top of page

Yedi Tepe Istanbul



Haber uçtu devlete de Beş yıl yattım hapiste Yedi düvel zindanından Beterdir Yedikule.



Babaannem oturmuş bir dönem Yedikule’de. Her daim merak ederdim bu mekanı. Tabakhanede çalışırken de surlariı dibindeki bostanlardan, iki kuruşa, kocaman marullar ve yesilliklerle evime dönerdim. Taa o günlerden bu günlere bekledi Yedikule beni ve tur rehberimiz Ahmet Faik Özbilge ile İstanbul`un önemli mimari eserlerinden biri olan Yedikulehisarı’nın şarkılara konu olan, zindanıyla nam salmış, efsaneleriyle yüzyılları aşmış hikayesini dinlemek için başlıyoruz turumuza.




Rehberimiz bize “Acaba bu tura meşhur marul bahçesi turu mu demeliydik,” deyince, kahkahlarımız surlarda yankılanıyor. Ismini yetiştiği bostan arazisinden aldığı aşikâr olan Yeditepe marulu, Hisarın önemli sembollerinden biri. Bakalım bu arazi marul yetiştiriciliği dışında daha neler barındırıyormuş?



Dip not 1: Ünlü tarihçi Heredot, yazılarında (MÖ 6. Yy) Pers krallarının sofrasında marul sunuluşunu anlatmış. Marul ayrıca Mısır uygarlığının son dönemlerindeki mezar süsü resimleri arasında da yer almaktadır. Kökeninin Doğu Akdeniz olduğu ve Romalılar tarafından istila ettikleri yerlere götürülerek, tüm Avrupa’ya yayılmasının sağlandığı tahmin ediliyor.


Surların dıştan nasıl göründüğünü görebileceğimiz manzaraya ulaşmak için, şehrin mezarlığının içinden yürüyoruz. Mezarların üzerine kişisel objeler bırakılmış. Sanki göçene burdayım demek ister gibi.




Karşımızda ihtişamla duran Altın Kapı’ya (=Porta Aurea) bakarak dinliyoruz sözlerini rehberimizin.



413 senesindeyiz.


Doğu Roma’nın mimariye kıymet veren imparatoru II. Theodosius tarafından yaptırılan hisar, Sarayburnu’ndan Bakırköy’e uzanan sahil yolu üzerinde yer alır.


II. Theodosius Surları’nın görkemli süsü olan Altın Kapı, yüzyıllar boyunca şehre zaferle dönen imparatorları karşılama görevini üstlenmiş. Katıldıkları savaşlardan zaferlerle dönen imparatorlar için bu kapıda törenler yapılmış ve bu kapıdan alaylar eşliğinde şehre girilmiş.


Bilgilenmek ne güzel, öğreniyorum ki şehirler arası bir yol olan ve İstanbul’u Roma’ya bağlayan Via Egnatia anayolu bu kapıdan başlamış, Ayasofya’nın önündeki Augusteion adlı meydanda son bulmuş. Bu meydanın günümüzdeki adı Sultanahmet Meydanı.



Vakti zamanında yolu Via Egnatia’dan geçen herkesin gözünü dolduran, ışıltılar saçarak hayranlık uyandıran bu heybetli kapı, tarih icinde epey gözden düşmüş. Önce üç gözlü yapısı kaybolmuş, ardından da süslemeleri solmuş, görkemini muhafaza edemeyerek, günümüze ne levhaları ne de muhteşem süsleri ulaşabilmiş. Hazine avcılarının gece yarıları tinercilerle nasıl talan ettiklerini dinleyince tüylerimiz ürperiyor. Insanoğlu’nun, tarihini korumak yerine paraya olan düşkünlüğüne lanet ediyoruz.



Mezarlıktan yola bağlanıp, ana kapıdan meşhur bahçeye giriyoruz. Burada bizi bir sürpriz bekliyor. Restorasyondan sorumlu Mimar, Koruma Kurul uyesi İhsan Sarı hocamız bu efsanede yer almamız için, tarihin puslu sayfasını engine bilgileriyle bizlere aralıyor. Bu benim hayatimdaki ilk restorasyon alanına girişim olacak.





