralf ARDİTTİ
IYT dip not :
İfade edilen görüşler İYT web portalının editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Yazarların düşünceleri sadece kendilerini bağlar.
Bir önceki yazımı okudunuz mu?


