Fil Haldan’la Tavşan Nazmi Kutarmasalardı Halim Haraptı.. !
- Moşe MİTRANİ

- 5 gün önce
- 4 dakikada okunur

YARI ŞAKA YARI CİDDİ
(Bu başlık altındaki yazılar yaklaşık 2000-2005 yılları arasında İsrail'deki Türkiye'liler Birliği'nin tarihi Bülten gazetesinde yayınlanmıştır.)
Fil Haldan’la Tavşan Nazmi Kutarmasalardı Halim Haraptı.. !
İTK (İnek Toplama Kampı), yani İzmir Türk Koleji’nin 68 yılı mezunuyum. Bazıları beni hala Ender Özdoğan olarak hatırlar (İsrail'de eski aile ismine döndüm). Liseyi bitirdikten hemen sonra üniversite tahsili vesilesiyle İsrail’e geldim. Hayatın sağı solu belli olmaz derler. Geliş o geliş oldu. O günden bu yana tam 40 yıl geçti. Annem babam da arkamdan İsrail’e gelince, her nedense güzel İzmir’e çok uzun yıllar dönmedim. Bu süre içinde Türkiye’nin diğer taraflarını İzmir’den daha fazla tanır oldum. Doğup 17 yaşına kadar yaşadığım İzmir’de, Karataş’ın ahşap yalıları, ucu bulutları delip geçen Dario Moreno Asansör'ü, Güzelyalı semtinde oturduğumuz daire, ufacık çocukken uçsuz buçaksız bahçelerinde koşuşturduğumuz Amerikan Kız Koleji, denizde seyreden renkli yük mavnaları, mis gibi kokusu etrafa yayılan Güzelyalı’daki ekmek fırını, cıvıl cıvıl Sevinç Pastanesi ve İzmir’in incisi yosun kokan Kordon Boyu, belleğimde, uzun yıllar sonra, Andersen’in masallarından görüntüler olarak kaldı.
68 mezunları döneminden kalma okul andaçını halâ titizlikle korurum. Zaman boyunca, lise arkadaşlarımdan tek tük birkaçı ile Internet ortamında iletişim kurdum. Bazen aramızda mesajlar gelir gider. Bundan bir kaç ay önce, bu yazışma arkadaşlarından biri olan Tavşan Nazmi’den (dişleri biraz öyle idi de) mesaj geldi “68 dönemi mezunlarının 40. yılını İzmir’de kutlamaya karar verdik, 5 Nisan gecesi hepimiz Fuar’daki Ada gazinosunda toplanıyoruz, seni mutlaka bekliyoruz”. Bunu beklemiyordum doğrusu. Beni kontrolsuz bir heyecan sardı. Sanki kanımın çekildiğini hissettim. Yahu ben 40 yıl önce ayrıldığım sınıf arkadaşlarımı tekrar mı göreceğim yani ?. Kendi kendime “yok yok boş ver, dertsiz başına dert mi arıyorsun, otur oturduğun yerde” dedim. Nazmi’ye hemen “o tarihte gelmeme imkân yok, iş yerimde tuvaletleri silme sırası bende” diye bir mesaj yolladım. Nazmi’den gelen “Moshe’cim, bak aramızdan 12 arkadaşı kaybettik bile, bundan sonra bir daha görüşmek nasip olmayabilir” cevabı beni can evimden vurdu. Ulan tavşan, elinden kolay kurtulamayacağımı biliyordum. Uzun tereddütlerden sonra “Peki gelecem işte” diye mesaj yolladım. Daha iki ay var, kolay olur, bir kaçış yolu bulurum diye kendimi avutmaya başladım.
Ama dayanamadım, hemen okul andaçını çıkardım. Elim titreye titreye sayfaları çeviriyorum, mezunların resimlerine bakıp arkadaşları hatırlamaya çalışıyorum, işte şişe daha yeni takılmış döner genişliğindeki ensesiyle sevgili Fil Haldan. Onu derste kızdırdığımda bana uzaktan parmağını sallayarak “seni teneffüste halledeceğim” der, sözünü harfiyen yerine getirirdi. Tarih hocamız Hilmi Kandemir’in taklitini yaptığında gülmekten gözlerimden yaşlar akıtan Muhittin, Lise sonu 3 kere okuyarak hayata daha hazırlıklı başlamak isteyen Atıf, gitaristi olduğum okul orkestarsının solisti Sönmez, bir bakışta İzmir kızlarını tavlayan ama bana bir kemik atmamakta direnen Bonjour Atilla (babası Bonjour pastanesinin sahibiydi), hepsi siyah beyaz fotoğraflarıyla orada !. Tekrar tekrar bakıyorum resimlere, okul günlerini gözlerimin önüne getirmeye çalışıyorum. 150 son sınıflar mezununun resimlerine tek tek baktım, 145’ini hatırlayamadım.
