top of page

Aynı kitabı tekrar okumak sizi sıkar mı??







Bu yazıyı Ekim ayının son günü yazıyorum yarın yeni bir ayın döngüsüne gireceğiz.

Chechvan 2022/5783 Gregoryen takviminde Ekim veya Kasım'a karşılık gelir, her ay, bize fiziksel kelime aracılığıyla tezahür eden spiriual bir yön veren kendi eşsiz enerjisini içerir. Her ay ayın yenilenmesiyle birlikte, tüm dünyadaki her insanın emmesi ve deneyimlemesi için bir enerji yenilenmesi vardır.

 

Kitaplarımı kıyamam vermeye, taşınma, şehir değiştirme aşamasında dahi, kitaplarım benimle beraber yolculuk yaptı.

Böylesine değişikliklerde ilk koliye girenler kitaplarımdır. Onları organize edip garantintiye alırım ilk önce.

Ülke değiştirme aşamasında ise tabi ki boydan boya salonumun bir duvarını kaplayan kitapları kendimle beraber getirmem mümkün değildi, aslında kolilere doldurup gemi vasıtası ile Kanada’ya gönderebilirdim, ama daha kalacak yerimin dahi çok net olmadığı bir ülkeye çok yükle gelmek istememiştim, ve çok sevdiğim, ayrılamadığım bir kaç kitap dışındakileri kütüphaneye bağışlamıştım.

 

Benim için ev demek kitap demek, kitap olmayan bir mekanda kendimi evimde hisedemem. Artık şükür yerleştim, kitaplar yine beni bulmaya devam ediyor, şükürler olsun etrafım yine kitap kalabalığıyla dağınığıyla sarıp sarmalandı.

Sizin fikrinizi bilemem ama; aynı kitapları okumak aksine beni sıkmaz, gelin nedenlerine bir bakalım...

 

Torah’daki (Yahudilerin kutsal kitabı Tevrat) haftalık ‘Parasahaları’ (Hikayeleri) hafta hafta okuduk, ve yıllık kutsal kitabı okuma döngüsünü geçtiğimiz günlerde tamamladık.

 

Her sene aynı kitabı (Torah-Tevrat) tekrar tekrar okuma döngüsünde, ortalama seksen seneyaşamı olan bir yahudi birey, on yaşında veya daha küçük, okumaya başladığı bu hikayeleri, kendini bilmeye başladıktan sonra ömür süresi boyunca minumum yetmiş kere okuyacak demektir.

 

Peki Torah-Tevrat’daki kitap aynı, hikayeler yüzyıllardır değiştirilmeden  aynı şekilde okunuyor, ve biz neden sıkılmadan okumaya devam ediyoruz.

 

Ben kendimce cevabını buldum. Şöyle ki; kitapların sayfalarının içinde gizledikleri dünyalarında , birinin gelip sayfalarını açıp kendilerini farketmelerini, hiç değişmeden bekliyorlar, ama aynı kitabı okuyan kişi yıllar geçtikçe  değişiyor, fikirleri, dünyaya bakış açısı, hatta karakteri dahi değişime uğruyor (olumlu veya olumsuz yönde), ve aynı kitabı yıllar sonra okumak için elinize aldığınızda fark ediyorsunuz ki, okudum zannettiğiniz kitabı aslında hiç okumamışsınız, çünkü yıllar geçtikten sonra, o kitap ki önceden okuduğunuzu zannediyordunuz, bir bakıyorsunuz ki, yıllar öncesinde, sizin o dönemde okuduğunuzu zanettiğiniz kiitap artıkgeçmişteki anlayışınız  üzerinde bir anlam ifade ediyor.

 

Torah- Tevrat okumaları da aynı şekilde ben her sene baştan başladığım okumalarda, her okuyuşumda ayrı hayat dersi çıkarırırm, daha önce okuduğum satırları, adeta hiç okumamışımgibi tekrar okuyup anlamaya çalışırım satır aralarında yüklü olan hikayenin içindeki verilmek istenen mesajları.

 

Kenarda köşede kalmış kitaplarım için de aynı kural geçerlidir, kendi kendimle kaldığım günlerde elimi sağımı solumu saran önceden okuduğum kitaplara uzatırım, ve içindeki hikayenin içinde bugünkü benliğimle ile dünkü benliğim çarpışır... Vay be derim ben bu yazılanı o dönem farkedememişim!

 

Bir elimde yıllar öncesinde okuduğum, Jack London’un ‘Ademden Öncesi’ var, diğer yanımda Gabriel Garcia Marquez’in ‘‘Benim Hüzünlü Orospularım’a’’  daldım dün gece soğuyan hava sonrası yaktığım şöminenin karşısında, sarıldığım battaniyenin içinde, yıllar önce okuduğum, bu kalemi nükteli yazarın anlattığı doksan yaş hikayesine..

 

Ve 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı ile kutlanan Cumhuriyetin doksandokuzuncu yıl kutlamalarında...  

Tabii Atatürk’ün en sevdiği kitap olan ve okullarda okutulmasını arzu ettiği, yoktan var edilmiş Finlandya’nın var oluş hikayesini anlatan, Grıgorıy Petrov’un Türkiye’ye göç eden Bulgaristan muhacirleri aracılığı ile ulaşan kitabı ‘Beyaz zambaklar Ülkesinde’ adlı yüz sayfalık başucu kitabı idi, tekrar göz gezdirdiklerim biri...

 

Beyaz Zambaklar Ülkesin’den kısa bir alıntı:

Kutsal kitaplarda şöyle bir hikaye yazar, bir zamanlar güçlü, zalim bir hükümdarın sarayının duvarında ateşle yazılmış kelimeler varmış. ‘Mane tekel faresi’ Bu kelimeleri hiç kimse anlayamamış. Hakim Danyal’ın kendisi kelimeleri şöyle yorumlamış.

 

‘Bu ateşten yazılar, ilginç bir olayın geleceğini haber veriyor. Bunların anlamı şudur: Devlet artık yaşama gücünü yitirmiştir. Kaçınılması imkansız bir sona yıkılmaya mahkumdur.

Tarih onlar hakkında kararını verdi. ‘Mane tekel faresi’

Güçlü, sağlıklı, enerjik bir yeni ay dileği ile…Her şey gönlünüzce gerçekleşsin.

 

Massevilleden sevgiler

RahelÇela




















Comments


Bizi Takip Edin
  • Facebook Basic Square
  • Twitter Basic Square
  • Google+ Basic Square
bottom of page