top of page

Gönül Bahçesinin Gizli Sedası: Tel Aviv Üniversitesi’nde Bir Kültür Şöleni



Tel Aviv Üniversitesi’nin konferans salonunda bulunduğum o anlar, hakikat perdesinin aralandığını hissettiğim, içimde haz ve coşkuyu aynı anda uyandıran anlardı.

O anlarda bu yazının doğuşu gerçekleşti.

Geçtiğimiz günlerde Tel Aviv Üniversitesi bünyesindeki Cymbalista Kültür Merkezi’nde böyle bir eşikten geçtim.

 

"Türk Coğrafyasından Tınılar ve Sözler: Sabetayistlerden Dervişlere" başlığı altında düzenlenen gecede, kadim Anadolu’nun tınılarıyla akademik derinlik buluşurken, yüreğimin sınırlarının Selanik’ten İstanbul’a doğru nasıl genişlediğine sessizce tanıklık ettim. Mekân değil, kalbim büyüyordu; tarih anlatılıyor ve yeniden nefes alıyordu.

“İnsan, evrende gövdesi kadar değil, yüreği kadar yer kaplar” derler.


Bir Akademisyenden Öte: Profesör Avner Wishnitzer ve Geleceğe Davet

Gecenin mimarlarından biri, Tel Aviv Üniversitesi Orta Doğu Tarihi Bölüm Başkanı Profesör Avner Wishnitzer, hem bir akademisyen hem de bir kültür aktivisti.

Akademisyenliği durağan değil, canlı ve ettirgen.

Türkçesinin “akıcı” olmasının dışında bu coğrafyanın ruhunu içselleştirmiş, kelimelerin ardındaki hüzün ve sevinci incelikle taşıyan bir bilge ruh. Dili konuşuyor; o dili yaşıyor ve yaşatıyor.

18. Ve 19. yüzyıl Osmanlı sosyal yaşamı üzerine, Türkçeye de çevrilen eserleriyle isim yapmış bu dinamik deha, o gece yalnızca tarihten söz etmedi; geleceğe dair bir ufuk açtı. Verdiği mesaj, geçmişin sayfalarında kalmış bilgilerin tekrarı değil, bugünü ve yarını şekillendirecek bir davetin ilk adımlarıydı.

 

Wishnitzer’in özellikle Türkiye’den Aliyah yapmış, ana dili Türkçe olan ailelere ve gençlere yönelttiği bir çağrısı var:

 

“Tel Aviv Üniversitesi Orta Doğu Tarihi Bölümü; geleceği hakkında büyük düşünen gençleri kurumsal bünyesine dahil etmek için kucağını açmış bekliyor.”

 

''עודדו את הילדים והנכדים שלכם לבוא ללמוד טורקית ולהכיר את ההיסטוריה של טורקיה והמזרח התיכון''

 

Bu, sıradan bir akademik davet değil; kültürel bir mirası devralmaya teşvik eden candan bir el!

 

5 Şubat 2026’da gerçekleşecek olan “Open Day” (Açık Gün) hem bir tanıtım günü hem de kökleriyle bağını diri tutmak isteyen gençler için açık bir kapı olacak.

 

Tarih, sadece raflarda saklanan bir bilgi yığını olmaktan çıkmalı; bugünü anlamlandırmanın ve etik bir gelecek kurmanın en somut pusulası olmalı!

 

Sabetayistlik: Sırrın Estetiği ve “Müminlerin Şarkısı”

Gecenin en sarsıcı anı, Dr. Hadar Feldman Samet’in yıllara yayılan büyük emeğinin ürünü:

 

Müminlerin Şarkısı: Sabetayistler

(שירת ה'מאמינים' השבתאים)

​Geç Osmanlı İmparatorluğu'nda Kültürlerarası Temaslar, Topluluk ve Ritüel

(פולחן, קהילה ומגעים בין-תרבותיים באימפריה העות'מאנית המאוחרת)

Başlıklı kitap lansmanıydı.

 

O ana kadar Sabetayistlik üzerine bildiğimi sandığım her şeyin, meğer yalnızca birer “ansiklopedik dipnot”tan ibaret olduğunu fark ettim.

