Tarih Boyunca Yahudiler ve Türkler
- 2 saat önce
- 3 dakikada okunur

Bir Kitap ve Bir Hesaplaşma
Hikmet Tanyu'nun 1977 yılında yayımlanan aynı adlı iki cilt 1300'ü aşkın sayfalık eseri, Türkiye'de Türk-Yahudi ilişkileri üzerine yazılmış en kapsamlı çalışmalardan biridir.
Hz. İbrahim'den başlayıp 1970'li yıllara kadar uzanan yaklaşık 3800 yıllık bir dönemi kapsaması ve zengin kaynakçası nedeniyle uzun yıllar bu alanda temel başvuru eserlerinden biri olarak kabul edilmiştir. Ancak bu kitap yalnızca bir tarih çalışması değildir.
Türkiye'deki antisemit ve anti-Siyonist literatürde en çok başvurulan kaynaklardan biri haline gelmiş, Siyon Liderlerinin Protokolleri gibi sahte metinlerden beslenen komplo teorilerini ve Yahudiler hakkındaki çok sayıdaki iddiayı bir araya getirerek kendisinden sonra gelen birçok yazarın en önemli referanslarından biri olmuştur.

Kitabın temel yaklaşımı açıktır: Türkler mutlak iyi ve güvenilir, Yahudiler ise mutlak kötü, sinsi ve sürekli Türk toplumuna karşı çalışan bir topluluk olarak sunulur.
İki toplum arasındaki ilişki de kaçınılmaz bir varoluş mücadelesi şeklinde yorumlanır. Dizide göreceğiniz gibi, gerçekler bu anlatılan ilişkiden fersah fersah uzak, iki halkın yakın zamanlara kadar birlikte çoğunlukla huzur ve iş birliği içinde yaşadığı şeklindedir.
Bu yazı dizisinin aynı adı taşıması bir tesadüf değildir. Amacım Hikmet Tanyu'nun kitabını yeniden yazmak ya da onunla polemiğe girmek değil. Amacım, onun temsil ettiği tarih anlayışını bugün elimizde bulunan bilgi ve belgeler ışığında yeniden değerlendirmektir.
Aradan geçen yarım yüzyılda Osmanlı, Türk, İngiliz, Alman, Amerikan ve İsrail arşivlerinden çok sayıda yeni belge yayımlandı; Rıfat N. Bali, Corry Guttstadt, Heath Lowry, Michelle Campos, Ayşe Hür ve daha pek çok saygın tarihçinin çalışmaları, Türkiye'de hala tartışılmaz gerçekler olarak kabul edilen pek çok iddianın yeniden değerlendirilmesini sağladı.
Bu yazı dizisi de büyük ölçüde bu çalışmaların ortaya koyduğu bulgulara dayanmaktadır. Bu nedenle bu çalışma, Hikmet Tanyu'nun şahsıyla değil, temsil ettiği tarih anlayışıyla ve bu anlayışın tarihsel belgeler karşısındaki dayanma gücüyle yapılan bir hesaplaşmadır.
Dizi, Selçuklulardan başlayarak İsrail Devleti'nin kuruluşuna kadar uzanan yaklaşık bin yıllık bir dönemi kronolojik olarak ele almaktadır.
Bu süre boyunca Türkler ile Yahudiler bazen aynı devletin vatandaşları, bazen aynı ordunun askerleri, bazen de tarihin büyük kırılmalarını birlikte yaşayan iki toplum oldular.
Bu ilişki imparatorlukların çözülüşü, milliyetçiliğin yükselişi, ulus-devletlerin ortaya çıkışı, dünya savaşları ve Ortadoğu'nun yeniden şekillenmesi gibi gelişmelerle renk ve şekil de değiştirdi.
Bu yazı dizisinin amacı Türk-Yahudi ilişkilerinin bütün ayrıntılarını anlatmak değildir.
Olsa, Tanyu’nun yazdığı gibi binlerce sayfa yazmak gerekirdi. Amaç, yaklaşık bin yıllık ortak tarihin dönüm noktalarını ele alırken, onlarca yıl boyunca sorgulanmadan tekrar edilen yanlış bilgileri, önyargıları, iftiraları, komplo teorilerini ve şehir efsanelerini tarihsel belgeler ışığında yeniden değerlendirmektir.
