top of page

BİRLİKTE OLMANIN SIRLARI

  • 20 saat önce
  • 3 dakikada okunur



İnsan gençliğinde birlikte olmanın sırrını aşkta arar. Kalbin hızlı atışlarında, özlemde, heyecanda ve karşısındaki insanı düşünmeden geçiremediği saatlerde... Oysa yıllar geçtikçe anlar ki birlikte olmanın gerçek sırrı, yalnızca aşk değildir. Aşk bazen güçlenir, bazen zayıflar; bazen görünür olur, bazen sessizce geri çekilir. Ama iki insanı onlarca yıl boyunca yan yana tutan şey, her gün yeniden verilen küçük ve görünmez bir karardır: "Bu insanla hayatı paylaşmayı sürdüreceğim."

 

Uzun bir evlilikte alışkanlık çoğu zaman küçümsenir. İnsanlar alışkanlığı aşkın düşmanı gibi görürler. Oysa alışkanlık, güvenin başka bir adıdır. Aynı evde uyanmak, aynı sofraya oturmak, yıllardır tanınan bir sesin evin içinde dolaştığını bilmek, insanın ruhuna sessiz bir emniyet verir. Gençlikte heyecan aranan yerde, yaş ilerledikçe huzur aranır. Huzur ise çoğu zaman alışkanlığın içinde saklıdır.

 

Yıllar boyunca birlikte yaşayan insanlar, zamanla birbirlerinin kelimelerinden çok sessizliklerini anlamaya başlarlar. Bazen bir bakış, uzun bir konuşmadan daha fazla şey anlatır. Bir fincan çayın sessizce masaya bırakılması, üşüyen eşin omzuna örtülen bir hırka, hastalık günlerinde söylenmeyen ama hissedilen bir kaygı... Bunlar aşkın sessiz dilidir. Çünkü gerçek sevgi çoğu zaman yüksek sesle konuşmaz; gündelik hayatın içinde küçük hareketlerle kendini gösterir.

 

Birlikte olmanın sırlarından biri de kusursuzluk beklentisinden vazgeçmektir. İnsan gençken sevdiği kişiyi idealleştirir. Ancak yıllar geçtikçe herkesin eksikleri, huysuzlukları ve zayıflıkları ortaya çıkar. Gerçek yakınlık, karşımızdaki insanın kusurlarını görmemek değil, onları gördüğümüz halde yanında kalabilmektir. Çünkü sevgi, mükemmelliğe duyulan hayranlıktan çok, kusurlarıyla kabul edilmeye duyulan ihtiyaçtan beslenir.

 

Yaş ilerledikçe insan daha kırılgan olur. Bazen küçük bir söz incitir, bazen anlaşılmadığını düşünür, bazen de içindeki yalnızlık duygusu sebepsiz yere büyür. İşte böyle zamanlarda birlikte olmanın sırrı güçlü görünmeye çalışmak değil, kırılganlığını paylaşabilmektir. "Bugün kendimi iyi hissetmiyorum" diyebilmek, "Canım sıkkın" diyebilmek, "Bana biraz yakın olmanı istiyorum" diyebilmek yılların oluşturduğu duvarları yıkar. Çünkü samimiyet, insanın güçlü yanlarından değil, kırılgan yanlarından doğar.

 

Öte yandan iyi bir birliktelik, iki kişinin tamamen birbirinin içinde kaybolması anlamına gelmez. Her insanın kendine ait düşünceleri, hayalleri, okumaları ve iç dünyası olmalıdır. Yan yana yürümek, aynı insan olmak değildir. İki ayrı hayatın birbirine saygıyla dokunmasıdır. Kendi iç zenginliğini koruyabilen insanlar, ilişkiye de canlılık taşırlar.

 

Uzun yıllar birlikte yaşamak aynı zamanda affetmeyi öğrenmektir. Çünkü yarım asırlık bir evlilikte kırgınlıklar, yanlış anlaşılmalar ve hayal kırıklıkları mutlaka olur. Affetmek unutmak değildir; geçmişin yükünü sürekli bugüne taşımamayı seçmektir. İnsan yaşlandıkça anlar ki kalpte biriktirilen öfke, karşıdakinden önce insanın kendisini yorar.

 

Bazen insan, gerçekleşmemiş aşklara ya da geçmişte kalan ihtimallere bakıp onların daha parlak olduğunu düşünebilir. Ancak o aşklar günlük hayatın sınavlarından geçmemiştir. Hastalıkları, yorgunlukları, maddi sıkıntıları, yaşlılığı ve sıradan günleri yaşamamışlardır. Gerçek sevgi ise tam da bu sıradanlığın içinde sınanır. Parlak olmayabilir ama köklüdür. Gürültülü olmayabilir ama derindir.

 

Belki de birlikte olmanın en büyük sırrı budur: Her şeyi görerek kalabilmek. Yılların yüzlere bıraktığı izleri, değişen bedenleri, azalan güçleri, tekrarlanan hikâyeleri, aynı şakaları ve aynı alışkanlıkları görerek... Buna rağmen değil, tam da bunlar yüzünden birbirine bağlanabilmek.

 

Çünkü hayatın sonunda insanlar büyük aşk hikâyelerinden çok, kendileriyle aynı yolu yürüyen kişiyi hatırlarlar. Bir ömür boyunca yan yana yaşlanan iki insanın hikâyesi dışarıdan bakıldığında sıradan görünebilir. Oysa içinde sabır, emek, affetme, sadakat, dostluk ve derin bir bağlılık vardır. Birlikte olmanın gerçek sırrı da belki tam burada saklıdır: Her gün yeniden seçilen, sessiz ama köklü bir sevginin içinde.

 

Sevgili okuyucularım dün yani 5 Eylül günü eşimin doğugünüydü.72 yaşına geldi. Oysa onu tanıdığımda 21 bile değildi. Genç, çalışkan, neşeli ve saygı dolu bir üniversite öğrencisiydi. Birlikte yaşanan yılları aklımdan geçirince çoğunda sevgi ve şefkat, fedakârlık ve cesaret geçiyor.

İyi ki tanışıp güzel bir aile kurmuşuz. Her şey için teşekkürler sevgili David. Nice mutlu yılların olsun.


Sevgiyle kalın.

SARA YANAROCAK

 

 IYT dip not :

İfade edilen görüşler İYT web portalının editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Yazarların düşünceleri sadece kendilerini bağlar.

 Bir önceki yazımı okudunuz mu?









Torunuma Mektuplar-Sara Yanarocak
Satın Al

Yorumlar


Bizi Takip Edin
  • Facebook Basic Square
  • Twitter Basic Square
  • Google+ Basic Square
bottom of page