MÜSLÜMAN KARDEŞLER HAKKINDA NE DÜŞÜNÜLMELİ

Dr. Selim Salti — 2019
Ladino aslından Türkçeye çeviri
Geçen yıl, Ekim ayında, sevgili okurlar, “Arap Filistinlilerle neden barış olamaz” başlıklı bir yazı kaleme almıştım. Bu yazı güncelliğini korumaktadır. Ona daha fazla derinlik kazandırmak amacıyla, kişisel bakış açımdan, “Müslüman Kardeşler” adıyla anılan kardeşlik cemiyetinin kuruluşunun incelenmesi gerekmektedir.
Yaklaşık bir yüzyıldır var olan bu cemiyet hakkında çok şey yazıldı, çok şey söylendi. Mısır’da kurulan bu İslami hareketin tek amacı, İslam dinini dünyaya yaymak ve Müslümanlar arasında cihatçıları destekleyerek İsrail’i ve Yahudileri güç kullanarak dünyadan silmeye çalışmaktır.
Kurucusu Hasan el-Benna, 1906’da burjuva bir ailede doğmuş, katı ve saf bir Müslüman eğitimi almıştır. Başkente vardığında Kahire’nin kozmopolitliğinden ürkmüş sömürge altındaki Arap halkını kurtarmanın en iyi çaresinin, önce İslam’ın katı ve saf kurallarına dönmek olduğuna karar vermiştir. Şeriatın uygulanması ve İslami değerlerin halkın zihnine yerleştirilmesi onun amacıydı. Dolayısıyla kişinin, ailenin, toplumun ve devletin içinde bir reforma ihtiyaç vardır. Devreler halinde İslam, gelecekte yavaş yavaş bütün dünyaya dayatılacaktır. İslam’ın doğasında egemen olmak ve egemen olunmamak vardır; bu yasayı bütün uluslara dayatmak ve gücünü bütün gezegene yaymak doğru olacaktır, diye yazmıştır el-Benna.
1928’de, Halifeliğin Atatürk tarafından kaldırılmasından kısa bir süre sonra, İsmailiye’de Müslüman Kardeşler Cemiyeti’ni kurmuştur. Cemiyetin tarihi incelenirken önemli bir not gereklidir; çünkü gerçek ile efsane daima karışır ve bugün dünya çapında olan bu kurum hakkında bütün gerçek tam bilinmez, zira oldukça bulanıktır. Örneğin düşmanlarıyla doğaya aykırı görünen bir ittifak kurmak mümkün, devlet yöneticilerin zihniyetinde yerleşmek şart, koşullardan azami yararlanmak ve icabında sonradan onlara karşı dönmek kabul görebilir .
Müritleri, el-Benna’nın fikirlerinin yayılmasında İslam’ı Batı’nın laiklik kuramlarına ve din ile devlet ayrımına uygun olmayan bir biçimde tanımladığını söylerler. Ayrıca, diğer dinlerden farklı olarak İslam’ın özünde siyasi, toplumsal, ekonomik, medyatik, eğitici ve hatta sportif olduğunu ilan etmiştir. Toplumun bütün yönleriyle ilgilendiğini ve onları düzenlediğini belirtmiştir. Sesi başlangıçta İslam dünyasında duyulmuş ve kabul görmüş, zamanla gezegenin yetmişten fazla ülkesine yayılmıştır. Bu gelişme, onun beklemediği kadar hızlı olmuştur. El-Benna, hareketinin yavaş bir kitle hareketi olmasını; liberal, muhafazakâr ve devrimci eğilimlerden, soldan ve sağdan gelen bütün Müslümanları, İslamcılığın ahlak kurallarına harfiyen uymaları şartıyla kapsanmasını istiyordu.
