MERHABA KOMŞU!

Bu yazı 2006 yılı Temmuz ayında ikinci Lübnan savaşı sırasında yazıldı. Oğlumuz Yoel, miluim askeri olarak hemen orduya çağrıldı, Lübnan'da savaşıyor... Kipat Barzel (Demir Kubbe) henüz yok. WhatsApp sistemi henüz hayatımızda değil...
Sevgili okurlar, eğer saray, şato, malikane, yalı ve en azından villada yaşıyorsanız bu yazıyı okuyarak vakit kaybetmeyin, çünkü neden bahsettiğimi anlamakta güçlük çekeceksiniz. Bu kez sizlere tesadüfen aynı yerde yaşayan bir avuç insanın, apartman sakinlerinin, öyküsünden bahsedeceğim.
Nasıl askerlik ve iş arkadaşlarınızı seçmez, ilk vardığınızda onları oracıkta bulursanız, apartman komşularınızı da seçemezsiniz. Onlarla, siz daha kan ter içinde eşyalarınızı taşırken giriş kapısının yanında karşılaşırsınız. Çoğu varlığınızı görmemezlikten gelir, bir kısmı, nasıl bir binaya düştüğünüzü sizden iyi bildiği için size acıyarak bakar. Bazılarının da sizi hışımla süzdüğünü fark edersiniz (o anda sizin hakkınızda, “daha binaya gelmeden satın aldığı daireyi yıkıp yeniden inşa eden pe...nk buymuş “diye düşündüklerini nereden bileceksiniz ki !! ).
Nadiren size güler yüz gösterenler olur. Siz o bitkinlikle, onlara yılana sarılır gibi sarılırsınız, ama bunun hesabı sonradan çıkar!.
Ben aile kurduğumdan beri iki kez daire değiştirdim. Şimdikine gireli nerede ise 17 yıl oldu. Size bu binada olan bitenleri genelleme yaparak anlatırsam, belki bir çoğunuzun başından geçenlere örnek olabilir.
Komşumuz Yafa, şimdiki dairemize girmeden, daha merdivenlerde, bize kendini tanıştırarak büyük bir “hoş geldiniz “demişti. Daha on dakika bile geçmeden bu kez kapımızı çalıp “tekrar hoş geldiniz “diyerek içeri daldı. “hımm, esaslı bir tamirat yapmışsınız, etrafı görebilir miyim? “Dedi, cevabı beklemeden odaları dolaşmaya başladı. Onun mutfağa geldiğinde “ben de mutfağımı buna benzer değiştirmiştim ama sizinki biraz zevksiz olmuş, keşke öyle değil böyle yapsaydınız! “Dediğini, 17 yıl sonra hala bu günmüş gibi hatırlarız. Böyle bir yüzsüzlüğün ancak İsrail’de olabileceğini düşünürüz.
Her binanın bodrumunda (sığınak – miklat ) ve etrafında çeşitli gayelerle hazırlanmış odacıklar olur. Bu genel ve hiçbir daireye ait olmayan yerlere, kıdemli daire sahiplerinin el koymuş olduklarını fark etmekte güçlük çekmezsiniz. Bu yerler asma kilitlerle kapatılıp özel depolar olarak kullanılır. Oralara kimi gereksiz eşyalarını, kimi de motosikletlerini koyar.
Bundan iki yıl önce, bizim bina yöneticisinin oğlu yemek servisi veren (catering ) yeni bir iş kurmuştu. Tahmin edebileceğiniz gibi aşağıdaki sığınak onun deposu oldu. Her akşam geç vakit, şişe kasalarının şıkırtısından oğlanın faaliyetsen döndüğünü anlardık.
Bizimki dahil yan yana dizilmiş 5 binanın park yerleri ortaktır. Yerler işaretli olmadığı için, orada tam bir orman kanunu hüküm sürer. Kağıt üstünde her arabaya bir arabalık yer düşerken, daire sakinleri, her akşam oraya ikişer üçer araba araba sızdırmaya çalışır. Kapan kapana! Park yerindeki en son yeri kapıp arabanızdan sevinçle çıkarken, park alanına arkanızdan girmiş olan şoföre iki elinizle (ama o görmeden) bir “ Naaa ! “İşareti yapmak size inanılmaz bir huzur verir!!.
Park yerinin bu durumunda en sinir bozan şey, bazı daire sahiplerinin 1923 model ve baştan aşağıya örümcek ağı sarılı antika arabalarını ek depo olarak kullanmalarıdır. Genellikle jantları üstünde oturan arabalar, park yerinin en stratejik ve gölgeli yerlerine konmuşlardır. Sıkıysa attırın onları!!.
