İtiraz ve Sorgulama Cesareti
- 20 Nis
- 2 dakikada okunur

Bir İsraelli çocuk "neden?" diye sorduğunda, kimse onu susturmaz.
Küçük ayrıntı? Değil.
Çoğu kültürde çocuğa öğretilen ilk şey uyumdur. Öğretmen konuşurken dinle. Büyükler karar verirken bekle. Sıran geldiğinde söz al. İsrael'de bu durum farklıdır. Çocuk dinler, ama aynı zamanda zorlar. Anlamadığında beklemez, sorar. Katılmadığında susmaz, itiraz eder. Ve bu itiraz, terbiyesizlik olarak değil, düşüncenin işareti olarak karşılanır.
Bu kültür farkı yıllar içinde başka sonuç doğurur.
Bir İsraelli ebeveyn olarak şunu fark ediyorsunuz: çocuğunuza bir şeyi kabul ettirmek çok zordur. Söylemeniz yetmez. Göstermeniz gerekir. Gerekçe sunmanız gerekir. Bazen o gerekçeyi de tartışmaya açar. Yorucu mudur? Evet. Ama o yorgunluğun içinde bir şey büyür, kendi aklına güvenen bir insan.
Burada çocuklar küçük yaşta bir şeyi öğrenir. Otorite, saygı duyulacak bir şeydir ama sorgulanmayacak bir şey değildir. Bu iki şey birbirini dışlamaz. Aksine, birbirini güçlendirir. Çünkü körü körüne itaat eden insan ne liderlik edebilir ne de hata yapıldığında dur diyebilir.
İsrael'in dünyaya orantısız katkısını — bilimde, teknolojide, tıpta — açıklamaya çalışanlar çoğunlukla orduya, zorunlu askerliğe, hayatta kalma güdüsüne bakar. Bunlar gerçek. Ama köke inmek gerekirse, cevap daha erken başlar.
Sınıfta başlar.
Çocuğa doğru cevabı bulmayı değil, doğru soruyu sormayı öğreten bir sistemde. Ezber değil, bağlantı kurmayı öğreten bir kültürde. Bilgiyi tüketmek değil, bilgiyle tartışmayı öğreten bir gelenekte.
Talmud geleneği binlerce yıldır bunun üzerine kuruludur. İki âlim karşılıklı oturur, biri okur, diğeri itiraz eder. Doğru cevap değil, daha iyi soru aranır. Bu gelenek bugün sınıflarda, sofralarda, iş toplantılarında yaşamaya devam ediyor. Şeklini değiştirdi, özünü korudu.
Dışarıdan bakınca İsraelli çocuk bazen "saygısız" görünebilir. Büyüğünün sözünü keser. Öğretmenine "ama" der. Kabul etmeden önce anlamak ister.
İçeriden bakınca bu farklı görünür.
Bu çocuk büyüdüğünde yanlış gördüğü şeye "dur" diyebilecek. Kalabalık yanılıyorsa tek başına karşı çıkabilecek. Bir otorite hata yapıyorsa sesini yükseltebilecek.
Bunu yapabilmek için çocukken izin verilmiş olması gerekir. Sormak için. İtiraz etmek için. Yanılmak ve yeniden denemek için.
"Alem buysa kralı benim" duygusu kibir değildir bu ülkede.
Küçüklüğünden beri aklına güvenmeyi öğrenmiş bir insanın doğal sonucudur.
Burada çocuk "sen büyüyünce anlarsın" cümlesini çok az duyar. Bunun yerine şunu duyar: "Sen ne düşünüyorsun?"
Ve o soru, yıllar içinde, bir karaktere ve başarılara dönüşür.
Ezra BEHAR
IYT dip not :
İfade edilen görüşler İYT web portalının editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Yazarların düşünceleri sadece kendilerini bağlar.
Bir önceki yazımı okudunuz mu?


Yorumlar