SAĞ NEDİR SOL NEDİR? KİMLER SAĞCI KİMLER SOLCU?

Bir dönem politik rakipleri, karşı düşüncedekileri “Komünist” diye yaftalamak modaydı. ABD’de Rosenbergler olayı -belki “Rosenbergler Ölmemeli” oyununu hatırlayanınız vardır-, Türkiye’de Sabahattin Ali’nin öldürülüşü… Günümüzde komünizmin iflasından sonra bu suçlamalar yerini ülkeye göre İsrael’de “Solcu-Kaplanist”, Türkiye’de ise “Dış Mihraklar- Solcu-Siyonist” gibi karalamalara bıraktı. Amaç bir umacı yaratmak, bölmek ve yönetmek.
Peki solcu-sağcı ayırımı nerede, nasıl doğdu? Bu ayırımın kökeni nerdeyse 250 yıl öncesine dayanmaktadır. 1789 Fransız Devrimi sırasında, kralın yetkileri ve yeni düzen tartışılırken, monarşinin ve geleneksel düzenin korunmasını isteyen temsilciler meclis başkanının sağında, daha köklü değişiklik isteyenler solunda oturuyordu. Bu yerleşim zamanla siyasi bir adlandırmaya dönüştü.
Günümüzde sağ-sol ayırımı çok daha geniş bir anlam taşıyorsa da temelde solun değişimden yana, sağın ise değişime karşı, muhafazakâr bir çizgiyi temsil ettiği söylenebilir.
En genel biçimiyle sol, eşitsizliklerin azaltılmasına ve toplumsal değişime; sağ ise geleneklerin, toplumsal düzenin ve özel girişimin korunmasına daha fazla ağırlık verir. Örneğin sol çalışanların haklarını, sosyal güvenceyi savunurken sağ ekonomiye sınırlı müdahaleden yanadır. Sol reformlara, farklı yaşam biçimlerine daha açık iken sağ aileye, din ve milli kimliğe daha bağlıdır.
Tabi ki, sağcı olmak mutlaka dindar, solcu olmak da mutlaka seküler bir yaşamdan yana olmak değildir. Bir insan ekonomide sağcı, yaşam tarzı ve özgürlükler konusunda daha solda olabilir.
İsrael’de ise durum biraz farklıdır. İsrael’in kuruluş döneminde ayrımın güçlü bir ekonomik boyutu vardı: İşçi hareketi, Histadrut ve kibutz geleneği solda; özel girişim ve milliyetçi Revizyonist gelenek sağdaydı. Özellikle 1967’den sonra topraklar, yerleşimler, Filistinlilerle anlaşma ve güvenliğin nasıl sağlanacağı ayrımın merkezine yerleşti.
Sağ iki devletli çözüme ve toprak tavizlerine kuşkucu yaklaşırken sol bu konularda daha uzlaşmacı bir tutum izledi. Buradaki temel farklılık, “kim güvenlik istiyor?” değil; “güvenlik hangi yolla daha kalıcı sağlanır?” sorusuna verilen cevaptı.
Bugün 7 Ekim sonrasında ise İsrael’de ister sağda ister solda hiç kimse yakın gelecekle bir Filistin devletinin gerçekleşebileceğini düşünmemektedir. Ayırımın temelinde din-devlet ilişkileri, Haredilerin askerliği, yargının bağımsızlığı ve ağır ihmalin soruşturulması, tahkikat komisyonunun gerçeği ortaya çıkarması konuları yer almaktadır.
İsrael’i anlamak için özellikle şu ayrım önemli: Netanyahu karşıtlığı, solculuk demek değildir. Bennett ve Lieberman gibi sağ kökenli liderler de Netanyahu’ya muhalefet etmekte. Muhalefet, merkezde yer alan Eisenkot’tan Yair Golan’ın temsil ettiği sola kadar uzanan farklı görüşleri bir araya getirmektedir. Bu nedenle “hükümet sağ, bütün muhalefet sol” şeklindeki tanım yanıltıcıdır.
Muhalefet değişim istemekte, kendini yaşanan olumsuzlukları giderecek “onarım” hükümeti olarak tanımlamaktadır. Mevcut koalisyonda yer alan siyası akımlar statünün korunmasını, haridi partilere akan kaynakların kesilmemesini, aşırı milliyetçiler ilk kez iktidarda olmanın getirilerinin korunmasını isterken yelpazenin belirgin şekilde sağında konumlanmaktadırlar.
Seçimlerin tüm ulusa ve Yahudi dünyası için hayırlı olmasını dilerim.
Av. Yakup BAROKAS
IYT dip not :
İfade edilen görüşler İYT web portalının editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Yazarların düşünceleri sadece kendilerini bağlar.
Bir önceki yazımı okudunuz mu?



Yorumlar