top of page

Artık şeffaflık zamanı




Geçtiğimiz hafta bloğumda, “Türkiye Üzerinden Yasa Dışı Göç” başlıklı takriben 80 sayfa uzunluğunda bir yazı yayınladım. Bu denli uzun, tarihsel bir araştırmanın bilgisayar ortamında okunmasının güçlüğünü biliyorum. Bazı dostlarım bu çalışmanın kitaplaştırılması gerektiğini, kimi de çıktısını alıp öyle okuyacaklarını belirtiler…

Bu tür kitapların dağıtım güçlüğü ve okunurluk oranı da göz önüne alındığında, sosyal ağlarda daha geniş bir kitleye ulaşmak akıl karı göründü.


1994 yılında İstanbul’da bir konferans hazırladık. Konu, Avrupa’da Nazi vahşetinin yükselmeye başladığı yıllarda gemilerle veya karadan Eretz İsrael’e gerçekleştirilen göçün hikâyesiydi.


Pek çok söyleşi yapıldı, kaynak toplandı, İsrael’den Dr. Robert Hason önemli bilgi aktarımında bulundu. Ne var ki bunca belge ve bire bir gerçekleştirilen söyleşilerin bir saatlik bir konferans kapsamında dinleyiciye aktarılması mümkün değildi.


Yıllarca sakladığım bu malzemeyi yeniden ele alıp değerlendirmeyi hep istedim. Ancak, günlük yaşamın akışı içinde bunu başaramadım… ta ki korona döneminde masamı toparlamak için bol vaktim olana dek.


Tabi ki, konu bu arada bazı araştırmacılar tarafından şu veya bu şekilde incelenip geniş bir şekilde ele alındı. Özellikle İzzet Bahar’ın, “İkinci Dünya Savaşında Türkiye ve Yahudi Meselesi (2020) kitabındaki görüşlerinden oldukça etkilendim ve çalışmayı bu doğrultuda revize ettim.


Çalışmanın “Tanıklıklar” başlıklı ikinci kısmında belgesel ve tarihi önem taşıyan söyleşileri aynen, hiçbir düzeltme yapmaksızın aktardım. O dönemde kayda alınmış söyleşilerin kimlerce yapıldığını da hatırlamıyorum. Bir kısmının Dr. Robert Hason, Röne Veysit ile olanının ise rahmetli dostum Mary Asayas tarafından yapıldığını biliyorum Her şeye karşın artık hayatta olmayan bu kişilerle gerçekleştirilen bu bilgi ve tanıklıkların heba olmasına gönlüm elvermedi.


Konferans metni nasılsa, bir şekilde dostum Rıfat N. Bali’ye iletildi. Bali, “Aliya: Bir Toplu Göçün Öyküsü” (2009) adlı eserinin, kaynaklar bölümünde, “1940’larda İstanbul Entrikaları ve Gençlik Hareketleri” başlıklı konferansın Fakirleri Koruma Derneği’nde verildiğini belirterek araştırmasında kullandı. Bu durum ve diğer bazı kitaplarında aktarılan tarihsel gerçekler Türkiye Yahudi toplumu ileri gelenleri arasında büyük infial uyandırdı, antisemit çevrelerin eline malzeme verildiği ileri sürüldü.


Açıkçası, ne biz konferansı verenlere, ne de toplumumuzun herhangi bir bireyine kitaplarda yer alan söz konusu bilgiler nedeniyle en ufak bir sataşma olmadı. Oysa muhtelif sinagog saldırılarında pek çok dindaşımızın yaşamını yitirdiğini ve Diş Hekimi Yasef Yahya’nın sırf Yahudi olduğu için öldürüldüğünü biliyoruz. “Kayadez” alışkanlığı halen sürdürülüyor ve bazı konularda abartılı bir duyarlılık/çekingenlik gösteriliyor.

İsrael devletinin kuruluşunda ve öncesinde bu ülkeye göç edenlerin hep “fakir-fukara” bir kitle olduğu ileri sürüldü. Amaç, yaşanılan ülkeye “sadakatsizlik” algısının bertaraf edilmesiydi. Oysa o dönemde Türkiye’de, “Neemaney Tsion”, “HaHalutz”, “Beitar” gibi gençlik kuruluşları bir yandan Holokost’tan kaçabilenlerin göçlerine yardımcı olmuşlar, bir yandan da Türkiye’den İsrael’e göçü desteklemişlerdir.


İsrael’de Türkiyeliler Birliği tarafından “Türkiyeli Değerlerimiz” başlıklı bir proje başlatıldı. Farklı alanlarda ülkeye kalıcı ve üstün katkıda bulunan 46 kişinin bilgilerinin İYT web sitesinde yayınlanması öngörüldü. Değerlerimiz arasında 1943 yılında Edirne’den 15,5 yaşında iken tek başına “Gençlik Aliyası” kapsamında İsrael’e göç ederek Bağımsızlık Savaşında, Palmah’da yer alan ilk kadın savaşçı Ziva Halevi Arbel de yer almaktadır.


“Türkiye Üzerinden Yasa Dışı Göç” çalışması kapsamında Binyamin Yerushalmi adlı kişinin bilgilerine ulaştım. Binyamin Yerushalmi başlı başına bir efsanedir. Savaş yıllarında Suriye üzerinden yasa dışı göçün organizasyonunda görev alan Yerushalmi, daha sonra Mossad’a katılarak 1946-48 yıllarında aliyada kullanılan birçok gemiyi örgütleyip bu girişimin liderliğini yaptı.


Yerushalmi, Cenevre’de toplanan Siyonist kongresine temsilci olarak seçildi, Bağımsızlık Savaşı sırasında Avrupa’dan silah kaçıran gemilerde görev aldı. “Nora” gemisi ile Çekoslovakya’dan getirilen silahların tam zamanında ulaşmasını sağladı. Yeruşalayim yolunun açılması için düzenlenecek “Nahşon” operasyonuna yetiştirilen bu silahlar savaşın dönüm noktasını teşkil etti. Bunun üzerine Ben Gurion kendisinden “milletin kaderini değiştiren kişi” olarak söz etti.


Ziva Arbel ve Binyamin Yerushalmi gibi kayıt altına alınmayan ve zaman içinde kaybolup yitirilecek daha nice kahramanlık öyküleri vardır…Bilinmeyen, ancak gün yüzüne çıkarılması gereken…


Bizi Takip Edin
  • Facebook Basic Square
  • Twitter Basic Square
  • Google+ Basic Square
bottom of page