Bilgi, duygu ve merakla buluştuğunda kuru bir veri olmaktan çıkıyor; ruhun süzgecinden geçen gerçek bir hikâyeye dönüşüyor.

Dr. Samet kürsüde, adeta Botticelli tablolarından süzülüp gelmiş bir Madonna Magnificat zarafetiyle duruyor, yüzündeki o berrak ışık, salonun tamamına yayılan dingin ama güçlü bir entelektüel enerjiye dönüşüyor. Anlatımıyla, 17. yüzyıl Selanik’inden 1924 mübadelesine uzanan bir yolculuğun kapılarını aralıyor.


Dr. Hadar Feldman Samet (By Tziki Woolfson)


Dr. Samet, bizleri, “Ma’aminim” (Müminler) topluluğunun Bin şiirlik gizli kodeksine davet ederken, Ladino, İbranice, Aramice ve Osmanlı Türkçesinin aynı dizede buluştuğu bu şiirlerde, bir topluluğun sadece dünyaya değil, önce kendi içinde nasıl konuştuğunu gösteriyordu. Bu dizelerde yalnızca inanç değil; korunma, direniş ve var olma iradesi saklıydı.

Her mısra, sessizliğin içinden yükselen bir nefes!

Ve ben ilk kez, Sabetayistliği bir “tarih başlığı” olarak değil, yaratıcılık dolu bir estetik ve hayatta kalma sanatı olarak hissettim.

 

Şifreli Bir Anahtar Olarak Sanat

Sabetayistlik anlatısını bu noktada, en özlü ve en can alıcı yerine, yani “hayatta kalma sanatına” indirgemek gerekir. Dr. Samet’in çalışmaları, bu şiirlerin sıradan birer ilahi değil, birer şifreli anahtar olduğunu berrak biçimde ortaya koyuyordu. Çünkü bu dizeler, birbirlerine tutunmanın dilini taşıyordu.

Bu topluluk, çevrelerindeki kulaklara sıradan bir aşk şarkısı gibi ulaşan metinlerin içine, sadece “içeridekilerin” çözebileceği derin teolojik semboller yerleştirmiş, görünenin sıradan, iç dinamiğinde ise sarsıcı derecede anlam yüklü metaforik bir dil yaratmış… Sessizlikle konuşmanın, görünmeden var olmanın zarif bir yolu.

 

Çiçeklerin Dili:

Osmanlı şiirinin vazgeçilmezi olan “gül”, bu kodekslerde Mesih Sabetay Sevi’yi temsil ediyor. “Sümbül”, topluluğun yaydığı manevi koku, “Bahçeye girmek” (Gülşen) ise doğayı değil, sırra ermiş olmayı anlatır.

Bu bahçe, artık bir mekân değil; aidiyetin ve bilgeliğin sembolüdür.

 

Makamların Gizemi:

Şiirlerin makamları rastgele seçilmemiştir. Her biri ruhun başka bir hâlini taşır.

Sürgünün hüznü için Saba Makamı,

Kurtuluş beklentisi ve ilahi aşk için Hicaz,

Topluluk bağını güçlendiren içtenlik için Uşşak…

Her makam, ortak bir kalp atışının müzikal karşılığı gibidir.

 

Kelime Oyunları ve Gematria:

 

İbranice “Go’el” גּוֹאֵל (Kurtarıcı) ile Türkçe “Gönül” arasındaki ses benzerliği, kurtuluşun ancak kalpteki aşkla mümkün olduğunu fısıldar. Ebced ve Gematria ise sayıları, kelimelerin görünmez mürekkebi gibi kullanır; Mesih’in adı satır aralarına usulca işlenir.

Bu “Kitman” hâli, yani gizlilik, topluluğa hem bir koruma zırhı hem de nesiller arası bir aktarım dili kazandırmıştır. En ağır inanç kavramları bile müzikle, şiirle ve fark ettirmeden aktarılmıştır.

Onların dünyasında bir gül yalnızca bir çiçek değil; bir liderin silüetidir.

Bir makam yalnızca bir melodi değil; ortak bir kaderin titreşimidir.

Ve bir şarkıda: bin hakikat!

