top of page

Matti Caspi: Müziklerin Efendisi

  • 16 saat önce
  • 3 dakikada okunur




2026 yılının bir Şubat sabahında, rüzgar sadece mevsimin sertliğini değil, aynı zamanda koca bir devrin kapandığını da kulaklarımıza fısıldıyor.

İsrael müziğinin ve toplumsal belleğinin en temel taşlarından biri yerinden oynadı; "ulusal hafıza" olarak nitelendirebileceğimiz o devasa kütüphane, derin ve vakur bir sessizliğe büründü.

Şarkısında bizi "yazın öleceğine" ikna etmişken Matti Caspi, bu kez kimseye haber vermeden bizleri gafil avladığı bir kış sabahında, o yüksek âlemlere, notaların asıl kaynağına doğru sessizce çekip gitti.

 

 


1949 yılında Kibbutz Hanita’da dünyaya gözlerini açan bu "Sabra" ruhu, modern İsrael tarihinin sadece bir tanığı değil, bizzat o tarihin 60 yıllık soundtrack’ini besteleyen adamdı.

O, nesilleri birbirine bağlayan, geçmişin tozlu raflarıyla geleceğin belirsiz tınıları arasında kurulmuş sarsılmaz bir köprüydü.


Keskin Bir Zekâ: Mizah ve Dilin Egemenliği       

​Caspi’nin sanatsal dehası, sadece teknik bir başarıdan ibaret değil; o, keskin bir zekâyı rafine bir mizah anlayışıyla harmanlamayı başarmış nadir bir sanatçı. Bu dehanın en somut ve belki de en ikonik tezahürü, modern İbranicenin babası sayılan Eliezer Ben-Yehuda üzerine kaleme aldığı ve bestelediği eseridir. Caspi bu eserde, dilin o katı, sarsılmaz ve bazen soğuk gelen kurallarını kasten, adeta muzip bir çocuk edasıyla ihlal etmiştir. Ben-Yehuda’nın ismini, o meşhur "Yekke" aksanıyla vurgulayarak bestelemiş, bu küçük ama etkili "linguistik manipülasyon" sayesinde dili, akademik kürsülerden alıp halkın samimi sofralarına iade etti. Kendi deyimiyle "Umarım bu hatayı fark etmezler" diyerek şarkıya kattığı o gizli dokunuş, bugün ironik bir şekilde İsrael sokaklarında hâlâ onun o "hatalı" ama ölümsüzleşmiş vurgusuyla yankılanmaya devam ediyor. Bu, sanatın kuralları yıkarak nasıl yeni bir gerçeklik inşa edebileceğinin en saf örneği.


Ehud Manor ve Jonathan Geffen gibi İbrani edebiyatının ve lirik dünyasının dev isimleriyle kurduğu o benzersiz ortaklıklar, Caspi’nin müziğini sadece bir eğlence aracı olmaktan çıkarıp manevi bir vatana dönüştürmüştür. Onu dinlemek, aslında "Israel Shel Pa’am" yani "Bir Zamanlar İsrael" kavramının antropolojik ve sosyolojik kaydına kulak vermektir. Onun şarkıları; evlerin kapılarının anahtarla kilitlenmediği, insanların birbirine sadece komşu değil kardeş olduğu, sınırsız ayçiçeği tarlalarının arasından geçilip yol kenarındaki mütevazı karpuz tezgahlarından alışveriş yapıldığı o saf, güven dolu ve huzurlu günlerin sese bürünmüş halidir. Caspi, o günleri sadece hatırlatmaz, onları notalarıyla bugüne taşır.


Teknik Deha ve Sesin Mühendisliği

​O, müzik dünyasında bir "akustik mimari" ustası olarak kabul edilir. Nahariya Konservatuvarı’ndan aldığı disiplinli eğitim, onun doğuştan gelen yeteneğini teknik bir mükemmeliyetle birleştirdi. Müzikologları her defasında hayran bırakan o karmaşık akor geçişleri ve alışılmadık ritmik yapıları, dinleyicinin beyninde adeta bir dopamin fırtınası estirerek yeni bir müzikal dilin mimarı oldu.