Günler geçtikçe Nazmi’den mesajlar yağıyor “arkadaşlar heyecanla bekliyor, seni şimdiden hasretle kucaklıyoruz, senin taa oralardan geleceğini duyan bir çok arkadaş da geceye katılmaya karar verdiler ...” gibi mesajlarla beni gazlayıp duruyor. Belli ki su koyup gelmeyeceğimden korkuyor.
Nasıl yaptım bu işi ben de bilmiyorum ama, 2 Nisan günü kendimi THY uçağında oturur buldum. Uçakta dağıtılan gazetelere göz atıyorum, meğer o akşam İstanbul’da Fenerbahçe-Chelsea maçı varmış. Manşetler dehşet saçıyor “Burası Kadıköy, buradan çıkış yok !”, “Chelsea’yi çok kötü yapacağız !”, “Süper Silahşörler !”. Uçak hınca hınç dolu. Uçağın en az yarısını o maça giden İsrail’liler doldurmuş. Uçak koridorunda tavus kuşu gibi dolaşan birini gözüm ısırıyor, yahu bu Sivasspor’da oynayan İsrail’li Pini Balili değil mi ?.
Ama benim aklım 40. yıl buluşmasında. Andaç kitabını açıp mezunların resimlerine tekrar tekrar bakıyorum. Nazmi’nin yazdıkları aklımda yankı yapıyor “seni hararetle bekliyoruz, hangi uçakla geleceksin ?, nerede kalacaksın?”.
Uçak İstanbul’a indi. Ben sonra İzmir’e devam edeceğim. Terminalde yürüyorum birden bir gürültü kopuyor, kalabalık bir gurup çığlıklarla bana doğru yaklaşıyorlar. Afallayıp kaldım. Küçük dilimi yutacağım neredeyse, arkadaşlar beni karşılamaya buraya kadar gelmişler. Uzaktan suratları seçmeye çalışıyorum, vallahi bu önde giden Fil Haldan, yahu seneler sonra tam kapı gibi olmuş. Acaba eski günleri hatırlayıp sevinçten beni bir güzel döver mi?, yahu şu bizim piyanist Baba Kamil değil mi?, vaaaay sevgili Rüçhan sen de mi benim için buralara kadar geldin, Tavşan Nazmi’yi göremiyorum !!?. Okulun kurucusu Bahattin Tatış Bey bile uzaktan bastonunu sallıyor arkadan diğerlerine yetişmeye çalışıyor, o yaşında beni karşılamağa gelmiş. Aralarında 1968 yılı boyunca platonik aşk yaşadığım Canan (onun haberi yoktu yani) bile var. Arkadaşlar çok değişmişler doğrusu. Kimin kim olduğunu seçmek çok güç. Onlara jest olsun diye bizim eski İzmir jargonuyla “arkadaşlar, beni tanıyonuz mu? özlemiyonuz mu?” diye bağırarak kucaklarına atladım. Birden kendimi yerde buldum. O ne? Haldan beni cidden dövüyor yahu ! Rüçhan da bir yumruk attı. Ulan delirdiniz mi yoksa? şaka diye kemiklerimi kıracaksınız!.
Polisler ellerime kelepçeyi takarak yaka paça içeri götürdüler. Meğer Pini Balili’yi karşılamaya gelen Sivasspor futbol federasyonu temsilcilerinin üstüne atlamışım.
Allahtan Tavşan Nazmi ile Fil Haldan taa İzmir’den geldiler bana kefil oldular, tazminat ödeyerek beni serbest bıraktırdılar.
40.cı yıl buluşmasına zorlukla yetiştim. Balo salonuna bu kez çok temkinli girdim.
Not: Bu hikâyemi o unutulmaz buluşmada bana özellikle yakınlık göstermiş olan sevgili MERHUM kardeşlerim Rüçhan Güventürk, Haldan Levent (Fil), Nazmi Buldanlıoğlu (Tavşan), Atilla Uslu (Bonjour) ve onların yoluyla, 6C sınıfına ve tüm ITK 68 dönemi mezunlarına ithaf ediyorum.
Moşe MİTRANİ
IYT dip not :
İfade edilen görüşler İYT web portalının editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Yazarların düşünceleri sadece kendilerini bağlar.
Bir önceki yazımı okudunuz mu?






Yorumlar