Zamanla binanızda oturan kıdemli kişileri hiç olmazsa görüşten tanımaya başlarsınız. Onlarla karşılaştığınızda “ Şalom “dersiniz ama adlarını bilmezsiniz. Yıllar geçtikçe, yavaş yavaş konuşmaya da başlarsınız ama öyle olur ki artık isim sormak abes kaçar. Bizim binada oturan 3-5 ailenın çok sevimli ve bize kafaca uygun olduklarını düşünürüz ama insiyatifi ele alıp onları bir kahveye çağıramadığımız için (kronik yorgunluk) bir türlü arkadaşlık kurulamaz. Yazık!!.
Nadiren komşularımızın uğraşılarını biliriz. Sekizinci katda oturan Mordehay’ın mesleği ilginç. Araba alım satımı ile uğraşır. Gazetelere özel arabasını satıyormuş gibi ilan verir. Baş vurup arabayı görmeye gelenleri bizim park yerinde kazıklar. (Yıllar önce bir tanıdığıma bu şekilde araba satmıştı, oynamakta olduğu oyunu ilk kez o zaman kavradım). Onu ne zaman aşağıda başka bir araba parlatırken görürsek, birazdan gelip kazığı yiyecek zavallıyı düşünürüz. Birçok kez içimizden onu uyarmak, Mordehay’ı
da kızgın katrana sokup kuş tüyüne bulamak gelir !.
Bina yönetmenliğinin yılda bir yaptığı toplantıya (vaad habayit toplantısı) katılmak yapabileceğiniz en aptalca işdir. Katılanlar, İsrail’de alışılan usülle, aynı anda ve bağırarak konuşurlar. Kulağınız bu kadar yüksek desibelli gürültüyle boy ölçüşemez. Bağıranların el, kol ve yüz ifadelerinden birçok şeyden şikayetçi olduklarını tahmin edebilirsiniz. Toplantının en sessiz anı, yeni yöneticilik için gönüllü arana kısmıdır. Ağızlarından köpük saça saça her şeyden şikâyet edenler, birdenbire süt dökmüş kedi gibi sus pus olurlar. Vazifeyi gelecek yıl seve seve yapabileceklerini deklare ederler.
Ama, her şeye rağmen, bu toplantıların bazı olumlu tarafları da yok değildir. Aynı binada oturduklarından habersiz olduğunuz insanları ilk kez orada görürsünüz. Başta, henüz kavga başlamadan, hava çok samimidir. Espri ve komplimanlar havada uçuşur. Son vaad habayit toplantısında, en eski ve kaşarlanmış komşulardan Hezi, orta yaşlı ve sessiz bayanlardan Orna’ya suluca sırnaşmıştı. Orna, kızardı bozardı, tepki göstermeyerek hoşnutsuzluğunu belirtmek istedi. Buna karşılık Hezi, espri dozunu arttırarak: “sana bu yaşında sulanan birini buldun bari teşekkür et! “Dedi. Öyledir Hezi, etrafına hep iyilik yapar. Asansörün motor dairesini tek bilen o olduğu için, takılı kalanları asansörden kurtaran da yine o dur.
Yönetici olmak herkezin kabusudur. Bunun ne olduğunu ancak yapmış olan bilir. Para toplamak imkansızdır, yaptığınız hiçbir işten memnun olunmaz. Su borusu mu patladı? giriş kapısı mı bozuldu? asansör mü çalışmıyor? temizlikçi mi kaçtı? kendi dertleriniz yetişmiyormuş gibi bütün bunlar da sırtınızda. Bizim binada bu problem 3-4 yıl önce çözüldü. Yukarıda adı geçen Hezi, her vaad habayit toplantısında ona biraz yalvarılırsa, vazifeyi bir yıl daha kabul ediyor. Günahını almayalım, gerekli şeyleri yapar ama, kimseye hesap kitap vermez. Paralar girer, paralar çıkar, kasanın durumunu bir o bir de Allah bilir! Sıkıysa hesap sorun ona. Tepkisi baştan belli: size ya, “o zaman görevi gel kendin yap “diyecek, ya da asansörde takılı kaldığınızda sizi günlerce içeride bırakacak!
Durun durun apartman kapısı dışındaki bu kamyon da ne ?! Yoksa 15.inci daireyi aylarca tamir edip gürültüden beni uyutmayan namussuz artık binaya mı taşınıyor? Hesap günü geldi çattı !!.
Moşe MİTRANİ
IYT dip not :
İfade edilen görüşler İYT web portalının editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Yazarların düşünceleri sadece kendilerini bağlar.
Bir önceki yazımı okudunuz mu?



Yorumlar