MECBURİYETTEN DOĞAN SAVAŞ
- 4 gün önce
- 4 dakikada okunur

İran ile ABD arasındaki müzakerelerin hiçbir çözüme yaklaşamaması nedeniyle dört gün önce başlayan ve İsraelin de katıldığı savaşın nasıl sonuçlanacağını şimdiden kestirmek olanaksız.
Ama gerek ABD ve gerekse İsrael için bu savaşın bir mecburiyetten doğduğu kesin.
1979 yılında İsraele göç ettim.
Aynı yıl İrandaki İslam Devrimi sonucunda tedrici bir şekilde de olsa mollalar rejime el koydu.
Mollla rejimi başından itibaren ABD ve İsrael karşıtlığını ‘’Raison D’etre’’ veya ‘’Rejimin bekasının gerekçesi’’ haline soktu.
Humeyninin deyimiyle İslam Devriminin dünyaya ihracaatı başladı.
47 senedir yaşadığım bu ülkede, 47 senedir İrandan yükselen ‘’ABD’ye Ölüm’’ ve ‘’İsrail’e Ölüm’’ haykırışlarını duymak zorunda bırakıldım.
Halbuki ne ABD’nin, ne de İsraelin İranla sınırı bile yoktu.
Olay sadece haykırışlarla bitse iyiydi.
İran proxileriyle giderek İsraeli bir çember altına aldı.
Kuzeyden Hizbullah ve Suriyede Esad rejimiyle, batıdan Gazzede Hamasla, doğudan Batı Şeriadaki teröristleriyle, daha da güneyden Yemendeki Hutilerle.
Tüm bu proxilerden yaptığı saldırıları ambalajlamak için de kılıf olarak ‘’Filistin Sorunu’’nu kullandı.
Burada ‘’Filistin Sorunu’’yla ilgili bir parantez açmam gerekli. (Gerçi bu konuda çok yazdım ama).
Filistin Sorunu adı dahil, ‘’yaratılmış’’ bir narrativin sunulması.
Britanya Konsolosluğunun 1863 yılındaki (yani ‘’sözde Filistin’’ topraklarının işgalınden çok çok önce) sayımına göre, Kudüsün eski şehrinde yaşayan 15 bin kişilik nüfusun 8 bini Yahudi, 4500’ü Müslüman ve 2500 kadarı da Hristyan dinine mensuptular. (Kaynak: When The Stones Speak, D. Spielman)
Bu topraklarda Müslüman Araplar da vardı, Yahudiler de vardı.
Ama Filistin diye bir devlet ve sınırlanmış toprakları yoktu.
Yakın tarihi burda tekrarlamayacağım.
1948 yılında iki toplumun ayrı ayrı sınırlarda yanyana bu toprakları bölüşmesi kararı alınıyor B.M. tarafından.
Yahudiler kabul ediyor, Araplar kabul etmeyip saldırıyor.
Yeniliyorlar.
Defalarca saldırıları tekrar ediyorlar.
Yeniliyorlar.
İsraelin o günden bugüne yaptığı toprak bölüşümüyle ilgili her öneriyi red ediyorlar. Terör artıyor.
Barış gelmiyor.
Bu arada terör arttıkça İsraelde sağ kuvvetleniyor, az sayıda da da olsalar aşırı sağcılar çatışmayı, bu sefer de ters taraftan daha da büyütüyorlar.
Barışın gelememesinin tek nedeni değilse de ana nedeni:
Arap toplumuna egemen kesimin, yöneticilerinin İsraelde Yahudilerle yanyana yaşamayı değil de, bu topraklarda Yahudilerin yerine yaşamayı yeğlemeleri ve bunda ısrarcı olmaları.
Gerçekler ne derse desin, molla rejimi saldırganlığının meşruluğunu bu yaratılmış öyküye/ narrative bağlamayı da başardı.
Molla rejimi bu iki devlete, (ABD ve IL) ölüm çağrılarıyla ve proxileriyle ABD ve İsrael’e yaptığı bitmez tükenmez saldırılarıyla yetinmedi.
İsraele Ölüm çağrısının boş bir söylem olmadığını ispatlamaya koyuldu.
Tamamen saldırıya yönelik iki ölümcül silahı büyük hızla geliştirmeye başladı.
Atom bombası ve balistik füzeler.