Bahçe o kadar görkemli ki çimenlere uzanıp İstanbul’u dinleyesiniz geliyor adeta. Doğu Roma’nın zaferle dönen askerlerini karşılama hisarı, Osmanlı’nın efsanelere konu olan zindanı, Cumhuriyet Dönemi’nin müze statüsündeki Yedikule’sinin efsanelerinin ortasındayız. Neden efsane olduğunu da şöyle açıklıyor Hocamız; Yabancı siyasi suçluların ve sarayın gözden çıkardığı önemli Osmanlı devlet adamlarının hapsedilmesine ve onlara işkence edildiğine dair söylentilerin halk arasında dolaşması. Yedikule Zindanları’nın lanetli olduğu şehirden şehire dolaşmaya baslayınca da haliyle şehir efsanesi haline geldi diyor.



Hisarı zindan efsanesinden kurtarmak için önce Topkapı Sarayı’nın aslanları 1831’de buraya nakledilmiş. Belgelerde Arslanhane binasının bir yangında harap olmasından dolayı bahçesinde saray aslanlarının dolaşmasına sebep olan bir yangından bahsedilir. 1851’de Sultan Abdülmecit Dönemi’nde hisar bahçesi hayvanat bahçesi olarak kullanılmış, sonrasında 200 kuruş kira ile bahçıvan Cemil Bey’e verilerek, ürpertici zindan yaftasından bir nebze olsun kurtarılmaya çalışılmış.



Ihsan Hocamız her bir taşına sirayet etmiş olan medeniyetin ruhuna saygıyla, var olanları korumak, komşularımıza sunabilmek için var gücümüzle çalışıyoruz diyor.

Saygıyla şapka çıkarıyoruz bilim insanlarına. Onların çabaları olmasa varoluşumuz eksik olacaktır.



II. Theodosius’un oğlunun yaptırdığı dört tane yüksek gözlem kulesine, fetih sonrası Fâtih Sultan Mehmed üç kule daha yaptırınca, hisarın toplamda yedi kulesi olmuş ve kulelerin inşasının 1457’de tamamlanmasıyla da semte ismini veren Yedikule, günümüzdeki iç kale görünümünü kazanmış.

Bugün yalnızca minaresini görebildiğimiz Fatih Camii’nin rekonstrüksiyonu da yapılıyor. Her ne kadar açılması bambaşka emelleri kapsıyorsa da eminim açıldığında ülke turizimine kazanç olacaktır.



Yedikulehisarı`nın surları beş köşeli bir yıldız biçimindedir. Hisarın her bir kulesi başka bir hikaye, başka bir işlev barındırıyor. Gelmiş geçmiş nice devirlere şahit olmuş, nice sultan görmüş abidevi kuleler, şimdi ise günümüze tanıklık ediyor.



Yapının beşgen çerçevesini dolanan kuleleri tek tek ziyaret ediyoruz.


III. Ahmet Kulesi (Pastorama Kulesi) depremden dolayı günümüze ulaşamamış. O yüzden ilk Cephanelik Kulesini ziyaretle başlıyoruz ardından Hazine Kulesi (Darı Kulesi), Osmanlı Devleti zamanında devlet ganimetlerinin muhafaza edildiği kuleyi geziyoruz. Hazine-i Hümâyun bu kulede yer aldığını, III. Murat Dönemi’nde de saraya aktarıldığını dinliyoruz.



Ardından en etkileyici kule olan Zindan Kulesi’ni geziyoruz. Özellikle Avrupalı tutukluların yapının duvarlarına yazdıkları kitabelerden dolayı Kitabeler Kulesi ismiyle ünlenmiş bu kule ahşap olduğu için bir İstanbul yangınında yanmış. İçindeki meşhur Kanlı Kuyu’nun başındayız.


Efsane bu ya; bazı mahkûmların Kanlı Kuyu’da idam edildiği, kuyunun dibinde Marmara Denizi’ne açılan bir tünel olduğu, mahkûmların başlarının bu tünelden Marmara Denizi’ne atıldığı rivayet edilir. Duvarlarda suçluların kazıdığı kendi lisanlarındaki harfleri görmek tüyler ürpeticiydi.



