top of page

EN BERBAT YEMEK EN LEZETLİ YEMEK    

4 gün önce
3 dakikada okunur

 

Bu yazı 2006 yılı Temmuz ayında ikinci Lübnan savaşı sırasında yazıldı. Oğlumuz Yoel, miluim askeri olarak hemen orduya çağrıldı, Lübnan'da savaşıyor... Kipat Barzel (Demir Kubbe) henüz yok. WhatsApp sistemi henüz hayatımızda değil...

 

EN BERBAT YEMEK EN LEZETLİ YEMEK                      

 

Dün savaşın başlamasının 17.günü idi. Askerlerimizin Hamas ve Hizballah çeteleri tarafından kaçırılan 3 arkadaşını geriye getirme savaşının 17 günü.

 

Bir hafta önce, askerlik hizmetini bir yıl önce tamamlamış olan oğlumuzu apar topar yeniden askere aldılar. Hayatımızın tadı yok oldu. O zamandan beri diken üstünde yaşıyoruz. Aslında, hayatımızın, oğlumuz gittiğinden beri ondan aldığımız SMS mesajları arasında geçtiğini söylemek daha doğru olacak. “İyiyim merak etmeyin”, “bugün çok sıcaktı!”, “şimdi biraz uyumaya gidiyorum”. 

 

Gelen her mesaj bizim için bir bayram nedeni! Ruh halimiz de gelen mesajın içiyle doğru orantılı. Yazılı mesaj geldiği telefonda kuvvetli bir “dring” sesiyle belli oluyor. Uzun zaman mesaj almayınca suratlarımız asık dolaşıyoruz. Gelince, gergin sinirlerimiz bir “oohh” sesiyle gevşiyor. Dring den dringe yaşıyoruz yani.

 

Bu arada kuzey kesimindeki şehirlere şimdiye dek 2000’den fazla roket düştü. Teörist çeteler roketleri evlerinin penceresinden atıp köstebekler gibi evin altındaki beton sığınağa saklanıyorlar. Bu fark edilip o ev bizimkiler tarafından bombalanınca “evleri yıkan kana susamış caniler “diye başlık atıyor bir yerlerdeki gazeteler.

 

Bizim Kuzeyde hayat paralize oldu. Evler yıkılıyor. Masum insanlar ölüyor. Hizballah, her roketin içini onbinlerce çelik bilye ile doldurmuş. Düştüğü yerde patlayınca daha çok adam öldürsün diye.

Kuzeydekilerin hayatı 24 saat sığınaklarda geçiyor.

 

Askerlerimiz Hizbullahın sınıra yakın karargâhının bulunduğu Bint Jbel kasabasını temizlemeğe uğraşıyorlar. 8 sevgili askerimiz canlarını kahramanca yitirdiler bu uğursuz yerde. 22 tanesi de yaralandı. Siyah bir gün.

 

Geçen gün İnternet’de Hürriyet gazetesinin baş sayfasını gördüm. Yan yana iki fotoğraf basmışlar: birinde, deniz kıyısında güneşlenen Tel Aviv’li kızlar, diğerinde Beyrut’daki yıkık bir evin önünde ağlayan kadınlar. Atılan başlık da özellikle zehirli “bir buna bakın bir de öbürüne” gibi bir şey yazmışlar. Dengeli ve tarafsız gazetecilik gibisi yok valla!  İşin neden ve kimin yüzünden başladığı çoktan hasıraltı edilip durum kısa zamanda “Canları durup dururken Beyrut’u yıkmayı, çoluk cocuğu öldürmeyi istedi” ye getirilmiş...!

 

Nahariya’da yaşayan çok sevdiğim dul bir teyzem var. Viki Teyze. 17 gündür hayatı eviyle sığınak arasında koşmakla geçiyor. Bütün yalvarmalarımıza rağmen, “evimi bırakıp hiçbir yere gitmem” diye inat ediyor. Nahariya en fazla roket düşen şehirlerden biri. Sokaklarda insan dolaşmıyor artık.