Düşünün; gereğinde otuz binin üstünde gösterici kendi yurttaşını bir çırpıda katletmekten çekinmeyen böylesine çarpık ve ölümcül ideolojiye sahip bir ülkenin elindeki bu silahlar önce İsraele sonrasında da ideolojik yaşam tarzına uymayan veya bir şekilde onu rahatsız eden her ülkeye yöneldiğinde neler olur?
İsraelde daha geniş toprakları arzulayan belki yüzde beş, belki de yüzde on gibi bir kesim olabilir.
Maalesef bu kesim bugünkü hükümette de temsil edilebilir.
Ama büyük çoğunluk normal İsraelli, iyi bir eş, iyi bir iş ister, çocuklarını en iyi şekilde eğitmek ister, kendi inanç ve tercihleri çerçevesinde her insan gibi sukunet ve barış içersinde yaşamak ister.
İranla, İranliyla hiçbir husumeti yoktur.
Ama İranı yöneten mollalarının yüzünden 47 yıldır , hemen her yıl savaşmak ve ölmek de istemez.
Önce proxileri tarafından sonra da bizzat İran tarafından bir yılda ikinci defadır günde bilmem kaç kere sığınaklara, güvenlikli odalara koşuşturmayı da istemez.
İsrael dışında yaşayan okurum;
Geceyarısı sirenlerle yataktan fırlamayı yaşadınız mı hiç?
Ya da duştayken sabunlu vücudunuzla 3 kat alttakı sığınağa 90 saniye içersinde koşuşturmayı denediniz mi?..bir elinizde 3 aylık bebeğinizle ?
Otonuzla işe giderken siren çaldığında en doğru hareketin ne olduğunu bilir misiniz?
Bu savaşın başlamasında etkin rol oynayan İsraeli kınayan tüm batılı geçinen, Arap sermayesinin veya Müslüman oyların satın almış olduğu Avrupalı politikacılar, (evet İspanya başbakanı sen de ), ABD’li progresivler, akademisyenler, medya mensupları, insan hakları savunucuları, (nerdeydin Greta İranda 30 bin kişi öldürülürken?), 47 yıldır sığınaklara koşuşturmanın ne olduğunu bilir misiniz?
Tüm bunların yüzündendir ki kendi yurttaşları dahil dünyaya kötülükten başka hiç bir şey getirmeyen bu sapık ideolojinin yöneticilerini durdurmak için harekete geçen ve yine 47 yıldır buna cesaret edemeyen tüm başkanların aksıne cesaretle bu işe soyunan ABD Başkanı Trump’a şapka çıkartıyorum.
Kendisini beğensem de beğenmesem de.
Yine aynı şekilde beğenmesem ve kendisine oy vermesem de İsrael Başbakanı Netanyahuyu ABD ile bu uyumu sağladığı ve bu -nükleere bir adım kalmış- İran’a dur deme cesaretini gösterdiği için takdir ediyorum.
Savaş sonucu ne getirirse getirsin, bu dünyada elinde balistik füzeler ve nükleer silahı olan ölümcül bir rejime, ölümü kutsayan bir rejime yer yok.
Bunun içindir ki her normal insan gibi savaş karşıtı biri olmakla birlikte mecburiyetten doğan bu savaşı onaylamak durumundayım.
Ve bu savaşı açanlara bugün değilse bile bir gün bütün dünya -ve özellikle yılların imparatorluğunun mirasçıları İran halkı- minnet duyacak.
Not: Biraz da İran yöneticilerinin akıl almaz saldırganlığının sonucu, Avrupada bazı liderler, (örneğin Almanya), geç ve yavaş da olsa doğru tarafın yanında olmaya başlıyor.
Aynı bağlamda bazı Arap ve Müslüman ülkelerin de İrana cephe almaya başlaması ümit verici.
Bondi CHAKIM
Bir önceki yazımı okudunuz mu?

IYT dip not :
İfade edilen görüşler İYT web portalının editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Yazarların düşünceleri sadece kendilerini bağlar.


Yorumlar