top of page

EŞ RUHU VAR MI? 

  • 2 dakika önce
  • 3 dakikada okunur


Eş ruh... Bunu duyduğunda aklına ne geliyor? Belki sakin bir liman, seni anlayan gözler, Ruhunu okşayan sözler... İki yarımın mükemmel birleşimi, değil mi? Hollywood filmlerinin, romantik şarkıların bize anlattığı o tatlı masal. Bu masal güzeldir ama eksiktir.

 

Gerçek eş ruh… O bir liman değildir. O, bazen fırtınanın ta kendisidir. Hayatına sakin bir melodiyle girmez. Bazen bütün orkestrayı susturan, kulakları sağır eden o tek ve güçlü notayla gelir. Ve o geldiğinde, inşa ettiğin her şey sallanmaya başlar. O ruhunun aynasıdır. Sana sadece güzel yüzünü gösteren bir ayna değil. Sadece ışığını değil; en karanlık gölgelerini, en derin yaralarını, en gizli korkularını yüzüne vuran o çıplak aynadır.

 

Onun gözlerinde gördüğün o kıskançlık var ya? Belki de o, senin yetersizlik korkundur. Sana hissettirdiği o yakıcı öfke? Belki de kendi sınırlarının ihlal edilmesine ne kadar uzun süredir izin verdiğinin çığlığıdır. Onun karşısında hissettiğin o aşağılanma, o gururunun kırılması... Belki de sevgiye layık olduğuna inanmadığın için kendine ördüğün duvarların çatlamaya başlamasıdır.

  

Yahudi bilgeliğinde insanın dünyaya yalnızca yaşamak için değil, aynı zamanda kendini onarmak – “Tikun” etmek için geldiğine dair derin bir anlayış vardır. Belki bazı karşılaşmalar da tam burada dokunur bize. Bizi tamamlamak için değil… İçimizde henüz iyileşmemiş olan yere ışık tutmak için. O insan senin Tikun'unun kendisi değildir. Onunla yaşadığın karşılaşma, kendi ruhunda hangi alanın iyileşmek istediğini gösterebilir. O, senin en paslı zırhını eriten ateştir. Gururunu paramparça eden çekiçtir.

 

Ve sen o ateşin içinde yanarken, o çekiç darbeleriyle tuzla buz olurken nefret edersin ondan. Kaçmak istersin. İnsan, kendi cehennemiyle bu kadar çıplak yüzleşmek istemez. Ve bir noktada anlarsın: Ondan kaçmakla kendinden kaçmak aynı şey değildir. Bazen asıl mesele ondan kaçmak değil, onun sende uyandırdığı şeyden kaçmamaktır. Ve bir gün… O savaşın ortasında, kan ter içinde kalmış, bütün savunmaların elinden alınmış bir haldeyken… Pes edersin. Kontrolü bırakırsın. Gardını indirirsin. İşte o an… O kutsal teslimiyet anında anlarsın ki: O sana yalnızca, Seni seviyorum demeye gelmemiştir. Ruhunun kulağına şunu söylemeye gelmiştir: İşte sen busun. Bu enkaz halinle. Bu yaralarınla. Bu korkularınla. Bu karanlığınla.

  

Şimdi kendini sevebilecek misin?” Yahudi geleneğinin bize hatırlattığı çok temel bir gerçek vardır: Sen yalnızca yaraların değilsin. Sen, Tanrı'nın suretinde yaratılmış bir “neşama”, özel ruhsun... İçinde, bütün kırılmalarından daha derin bir öz var. İşte gerçek dönüşüm belki de burada başlar. Eş ruh seni tamamlamaya gelmez çünkü sen hiçbir zaman eksik değildin. O, bazen seni eksik olduğuna inandıran bütün katmanları görünür kılmaya gelir. Başkalarının sevgisiyle değerli olman gerektiğine inandığın katmanı… Terk edilmemek için kendinden vazgeçtiğin katmanı… Güçlü görünmek için kırılganlığını sakladığın katmanı… Sevilmek için olduğundan başka biri olduğun katmanı…

 

Ve bütün o sahte katmanlar yandığında geriye ne kalır biliyor musun? Saf öz, Çıplak, Savunmasız ama bir o kadar da ilahi yanın çünkü “neşama” kirlenmez; bazen sadece üzeri örtülür. Ve belki de bazı insanlar hayatımıza tam olarak bunu hatırlatmak için girer: Sen, başına gelenlerden daha fazlasısın... İşte o zaman ona baktığında artık sadece bir ayna görmezsin. Aynı özden parlayan başka bir ruh görürsün. Ve ona duyduğun şey artık bağımlılık değildir. Onu kaybetme korkusu değildir. "Beni tamamla” çığlığı değildir. Minnettarlıktır çünkü bazen bir insan hayatımıza kalmak için değil, içimizde çok uzun zamandır kapalı duran bir kapıyı açmak için gelir. Ve belki gerçek eş ruh… Seni kendisine bağlayan kişi değil, seni kendi ruhuna geri götüren kişidir.

 

Sonra bir gün anlarsın: Aradığın eş ruh, seni tamamlayacak yarım değildi. O da senin gibi, kendi “tikun” yolunda yürüyen bir ruhtu. Ve belki de en büyük aşk, birbirinizin yaralarını iyileştirmek değil; birbirinizin, zaten içinizde var olan ışığı görmesine vesile olmaktı... Elul ayının harfleri: “Ani ledodi vedodi li.” Ben sevdiğime ve sevdiğim bana...

 

Riva N. ESSEMİNİ

 

  Bir önceki yazımı okudunuz mu?

 

 

 







Yorumlar


Bizi Takip Edin
  • Facebook Basic Square
  • Twitter Basic Square
  • Google+ Basic Square
bottom of page