Nemli ortamda kalabalıktan bunalmış, yüzümüzde maskelerle koronadan halliceyiz ama kimse hikayenin sonunu dinlemeden mekandan çıkmıyor. Ihsan Hocamız der ki; “20mt derinlikte olan bu kuyunun keşfini yakında başlatacağız. Metrelerce çöp içeren bu deliğe de ilk inen ben olacağım.” Tebrik edin, içerde oluşmuş zehirli metan gazını ve patlama riskine rağmen bilim adına keşfe çıkanları alkışlayınız.



Top Kulesi, içinde bulunan top mazgallardan dolayı bu ismi almış. Bu dört top mazgalının bulunuşu hisarı koruyan bu kulenin diğerlerinden farklı bir konumda olduğuna isaret ediyor.

Bayrak Kulesi Altın Kapı üstündeki kule ve kuleler arasında en sağlam olanı. Sancağın dalgalandığı kule olduğu için burası yeniçerilerin nöbet tuttuğu mevkilerden biriymiş.



Genç Osman Kulesi, son durağımız. Osmanlı Devleti’nin en genç padişahı olan Genç Osman’ın zindana kapatılıp yeniçeriler tarafından hunharca katledildigi daracık odanın içindeyiz. Restorasyon öncesi tinerciler burayı mesken edinmiş, ısınmak için ateş yakmış o yüzden duvarlar isten simsiyah. Güçlü olmasına rağmen bu daracık alanda kimbilir kaç yeniçeriye yenilmeden önce “Dün sabah padişah-ı cihan idim, şimdi üryan kaldım; merhamet edip halimden ibret alın; dünya size dahi kalmaz. “dediği rivayet edilir. Bir cana devlete zarar olmasın diye kıymanın nasıl bir politika olduğunu sorgularsak yazı uzayacak. Onu da düşünmeyi size bırakayım.



Tekrar bahçedeyiz, Altiı Kapı’nın içerden ne kadar büyük ve görkemli olduğuna şahit oluyoruz. Binlerce yıllık tarihin içinde birden duvardaki incir ağacını işaret ediyor İhsan hoca, yerinden sökemiyoruz diyor. Söksek çöker duvar diyor. Doğa her daim insanı alt edebilecek güçte. Ocağımıza incir ağacını doğa dikmiş, gülümsüyoruz.



Bahçeye bakan gölgede bize uluslararası bir forumda Fransız ve Alman kurum yöneticileriyle yaptığı nükteden konusmayı anlatıyor.

Fransa’daki Zafer takı ve Almanya’daki Berlin Kapısın’dan sonra İstanbul Altın Kapısı gelir diyor Fransız katılımcı. İhsan Hoca hemen araya giriyor. “Istanbul’un varlığının tarihte birinci sırada olduğunu hatırlayalım, sonrasını size nasıl isterseniz sıralayabilirsiniz,” diye de ekliyor. Ama tabii ki sorgulamak lazım acaba Altın Kapı senede kaç ziyaretçi alıyor.



Bu gun Yedikule`nin bahçesinde taş top güllesi, mermer sütun başlığı gibi toplam 17 parça eser açık teşhirde yer almakta. Öğrenciler için bir restorasyon okulu, ziyaretçiler için tarihi bir mekan, turistler için İstanbul’u anlayabilecekleri bir yer, çocuklarımız için tarihi yaşayabilecekleri bir alandan Istanbul semalarına göz atıyorum. Surun tepesindeki incir ağacından izin alarak kopardığım inciri afiyetle mideme indirirken, “Ey İstanbul sana uzaktan bakmalara doyamıyorum,” diyorum.


------------------


Dip not : Fatihli kadınlar Yedikule Bahçe’den incirlerini dalından kopararak, odun ateşinde reçel pişirmiş ve kavanozlara koyup komşularına ikram etmişler. Toprağın tarihinin bereketiyle karışması ne kadar güzel bir çalışma olmuş.





Bizi Takip Edin
  • Facebook Basic Square
  • Twitter Basic Square
  • Google+ Basic Square
bottom of page