top of page

“Mutlak Zafer”? İsrael’in Bitmeyen Tartışması

  • 2 gün önce
  • 2 dakikada okunur

 

İsrael'de son yıllarda en çok tartışılan siyasi ve askeri kavramlardan biri “Nitsahon Muhlat” yani “Mutlak Zafer” ifadesidir. 7 Ekim 2023 sabahı Hamas'ın gerçekleştirdiği saldırı yalnızca İsrael'in güvenlik sistemlerini değil, ülkenin temel değerlerini de sarstı. O tarihten sonra özellikle başbakan ve hükümet üyeleri tarafından sıkça kullanılan bu slogan, başlangıçta toplumun geniş kesimlerinde güçlü bir destek buldu. Ancak zaman ilerledikçe kavramın ne anlama geldiği ve gerçekte kesin zaferin ne denli ulaşılabilir olduğu konusunda şüpheler uyandı.

 

Yakın tarihe baktığımızda, İkinci Dünya Savaşı’nda, İttifak devletlerinin “mutlak bir zafer” kazandıkları tartışmasız kabul edilir. Almanya işgal edildi, ordu teslim oldu, Hitler intihar etti, üst düzey kadrolar yargılandı.

 

İsrael'in kuruluşundan bu yana yürüttüğü savaşların çoğunda da zafer somut bir şekilde tanımlanabiliyordu. 1948 Bağımsızlık Savaşı, 1967 Altı Gün Savaşı ve hatta 1973 Yom Kippur Savaşı sonrasında sonuçlar askeri ve siyasi haritalara yansımıştı. Bir ordunun yenilgisi, bir bölgenin ele geçirilmesi veya bir ateşkes anlaşması zaferin ölçütü olarak kabul ediliyordu.

 

7 Ekim’den bu yana iki buçuk yılı aşkın bir sürenin geçmesine ve Hamas’ın tüm liderlerinin bertaraf edilerek etkisiz hale getirilmesine karşın terör örgütü henüz silahını teslim etmediği gibi iktidar değişikliği de sağlanamadı. Trump’ın planında öngörülen teknokrat hükümet Gazze’de göreve gelebilmiş değil.  

 

Ancak Hamas gibi devlet olmayan bir terör örgütüne karşı yürütülen savaşta “mutlak zafer” kavramı çok daha karmaşıklaşıyor. Aynı durum ülkenin kuzeyi için de geçerli. Hizbullah’ın roket, insansız hava araçları ve son zamanlarda dronlarla hedef aldığı Lübnan sınır hattı ve güvenlik bölgesinde her gün bir asker yaşamını yitirmekte, on binlerce bölge sakininin terk ettiği Kiryat Shmona, Shlomi, Metula, Hanita gibi yerleşimlerdeki halk sığınaklarında yaşamaya mecbur kalmaktadır. Trump’ın zoraki dayattığı ateşkes en azından şu ana kadar İsrael’in elinin bağlandığı bir savaş olarak devam etmektedir.

 

İran boyutu ise çok daha karmaşık. ABD'nin verdiği destek ve savaşın sınırlı  sonuç vermesi, Tahran'ın nükleer gücünün bertaraf edilmesine yönelik soru işaretleri yarattı. Sakız gibi uzayan görüşmelerde ne İsrael’i tehdit eden uzun menzilli balistik roketlerin imhası, ne de Hamas, Hizbullah, Tutsiler gibi vekil güçlerin etkisizleştirilmesinden söz edilmektedir. Bir zamanlar Molla rejiminin değişmesini dillendiren Trump Mücteba Hamaney ile görüşmekten mutluluk duyacağını ifade edebilmektedir.

 

“Mutlak zafer” söyleminin bir başka boyutu da psikolojiktir. 7 Ekim saldırıları İsrael toplumunda yalnızca güvenlik değil, aynı zamanda ulusal özgüven açısından da büyük bir travma yarattı. Bu nedenle hükümetin kullandığı dil, sadece askeri bir hedefi değil, toplumun moralini yeniden inşa etme, bir ölçüde 7 Ekim’i de unutturma çabasını taşıdı.  Kimi kesime göre iktidar “Mutlak Zafer” söylemini siyasi bir araç haline getirdi.

 

Sonuç olarak “Mutlak Zafer” her kesim için aynı anlama gelmiyor. Kimileri için Hamas'ın tamamen ortadan kaldırılması, kimileri için ise İsrael vatandaşlarının güven içinde yaşayabileceği yeni bir stratejik denge anlamına geliyor. Belki de günümüzün asimetrik savaşlarında “kesin zafer”, düşmanı tamamen yok etmekten çok, uzun vadeli güvenliği ve caydırıcılığı yeniden tesis etmek anlamına gelmektedir.

 

Zafer, düşmanın yenilgisi midir, yoksa daha güvenli bir geleceğin kurulması mı? Yanıt bulması gereken soru budur.


Av.Yakup BAROKAS


IYT dip not :

İfade edilen görüşler İYT web portalının editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Yazarların düşünceleri sadece kendilerini bağlar.


Bir önceki yazımı okudunuz mu?






 

Yorumlar


Bizi Takip Edin
  • Facebook Basic Square
  • Twitter Basic Square
  • Google+ Basic Square
bottom of page