top of page

#NoVacYoCovid


(Yazarı sesli dinlemek için tıklayınız)





Zincirlikuyu Mezarlığı kapısında “Her canlı bir gün ölümü tadacak” yazar. Doğrudur! Benden de bir ilave… “Her canlı bir gün Covid pozitif olacak” diyorum. İki seneyi devirdik; Covid epidemiden pandemi statüsüne geçti, binlerce insanı entübe edip ölümün köşesinden döndürdü, yüzlerce insanı sosyal yaşantısından etti, malından etti, mantıksal düşünme becerisinden etti; dahası canından etti, canından! Hepimiz ne yaptık? Evlere kapandık, birbirimize yaklaşmadık, temizlik manyağına dönüştük ve sonunda maske, aşı ve sosyal mesafe ile kendimizi korumak için her yola başvurduk… Kaç dalga gördük, kaç varyant saydık… Birçoğunda uzaklarda birilerinin etkilendiği haberini duyarak atlattık. Süper dikkat ediyor olmaktan mıdır, bilmediğimiz koruma kalkanlarımızdan mıdır, aşı veya antikorlarımızdan mıdır, bilinmez; bir şekilde şu güne kadar korunmayı başardık. Ama ne ilginçtir ki, 2022 yılına girerken, son dalga maşallah Tsunami gibi çevremde nerdeyse herkesi kırdı geçirdi. Son dalga bizim eve de geldi… İşte, tüm saçmalıklarıyla, hikayeden geri kalmayasınız diye şuracıkta anlatıvereyim…



Valla neresinden başlasam, bilemedim. Semptomlarımın yüzde bin pozitif göstermesine rağmen evde yapılan hızlı testlerin üst üste negatif çıkmasına mı, sağlık ocağının uyguladığı antijen sonucuna göre “negatifsiniz” demesine mi, 39,5 ateşi görmüş halimle “negatif olmam mümkün değil, PCR testi yapsak?” söylemim üzerine PCR yapılmasına mı, o da negatif çıkarsa viral değil de mikrobiyal bir durum olmasına karşın boğazıma baktırmayı -hatta ciğerlerimi dinlettirmeyi- akıl etmeme mi, yoksa Covid’in sağlık hizmet sistemini ele geçirip başka hiçbir olasılığı göz önüne getirtmemesine mi değinsem ilk… Şaka gibi! Dahası, son 10 gün içinde yaptığımız antijen test sayısının haddi hesabı yok. Tane başına saydığımız Avro’ları söylemiyorum bile. Oynak, yanar dönerli olmasa bu meret “canı sağ olsun, varsın olsun” diyeceğim de, verdiği sonuç kuşku verici olunca, hepten kurulu sisteme sövüp sayasım geliyor.



Hikâye 9 Ocak Pazar günü Barcelona’ya dönüşümle başladı. İstanbul’u saran Covid dalgasına rağmen, şahane ötesi keyifli geçirdiğim 20 günlük seyahatimden eve ağzım kulaklarımda döndüm. İstanbul’da girmediğim (açık havada) delik, bir iki kişi haricinde (sarılmadan öpmeden) görmediğim dostum ve tadına varmadığım lezzet nerdeyse kalmadı. Aynı gün kızımla kocam Andorra’dan döndüler. Eve girer girmez, ilk işimiz topluca antijen testi yapmak ve negatif olduğumuzdan emin olmak oldu. Okuldan gelen “tatil dönüşü negatif olma şartını” kendimize uygulamış olduk bir nevi. Güle oynaya testleri yaptık, sonuçları aldık, yeni haftaya ve yeni yılın ilk okul gününe hazırlıklarımızı tamamladık. Sabah oldu, güneş açtı, yeni aktif ve dinamik bir haftaya başladık derken, kocamın kırıklık hissettiğini söylemesiyle umduğumuzun dışında bir haftaya başladık. “Eyvah!” dedim içimden, çünkü hasta bakıcılığına hiç mi hiç hazırlıklı değildim…



Ev tam-takır kuru-bakır, temel gıda malzemelerinden sebze meyveye kadar bomboşuz! Dosdoğru marketi boşaltmaya gittim. Halim, iki yıl önce gördüğümüz rafları panikle boşaltanlar gibi olmasa da sepetimi baya doldurduğumu söyleyebilirim. İçimdeki ses “ne olur ne olmaz, hazırlıklı ol Shirli” dedi. Zira ailece kapanmak zorunda kalabileceğimizi ve bir zamanlar İstanbul’da yaptığımız gibi “Alo Ahmet Efendi, bize iki su, bir süt, ekmek, 10 yumurta alıver lütfen” diye sipariş edemeyeceğimizi düşünerek işimi sağlama almak istedim. Sanki içime doğmuş! Akşamına kocamın durumu ağırlaştı, ertesi gün de ateşlendi. Nur topu gibi bir pozitif gördük J. Kızım, hiçbir semptomu olmasa da test yapmak istedi, sonuç silik mi silik bir pozitif çizgi! Çevremizdekilere ikinci çizginin silik çıkmasını ne olarak kabul etmeliyiz diye sorduğumuzda, ağızbirliğiyle “pozitif” cevabını aldık.