İkinci Dünya Savaşı sırasında ilk kez, cemiyet tarafından kurulan ve “gizli aygıt” adını taşıyan gizli bir örgüt, cihadist bir milis görürüz. Bu milis bugün hâlâ “İslami Cihat” adıyla yaşamaktadır. Başlangıçta Nazi rejimi tarafından finanse edilmiş, dolayısıyla bugün de süren antisemit propagandasının etkisi altında kalmıştır. 1948’den sonra Suudi Arabistan Almanların yerini almış ve bir daha bırakmamıştır. Yalnızca faşizm değil, daha sonra komünizm de Müslüman Kardeşler üzerinde büyük bir etki bırakmıştır. Kurumun yapısı faşist partilerinkinin üzerine kopyalanmıştır. Avrupa para militarizmi olduğu gibi uyarlanmıştır. Müslüman Kardeşler ’in “Eylem, itaat ve sessizlik” sloganı, İtalyan faşistlerinin “İnan, itaat et ve savaş” sözünün bir uyarlamasıdır. El-Benna Mısır’da öldürülmüştür, fakat fikri kalmıştır ve hareketin sloganını anlatmak için şöyle denir: “Allah bizim gayemiz, Peygamber bizim önderimiz, Kur’an bizim anayasamız, cihat bizim yolumuz ve şehadet en büyük umudumuzdur.”
1930’dan önce Arap coğrafyasında pratikte antisemitizm yoktu. Bunu Naziler getirmiş; zamanla, özellikle Kudüs Müftüsü ’nün Orta Doğu’da Arap sokağını kontrol ettiği yıllarda gelişmiştir. Amacı, o dönemde Yişuv’da (İngiliz mandamsıdaki Filistin) yaşayan 500.000 Yahudi’yi öldürmekti. Müslüman Kardeşler içinde çok aktifti ve İslam toprağının İsrail tarafından ebediyen işgal edilemeyeceği fikrini miras bırakmıştı. Onun yerine, Arapların yönettiği bir Filistin devleti geçmeli; zorla elinden alınan toprağa yeniden sahiplenmelidir. Tıpkı Kudüs’ü işgal eden Haçlıların sonunda denize dökülmesi gibi. Bunun bir yüzyıl veya daha fazla sürmesinin önemi yoktur. Ne Fransızlar ne İngilizler Arap topraklarında uzun süre tutunabilmiştir; dolayısıyla Siyonist varlığın Filistin’i uzun süre işgal edebilmesi için bir neden yoktur. Böyle olsa bile, bir milyardan fazla insandan oluşan Müslüman ümmeti, onu fethetmek mümkün olana kadar gereken bütün zamanı bekleyebilir.
El-Benna’nın yerini, yıllarca cemiyetin başında bulunan Seyyid Kutub almıştır. Büyük bir âlim olan Kutub, bugün Arap dünyasındaki antisemit felsefesinin doktrin üreticisi ve geliştiricisi olmuştur. Nasır tarafından asılmıştır, fakat fikirleri birçok kişi ve özellikle Hamas yöneticileri tarafından izlenmiştir. Humeyni, geçen yüzyılın 1970’li yıllarında Kutub’un cihadcılık fikirlerini bütünüyle kopyalamış ve İran’a vardığında uygulamıştır. İran yöneticilerinin İsrail’e düşmanlığının nedenlerinden biri böyle açıklanabilir.
El-Kaide’nin terörist kimliğinin Müslüman Kardeşler tarafından kurulduğu ve desteklendiği konusunda şüphe yoktur; her ne kadar cihadist fikir kurum içinde sonunda pek popüler kalmamış olsa da. Cemiyetin güncel yöneticileri dünyayı yavaş yavaş fethetmek; zamanla, önce Arap ülkelerinde, sonra Müslüman ülkelerinde ve nihayet Batı ülkelerinde yerleşmek ister. En önemlisi ise İsrail’i ortadan kaldırabilmektir. Bu ütopya nedeniyle İsrail’in bugün ve gelecek yıllarda adil bir barışa ulaşması çok zor olacaktır. En fazla, İsrail askerî ve ekonomik bakımdan güçlü olduğu sürece bir ateşkes olabilir.
Dr.Selim Salti
Es ke meldatesh la eskrita de una semana antes?


Yorumlar