LEYLEĞİN ÖMRÜ LAK LAK İLE GEÇER


Hepimiz zaman zaman boş konuşuruz. Her konuşmamızın manidar, felsefi ya da bilimsel olmasını beklemek, kendimize yapacağımız bir haksızlıktır. Lakin bu köşeyi kontrol altında yaşamak oldukça streslidir. Hayatı bu denli ciddiye alarak yaşamak, zihnimizin her an “alert” hâlinde olması demektir.
Bazen boş boş konuşuruz çünkü fikirlerimizin arkasında değilizdir. Vermek istediğimiz mesaja sahip çıkmayız. O anlarda konuyla ilgisi olmayan sözlerle başlayan diyalog, çoğu zaman monoloğa dönüşür ve asıl konudan giderek uzaklaşır.
Buna şöyle bir örnek verebilirim: Evimizin tadilatının ne zaman biteceğini sorduğumuz mimar, bize malzeme bulmanın güçlüklerinden başlayan uzun bir söylev çeker ve neredeyse bizi tadilat yapmaktan vazgeçirecek hâle getirir. Oysa cevap nettir: “Sabretmek lazım, en kısa zamanda evinize taşınacaksınız.” Bu cümle, onun da bu konuda çalıştığını, elinden geleni yaptığını anlamamıza yeter. Çabasına saygı duyar, beklemeyi göze alırız.
Bazen de yalnızca gülmek isteriz. İlgisiz bir konu üzerine konuşmak, vaktimizi küçük ve önemsiz şeylerle geçirmek, aslında son derece doğal bir iletişim biçimidir. Gündelik sohbet, havadan sudan konuşmak, hatta minicik bir fıkra anlatmak bile karşımızdakinin tepkisini görmemize yardımcı olur. Bu tür diyaloglarda insanları daha yakından tanıma fırsatı buluruz. Konu konuyu açarken, hiç beklemediğimiz bir anda yepyeni bir fikir doğabilir. Bazı sorunların çözümü, en “relax” olduğumuz o dakikalarda çıkıverir.
Belki de mesele boş konuşup konuşmamak değil, ne zaman susacağımızı ve ne zaman konuşacağımızı bilmek. Her kelimemize bir anlam, her sohbetimize bir sonuç yüklemek zorunda değiliz. Hayatın içinde bazen ciddi kararlar, bazen derin düşünceler, bazen de sadece gülmek ve konuşmak vardır.
Sonuçta hepimizin biraz “lak lak” etmeye ihtiyacı var. Atalarımız boşuna söylememiş: “Leyleğin ömrü lak lak ile geçer.” Belki de leylek bize, hayatı her an anlamlandırmaya çalışmadan, arada sırada gökyüzüne bakıp birkaç kelimeyi de öylesine söyleyebilmenin hafifliğini hatırlatıyordur. Biraz takılma, biraz kabullenme, biraz da hayatın ciddiyetine karşı tatlı bir başkaldırı taşır içinde. Çünkü hayat yalnızca doğru cümlelerden, büyük fikirlerden ve önemli kararlardan ibaret değildir. Arada bir anlamsızlaşmaya, saçmalamaya, gülmeye ve hatta biraz lak lak etmeye de ihtiyacımız vardır.
Çünkü bazen boş konuşmak, zihnin kendine verdiği küçük bir moladır.
Belki de insanın kendisine tanıyabileceği en güzel özgürlüklerden biri, her söylediği sözün bir işe yaraması gerekmediğini kabul etmektir. Bazen konuşuruz; çünkü susmak istemeyiz. Bazen güleriz; çünkü hayatın ağırlığını birkaç dakikalığına omuzlarımızdan indirmek isteriz.
Belki de mesele, ne kadar konuştuğumuz değil; konuşurken hayatın tadını ne kadar çıkarabildiğimizdir.
Feride PETİLON
IYT dip not :
İfade edilen görüşler İYT web portalının editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Yazarların düşünceleri sadece kendilerini bağlar.
Bir önceki yazımı okudunuz mu?


Yorumlar