 

Sazın ve Sözün Evrensel Yolculuğu: Saz Trio

Gecenin en etkileyici sürprizi, bu derin ve mistik atmosferi bugünün canlılığıyla buluşturan Saz Trio oldu. İsrael’de Türk halk müziğine duyulan ilginin, yalnızca bu coğrafyadan göç edenlerle sınırlı kalmayıp, Aşkenaz kökenli gençleri de içine alarak genişlemesi başlı başına büyüleyici bir kültürel hadise!

Bu, müziğin pasaportsuz bir dil olduğunu bir kez daha hatırlatan sessiz ama güçlü bir tanıklık!

Gur Volner, İdo Wolffson ve Bursa doğumlu bir aileden Adam Sulujon, bizlere engin bir gönül yolculuğu yaşattılar. Sazın sözün ve bağlamanın konuştuğu o anlarda sınırlar silindi, kalpler arasında görünmez bir köprü kuruldu.

Anadolu’nun bağrı yanık ozanlarının, yüce âşıklarının tınıları Cymbalista’nın modern mimarisinde yankılanırken, “Müzik, ruhun gıdasıdır” sözü adeta ete kemiğe büründü.


Bu gençler, geçmişin mirasının yalnızca kan bağıyla değil, gönül bağıyla da sahiplenilebileceğinin en zarif örneğiydi. Onların ellerinde bağlama, bir enstrüman olmaktan çıkıyor; zamanlar arasında dolaşan bir elçi, kültürler arasında sessizce konuşan bir rehber oluyordu.

Tellerden yükselen her ses, bir hatırlayış, her ezgi, köklerle kurulan yeni bir bağ oldu….

Ve her nota, ortak bir insanlık dilinde yazılmış bir dua olarak kalplerde karşılığını buldu….

 

Köklere Dönüş, Kalbe Bakış

Herakleitos’un dediği gibi, “Aynı nehirde iki kez yıkanılmaz.”

Ben de o salondan çıkarken, içeri giren kişi değildim artık. Bir toplumun sessizlikle, sabırla ve uyumla nasıl derin bir estetik inşa edebildiğine; bu gizemin modern akademik dünyada, Profesör Wishnitzer ve Dr. Samet gibi isimlerle nasıl bir aydınlığa dönüştüğüne tanıklık etmiştim.

Geçmiş, sadece anlatılmakla kalmıyor; bugünün kalbine usulca dokunuyordu.

Geçmişimiz, sırtımızda taşıdığımız bir yük değil; geleceğe yürürken bastığımız sağlam bir Zemin olmalı!

Kökler, bizi geriye çekmez; aksine, göğe daha dik bakabilmemiz için ayakta tutar.

Tel Aviv Üniversitesi Orta Doğu Tarihi Bölümü de bu anlamda yalnızca bir akademik birim değil; kadim sırları, derin kültürü ve ortak hafızamızı bilimsel bir ciddiyetle yarınlara taşıyan güven verici bir omuz görevini büyük bir sorumluluk bilinciyle taşıyor.

 

5 Şubat 2026’da gerçekleşecek “Open Day” çağrısı, sadece bir tarih değil; ufkunu geniş tutan, geçmişle barışık, geleceğe cesaretle bakan her genç için açılmış bir davettir.

Çünkü Tarih, yalnızca bilmek değil; sorumlulukla taşındığında bir Erdem aynı zamanda ..

 

Cymbalista’nın kubbesi altında yankılanan “Ya Hu” sesleri ve Saz Trio’nun tellerinden süzülen ezgiler hâlâ kalbimde titriyor ve yüreğime tarif edilemez bir dinginlik serpiyor .

Kendi hikâyemin yeni sayfalarını, yeni bir dille, yeni bir kalple sessizce açıyorum.

Kaynak:

 


Malka AZARYAD



 Bir önceki yazımı okudunuz mu?








Yorumlar


Bizi Takip Edin
  • Facebook Basic Square
  • Twitter Basic Square
  • Google+ Basic Square
WhatsApp Image 2020-09-08 at 20.52.59 (1

İLETİŞİM

Telefon                           :+97236582936
Mail                                :turkisrael@gmail.com

 

KÜNYE

İYT Web Sitesi Künyesi:
Editör                             :Av.Yakup Barokas
Grafik Tasarım              :Şemi Barokas 
                                       Ovi Roditi Gülerşen

© 2018 by Turkisrael.org

bottom of page