Bunlardan bazıları: Hazarlar gerçekten Aşkenazların ataları mıydı?
Yahudiler Anadolu'ya 1492'de mi geldiler? Selçuklularda Mikail İsrail gibi isimler neden vardı?
Fatih Yahudileri İstanbul’a davet etti mi?
II. Bayezid gerçekten sadece merhamet duygularıyla mı hareket etti?
Yahudiler Osmanlı'da askerlik yaptılar mı? Abdülhamit’i tahttan Yahudiler mi indirdi?
Dönmelerin Cumhuriyet'te rolleri ne oldu?
Yahudilerin Osmanlı'ya zararları oldu mu?
Trakya Olayları gerçekten devlet politikası mıydı?
Varlık Vergisi yalnız ekonomik bir tedbir miydi?
Türkiye II. Dünya Savaşı sırasında Avrupa Yahudilerine nasıl davrandı?
Türk diplomatlarının binlerce Yahudiyi kurtardığı iddiaları tarihsel belgelerle doğrulanabiliyor mu?
Bütün okuyucuların bu çalışmanın her sonucuna katılmasını beklemiyorum. Beklentim, en azından yerleşmiş kabullerin yeniden sorgulanmasına katkı sağlayabilmektir.
Bu dizi hazırlanırken tek ölçü tarihsel gerçekler olmuştur. Bir iddia belgeyle doğrulanıyorsa yer verilmiştir, doğrulanamıyorsa verilmemiştir.
Hiçbir kişi, toplum veya devlet peşinen yargılanmamış, hiçbiri de peşinen idealize edilmemiştir. Tarih, bugünün değer yargılarıyla değil, olayların yaşandığı dönemin siyasi, sosyal ve uluslararası şartları içinde değerlendirilmiştir.
Yazılar boyunca farklı görüşlere de yer verilecek, ancak sonuç her zaman tarihsel belgelerin gösterdiği gerçeklere göre oluşturulacaktır.
Tarih yalnız devletlerin ve liderlerin değil, o dönemi yaşayan insanların da hikâyesidir. Dolayısıyla 1910'ları ve 1930'ları ele alırken sadece tarihsel belgelere değil, o yılları yaşamış kendi ailemin hatıralarına da kısaca yer vereceğim.
Bunun nedeni, büyük tarihsel olayların sıradan insanların hayatlarına nasıl yansıdığını da gösterebilmektir.
Yolculuğumuz, Anadolu'ya Türklerin ilk geliş tarihinden çok önce başlıyor.
İlk bölümde Yahudilerin Anadolu'daki varlığını, Türklerle ilk temaslarını ve Selçuklular dönemine kadar uzanan yaklaşık bin beş yüz yıllık ortak geçmişin ana hatlarını ele alacağız.
Daha sonraki yazılarda Osmanlı'nın kuruluş zamanları, 1492’ler, ilerleme ve duraklama devirleri, Tanzimat ve diğer reformların Yahudi toplumu üzerindeki etkileri; 1930'lu ve 1940'lı yıllara gelindiğinde ise Trakya Olayları, Varlık Vergisi, II. Dünya Savaşı sırasında Türkiye'nin Yahudilere yaklaşımı ve Türk diplomatlarının Avrupa Yahudilerini kurtardığı yönündeki yaygın iddialar da aynı yöntemle tarihsel belgeler ışığında incelenecektir.
Bu uzun hikâye yalnız iki halkın değil, aynı zamanda Anadolu'nun ve Ortadoğu'nun belirli bir açıdan görülen tarihidir.
Haftaya başlıyoruz.
İsak DUENYAS
IYT dip not :
İfade edilen görüşler İYT web portalının editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Yazarların düşünceleri sadece kendilerini bağlar.
Bir önceki yazımı okudunuz mu?



Yorumlar