top of page

ERETZ İSRAEL HAYAFA

  • 3 dakika önce
  • 2 dakikada okunur

 

İYT yazarlarından Ezra Behar İsraelli olmanın hafifliğine ne güzel değiniyor bir yazısında;

 

İsrael'de bir süre yaşadıktan sonra insanın gerçeklik algısı hafif değişiyor. Daha doğrusu, dünyanın ‘normal’ dediği şey ile burada ‘normal’ kabul edilen şey arasında garip bir fark olduğunu görüyorsunuz. Mesela bir arkadaşınızla kahve içiyorsunuz. Konu önce çocukların okuluna geliyor. Sonra apartman komitesine. Sonra market fiyatlarına. Ardından bir anda İran konuşuluyor. İki dakika sonra biri telefonundan humusçu önerisi gösteriyor. Kimse bu geçişleri tuhaf bulmuyor.”


Ezra’nın her yazısında o ülke sevgisini o İsrellilik ruhunu hissedersiniz; “İsrael'i anlamak için televizyonda haberleri izlemek yetmez. Sokakta yürümek gerekir. Kulak vermek, izlemek, beklemek…Aynı anda Arapça bir telefon konuşması, Rusça bir tartışma, İbranice bir şaka duyarsınız. Otobüste biri yüksek sesle konuşur, yanındaki karışır, şoför cevap verir. Kimse yadırgamaz. Çünkü Israel'de günlük hayat mesafeli değil, iç içedir.”

 

 

Ben de eklemek istiyorum; biz Diaspora’da doğmuş Yahudiler olarak İsraelli olmak komşunla bir çift laf edebilmek, GLGLZ’da Cuma sabahları Mizrahi müzik, gün boyu Yehudit Ravitz, Korin Allal, İdan Raichel dinlemek, bu sanatçıları tanımak, Eretz İsrael şarkıları çaldığında içinden veya yüksek sesle fısıldamak, duygulanmaktır.

 

 

İsraelli olmak ana lisanına çakılıp kalmamak, tiyatro izlemek, herkes ile gülüp duygulanabilmek, bayrağını kapıp meydanlara koşabilmek, bina malikleri toplantılarına katılıp sesini yükseltebilmek, aklının ucundan geçmediği halde “relocation”dan söz edebilmek, sosyal ağlardaki “Ken Bibi- Lo Bibi” tartışmalarında fikir beyan edebilmek ve her şeyin üstünde bu ülkeye gönülden bağlanabilmektir.  

 

Çok doğru bir söz vardır, “Göç ettiğin bu ülkede kaynaşmak, başarılı olmak istiyorsan köprüleri yıkıp gelmek gerekir”. Gözün arkada kalmamalı, kulağın her daim CNN Türk’e değil İsrael Kanallarına duyarlı olmalı. Ve torunlarına bu ülkede anlatabileceğin anıların olmalı…

 

 

Geçenlerde, Cuma gecesi bir torunum gittiği Noa Kirel’in konserini anlatıyordu. “Ben de Gavri Banai’ın gösterisindeydim” dedim. “Kim o?” dedi iki kız torunum bir ağızdan. “Siz HaGashash HaHiver’i tanımazsınız. Onlar bir efsaneydi” dedim ve anlatmaya başladım.  

 

 

Gabriel (Gavri) Banai ünlü üçlünün bir üyesiydi. Lehakat HaNahal, HaTarnegolim, HaGashash HaHiver gibi topluluklarda yer aldı, sayısız filimde oynadı.

 

 

Düzenli gittiğim Country’de 86 yaşındaki Gavri Banai iki oğlu Uri ve Boaz’la birlikte sahne aldı.  Banai ailesinin sekiz çocuğundan en küçüğü olarak Yeruşalayim’de doğan Gavri, hem anılarını anlattı hem o günlerin müziğinden örnekler sundu.

 

 

Gavri Banai bizlere şu anekdotu aktardı. Babalarının Yeruşalayim’de son yıllarda turistik bir mekâna dönüşen Şuk Mahane Yehuda’da bir evleri vardı. Agas (Armut) sokağı bir numarada. Bu ev pazar tezgâhları arasında yer alan tek konuttu. O zamanlar pazardaki bütün sokaklar meyve, sebze adlarıyla anılırdı. Ehud Banai pek çok şarkısında Mahane Yehuda’yı anlattı, mekânı ünlendirdi. Sonunda aile belediyeye başvurdu ve Agas sokağının adını babaların Elyahu Yaakov Banai adıyla değiştirmeyi başardılar.

 

Gavri Banai, Uri ve Boaz’ı dinlerken aklımdan şu geçti; “İŞTE ERETZ İSRAEL HA YAFA”. Göz yaşlarımı zor tuttum, eşime baktım, o ağlıyordu.

 

 


 

Av. Yakup BAROKAS



IYT dip not :

İfade edilen görüşler İYT web portalının editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Yazarların düşünceleri sadece kendilerini bağlar.


Bir önceki yazımı okudunuz mu?






 

Yorumlar


Bizi Takip Edin
  • Facebook Basic Square
  • Twitter Basic Square
  • Google+ Basic Square
bottom of page