1970’li ve 80’li yıllarda birçok meslektaşı Batı’nın popüler ve tekdüze akımlarına kapılıp giderken, Caspi rotasını bambaşka diyarlara kırdı. Bossa Nova’nın yumuşak ritimlerini, Fas ezgilerinin mistik havasını ve Balkan tınılarının hırçın ruhunu bir araya getirerek özgün bir küresel sentez yarattı. O piyano başında bir dâhi, gitar tellerinde bir büyücü ve davul vuruşlarında bir matematikçiydi. En karmaşık armonileri bile sıradan bir insanın kalbine zahmetsizce, sanki dünyanın en doğal şeyiymiş gibi akıtmayı bildi.


Cepheden Sahneye: Toplumsal Bir Merhem

​Matti Caspi’nin müziği hiçbir zaman steril, dış dünyadan kopuk stüdyolarda hapsolmaz. Onun sanatı, ülkesinin en karanlık, en sancılı ve en umutsuz günlerinde, o acıların tam ortasında şekillenir. 1973 Yom Kippur Savaşı’nın o ağır atmosferinde, efsanevi Leonard Cohen ile omuz omuza vererek cephedeki askerlere moral konserleri düzenlemesi, ulusal belleğin en dokunaklı ve unutulmaz sahnelerinden biridir. Bu tarihi buluşma, müziğin sadece bir sanat dalı değil, kaosun ve yıkımın ortasında bir "merhem", tükenmek üzere olan ruhlar için bir "moral oksijeni" olduğunu tüm dünyaya kanıtlar.

Caspi, toplumun canı yandığında orada olan, o acıyı notalarıyla dindirmeye çalışan bir şifacıdır aynı zamanda.

 

​Ölümsüz Bir Mirasın Gölgesinde

​Genellikle hiçbir duygu belirtisi göstermeyen o meşhur "poker yüzü" nün ironik dokunuşunun ve o ciddi ve mesafeli maskesinin ardında, en yakınlarını bile kahkahaya boğan, hayata ironiyle bakan şakacı ve hayat dolu bir ruh gizler.

Matti Caspi, 2005 yılında ACUM Yaşam Boyu Başarı Ödülü'ne layık görüldüğünde, başarısı: "yüksek müzikal yeteneğin devasa bir duygusal güçle birleşimi" olarak tanımlandı.

 

Cumhurbaşkanı Isaac Herzog’un vedasında belirttiği gibi, o gerçekten de "kuşağımızın en büyük bestecisi" unvanını sonuna kadar hak ediyor.

Caspi, hayatın en karmaşık düğümlerini müziğiyle basitleştirirken; en derin hüzünleri ise ebedi bir teselliye, bir umut ışığına dönüştürdü.

​Kendi dizelerinde de vurguladığı gibi:                                              

 "Davulun sesi asla kesilmeyecek...". 

Bugün fiziksel varlığıyla aramıza veda etmiş olsa da, bıraktığı devasa mirasla o artık bu toprakların, bu kültürün ve her bir dinleyicisinin ortak hafıza mekanlarından biridir. Matti Caspi gitmiş olabilir, ama onun yarattığı o muazzam ses sarayı sonsuza dek ayakta kalacak.



O tek ve biricik… Halefi de yok Selefi de….

Anısı daim – Müziği Sonsuz Olsun


Malka AZARYAD



 Bir önceki yazımı okudunuz mu?








Yorumlar


Bizi Takip Edin
  • Facebook Basic Square
  • Twitter Basic Square
  • Google+ Basic Square
WhatsApp Image 2020-09-08 at 20.52.59 (1

İLETİŞİM

Telefon                           :+97236582936
Mail                                :turkisrael@gmail.com

 

KÜNYE

İYT Web Sitesi Künyesi:
Editör                             :Av.Yakup Barokas
Grafik Tasarım              :Şemi Barokas 
                                       Ovi Roditi Gülerşen

© 2018 by Turkisrael.org

bottom of page