Bir değil, iki pozitif! Anında ayrı odalara dağıldılar; kapılar kapandı, evin içinde maskeyle dolanmalara vs. Ev sanki “ghost town!” Gelen gideni aratır ya hani, hayalet şehir tımarhaneye doğru ağır bir dönüşüm geçirdi. Şöyle ki, yaşadığımız birçok semptomun kaynağı illa da fizyolojik olmayabiliyor; birçok sefer psikolojik olduğunu deneyimlemişimdir. Pazartesi’den beri vücudumda bir tuhaf hareketlenme, kıpırtı, hafif baş ağrısı… Meditasyon ve düşünce gücüyle kovmaya uğraştım; “yok ben iyiyim, benim bir şeyim yok, yarın (Salı) aşımı olmaya gideceğim” telkinleriyle kendimi kandırdım…



Hahaha… Kim kimi kandırmış? Çarşamba günü öğleden sonra 38,5 ile başlayan ateş ertesi gece 39,5’u buldu. Tahmin edeceğiniz gibi, evde üst üste negatif çıktım! Ama görünen köy kılavuz istemez; bu ya Covid, ya da Beta tarzında başka bir şey olmalıydı. Son ana kadar içimde kuşku olmakla beraber, benim de pozitif çıkacağıma kesin gözüyle bakarak “İkiydiler, üç olduk! Covid bulaştırma üssü gibiyiz maşallah!” dedim. Ehhh… bu durumda, izolasyon, korunma vs. ne yapmalı? Sahi merak ediyorum, siz olsanız ne yapardınız? Biz mi? İzolasyon maske mesafe, aklınıza gelen tüm önlem ve kuralları fora ettik! Basit mantık; kocamın pozitif sonucu çıkana kadar, ben virüsü çoktan kapmış olmalıydım. Haliyle, o saatten sonra evin içinde maskeyle dolaşma ve kapının ardından tepsiyi bırakma saçmalığını kenara bırakıp “her canlı pozitif olacak” olgusunu kabul etmek ve hayatımıza devam etmek en doğrusu geldi. Gücümüz olsaydı karantina günlerimizdeki gibi şarap cips film geceleri yapardık; ama nerdeeee… karı-koca kafamızı kaldıracak halde değildik.



Kocam çok daha hızlı toparladı -veya toparlamak zorunda kaldı. Hatta bir ara roller karıştı, iki ebeveyn ayrı odalarda hasta yatar haldeyken, evin ergen deli fişeği etrafta dolanıyor, durumun idrakine varmaya uğraşıyordu. Hakikatten yaşanmamışlıkların en dip örneklerini yaşadık, halen yaşıyoruz, son iki senedir. Yani, sen gel İstanbul’un “efsane” Covid fırtınasından hasarsız kurtul, 3ncü doz aşı randevunu ıskala ve Andorra’dan ithal Covid’i kap ve yatağa yapış; olacak iş değil! Sorsanız, ilk 5 gün çektiğim vücut ve baş ağrısını yaşamaktansa, doğal antikora rağmen, aşıyla kendimi korumayı tercih ederdim. Öyle bir ağrı ki, beynimin kafatasımdan fırlamak istercesine içten dışa baskı yaptığı bir ağrı! Parasetamol’un yapamadığını Rambo modu* yaptı.



Şimdi, bu satırları yazarken -ki bugün 8nci günümdeyim- geriye kötü bir öksürük ve halsizliğin yanında sürüyle belirsizlik kaldı. Bir de yaşadıklarımıza gülen şaşkın bir ifade. #NoVacYoCovid** (aşım yok ben covid’im) hashtag’li başlığımın aşı karşıtlarına karşı mesaj maksadım var sanmayın; herkesin kararı kendine. Tersine, #NoVacYoCovid trajikomik halimi tüm gerçekliğiyle yansıtıyor -3ncü aşım yok ve Covid’im! Sağlık ocağına göre 1,5-2 ay sonra 3ncü aşımızı olabileceğiz… Doğrusu ne, olmalı mı olmamalı mıyız? Kimse neyin doğru neyin yanlış olduğunu pek bilmiyor. Aynı sağlık ocağı negatif antijen sonucumu görüp, ben PCR lafını edene kadar beni eve göndermeye yeltendi. Demem o ki, herkes kendi kendinin doktoru olmak ve kendini koruyup kollamakla sorumlu. Bundan sonrası ne olacak, göreceğiz… Bindik bir alamete gidiyoruz kıyamete!



*Rambo modu: Ailede ablam tarafından tescillenmiş, denenmiş ispatlanmış baş ağrısına karşı bire bir yöntem; evde bulunan bir kaşkol alnınızı kapsayacak şekilde başınıza dolayarak sıkıca bağlayın… İşte Rambo modu!


**#NoVacYoCovid Sırp asıllı tenis oyuncusu Novak Djokovic’in aşı olmayı reddetmesiyle, aşı karşıtlarına karşı duruş sergileyenlerin sosyal medyada kullandıkları bir hashtag’dir.


Comments


Bizi Takip Edin
  • Facebook Basic Square
  • Twitter Basic Square
  • Google+ Basic Square
bottom of page