Dereden Tepeden




Beni tanımayan sevgili okurlar için öncelikle yazılarımda belli bir konuyu ele almaktansa, hoşlandığım fikirleri hiç bir amaç gütmeksizin sizlerle paylaşacağımı belirtmek isterim. Çok okurum, çok araştırırım, çok izlerim ve elbette hepsinin üstüne düşünürüm. Örneğin yazıma beni çok etkileyen romanlardan giriş cümleleri ile başlamak isterim, ki siz de düşünün!

"Aklımı kaçırdıysam bana göre hava hoş, diye düşündü Moses Herzog." Saul Bellow, Herzog romanı


“DOĞRU! – gergindim – çok çok fazla gergindim ve hâla öyleyim; fakat delirmiş olduğumu söyleyebilir misiniz? Bu hastalık hislerimi keskinleştirdi – yok etmedi – körleştirmedi onları. Hepsinden önce keskin bir duyma hissi başladı. Gökteki ve yerdeki her şeyi duyuyorum. Cehennemdeki bir çok şeyi duyuyorum. Nasıl - olur da - deli olurum? Dinleyin! Ve izleyin nasıl da sağlıklı – nasıl da soğukkanlılıkla anlatacağımı tüm hikâyeyi.” Edgar Allan Poe - Geveze Yürek (The Tell - Tale Heart) (Emrah Özdemir'in çevirisiyle)


"Gregor Samsa bir sabah bunaltıcı düşlerden uyandığında, kendini yatağında dev bir böceğe dönüşmüş olarak buldu." Franz Kafka - Dönüşüm (Ahmet Cemal'in çevirisiyle)


"Aslında trajik bir çağ bizimkisi, bu yüzden onu trajik olarak görmeyi reddediyoruz. Büyük tufan kopmuş, yıkıntıların arasındayız şimdi, yeni yeni küçük yaşam alanları kurmaya, küçük küçük umutlar beslemeye başladık. Doğrusu zor iş; geleceğe uzanan düz bir yol yok şimdi, bunun yerine bir çember çiziyoruz ya da düşe kalka ilerliyoruz. Dünya başımıza yıkılmış olsa da yaşamak zorundayız." D.H. Lawrence - Lady Chatterley'in Aşığı romanı (Meram Arvas'ın çevirisiyle)


"Ama biz senden kadınlar ve kurmaca yazın konusunda konuşmanı istemiştik, bunun insanın kendine ait bir odası olmasıyla ne ilgisi var diyebilirsiniz. Açıklamaya çalışacağım...." Virginia Woolf - Kendine Ait Bir Oda (Suğra Öncü'nün çevirisiyle)


Şimdi neden bu giriş cümlelerini seçtiğimi varın siz düşünün! Bir de beni çok etkilemiş bu cümleler ve mısralar var:

“Gümbür gümbür geliyorum, borularım, davullarımla, marşları yalnız yenenler için değil, yenilenler, öl­dürülenler için de çalıyorum.” Walt Whitman - Kendi Şarkım (Memet Fuat Çevirisiyle)

“Ben hiç kimseyim! Sen kimsin? / Sen de mi hiç kimsesin? / O vakit bizden bir çift var-deme! / Biliyorsun, kovarlar bizi.” Emily Dickinson (Rina Eskenazi Çevirisiyle)

"Edebiyat mutlulukla ilişkili; ya da mutsuzlukla..."


İşte, Orhan Pamuk'un Nobel ödülü aldığı 2006 yılında yaptığı konuşmadan bir seçki: Pamuk bu konuşmayı, 10 Aralık 2006'da tören sırasında İngilizce olarak yaptı. Pamuk'un bunun yanı sıra 7 Aralık 2006 günü Türkçe olarak yaptığı, "Babamın Bavulu" başlıklı bir Nobel kabul konuşması var ki okumanızı şiddetle öneririm.


“Neden yazıyorsun? Bu, yazarlık kariyerim boyunca bana sık sık sorulmuş bir sorudur. Çoğunlukla kastettikleri şudur: Ne anlamı var, neden zamanınızı bu garip ve imkansız eyleme ayırıyorsunuz? Neden yazıyorsunuz? Bir mazaret göstermeli, yazdığınız için af dilemelisiniz. Bu soruyu duyduğum her seferinde, böyle hissettim; her seferinde de farklı bir yanıt verdim... Bazen, ‘Neden yazdığımı bilmiyorum ama kesinlikle bana kendimi daha iyi hissettiriyor. Umarım beni okuduğunuzda siz de aynısını hissediyorsunuzdur’ dedim. Bazen, ‘Öfkeliyim ve işte, bu yüzden yazıyorum’ dedim. Halbuki çoğunlukla amacım bir odada yalnız kalmaktı, bu yüzden yazdım. Edebiyat mutluluk hakkındadır. Demek istediğim, çocuksu yönünü hayat boyu korumak, içindeki çocuğu canlı tutmakla ilişkilidir...”



Mutluluk demişken Einstein’ı anmadan olmaz!

1.56 milyon dolarlık 17 kelime

1922’de Nobel Ödülünü aldıktan bir yıl sonra Einstein bir dizi konferans vermek için Japonya’ya gittiğinde çevresini bir sürü meraklı hayran sarar. Otel odasına paket bırakmaya gelen belboya verecek bahşişi olmadığı için adamın eline imzalı bir kağıt tutuşturur. Kağıtta Almanca olarak şunlar yazmaktadır: “Sakin ve mütevazı bir yaşam, sürekli huzursuzlukla birleşen başarı arayışından daha fazla mutluluk getirir.”


Acaba Einstein gelecek nesillere bir mesaj mı vermek istiyordu, yoksa cebinde bozukluğu olmadığından ve ileride imzasının değerli olacağını tahmin ettiğinden mi bu jesti yapmıştı orası bilinmez ama, o belboyun varislerinin elindeki bu kağıt parçası müzayedenin birinde 1.56 milyon dolara alıcı bulmuştur.


Açıkça anlaşılıyor ki modern pazarlama tekniklerinden çok daha öncesinde Einstein, ünlü kişilerin eşyalarının ileride ne kadar değer kazanacağını öngörmüştü. Peki, Einstein mutlulukla ilgili söylediklerinde haklı mıydı? Hiç bitmeyen çabalama yerine memnuniyet ve hoşnutluğu savunan bu büyük beyinin mutluluk kavramını modern psikolojinin bulgularından çok daha önce keşfetmiş olduğunu varsayabilir miyiz?


2020 yılında, "sade güzellikle bireysel varoluşu evrensel kılan kusursuz şiirsel sesi" nedeniyle Nobel Edebiyat Ödülü'nü alan ABD’li Yahudi kadın şair Louise Glück’ün (soyadı Almanca mutluluk demek) şu mısralarına da kulak verelim dilerseniz:


“Dünyaya bir kez çocukken bakarız, gerisi hatıradır. Ruhum gerginlikle paramparça dünyaya ait olmaya çalışmaktan…”


Sevgi ve mutlulukla kalın!