  

Dün akşamüzeri her zamanki gibi hatırını sormak için telefon ettim.

 

-       Nasılsın Viki teyze?

-       Ehh işte, zor, çok zor! Ama idare ediyorum.

Birden, telefonda: “biiir, ikiii, üççç, döörtt” demeye başladı! Meğer evinin üstünden geçip yandaki mahallelere düşen roketleri bana sayıyor.

“Aman sığınağa kaç Viki Teyze” diye avaz avaz bağırmaya başladım.

 

Bugün Cuma. Oğlumuz Yoel ile sabah mesajlaştık. O zamandan beri SMS mesajı gelmedi. Eşimle ben sıkıntılıyız. “Her halde yoğun, vakti yoktur” diye kendimizi avutuyoruz.

Akşama doğru, eşim, “yemek yapacak keyfim yok” dedi. Ben de ona “Hadi gel Herzeliah’daki marinanın orda balık yemeğe gidelim, belki açılırız” dedim. Harp başladığından beri ilk kez yemek için dışarı çıkıyoruz. Tel Aviv tarafı sakin, ama keyif yok ki!.

Neyse, lokantaya geldik, masaya oturduk. Karşımızda, mutlu günlerin işareti beyaz beyaz yatlar denizde sessizce sallanıyor. Güneş batmak üzere. Deniz pırıldıyor. Pastoral sessiz bir atmosfer var etrafta.

  

Balıkları ısmarladık. Salatalar geldi.

Birden havada bir rotor sesi. İki helikopter kuzeye doğru geçiyor. 3 dakika sonra tekrar bir gürültü, iki helikopter bu kez güneye doğru gidiyor. Marinadaki yatlar halâ sessiz. Bu arada balıklar geldi. Tabaktaki balıklar bize, biz de balıklara bakıyoruz.

 

Tepemizden iki helikopter daha geçiyor. Yahu hiç lezzet yok bu balıklarda. Allah Allah, saman gibi bir et !. Halbuki çok iyi bir lokantadır. Lokmayı yutmaya çalışıyorum boğazımdan zorlukla iniyor. Belli ki eşim de karşımda benim gibi oğlumuzu ve onun gibi binlerce asker oğlanı düşünüyor.

 

Allah kahretsin, niye geldik ki bu lokantaya? Gidecek başka yer mi yoktu yani?

 

Kenardan Selim Amado ağabeyim ve eşi Katya geçiyor. Onlar da havalanmaya çıkmışlar. Yanımızda duruyorlar. El sıkışıyoruz. Bizim oğlanı soruyorlar. Ben de onlara” peki sizin oğlanlar nasıllar?” diye soruyorum. Selim ağabey: “büyük oğlan Kiryat Shemone’deki SüperFarm’ın müdürü” diyor. “Daha bugün oralara 15 roket düştü”. “Küçük oğlan da ailesiyle kuzeyde oturur”.

“İyi haberler alalım İnşallah” deyip ayrılıyorlar.

 

Biz yine tabaktaki balıklarla baş başa kalıyoruz. Yediğimiz en berbat yemek.

 

Dönüş yolunda arabada sessizlik var. Yoel de bir mesaj yollasa ne iyi olurdu!

Birden, “driiing” !”. Sanki oğlan bizim arzumuzu hissetmiş. Heyacanla okuyoruz mesajı “Anne, baba, merak etmeyin ben iyiyim, şimdi yemek yiyeceğiz”.

Bakıyorum, eşim ağlıyor. Benim de boğazım düğümlenmiş.

 

“Yediğin en lezzetli yemek olsun sevgili oğlum !!”  diye cevap yolluyoruz.

                                                                                    

Moşe MİTRANİ     


IYT dip not :

İfade edilen görüşler İYT web portalının editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Yazarların düşünceleri sadece kendilerini bağlar.


Bir önceki yazımı okudunuz mu?


          


Yorumlar


Bizi Takip Edin
  • Facebook Basic Square
  • Twitter Basic Square
  • Google+ Basic Square
bottom of page