EMOR – GELECEK KORKUSU
- 24 Nis
- 3 dakikada okunur

Buzdolabımızda – banka hesabımızda hiçbir şey olmadan hergün güne başlamak nasıl olurdu?
Sadece büyük ve görünmez bir Gücün size bu gün için tam olarak ihtiyacınız olanı sağlayacağına dair söz verdiğini bilmek nasıl bir şey olurdu?
Bu bir endişe kaynağı mı..… yoksa bir tür kutsanmış rahatlama mı olurdu?
Bu haftaki Tora bölümünde iletilen manevi emirler (mitzvot) arasında, bugün "Omer Sayımı" olarak bildiğimiz ilginç ve biraz da gizemli bir emir de bulunmaktadır
Tanrı Moşe aracılığıyla şöyle buyurdu: “İsrail oğullarına söyle: Size verdiğim toprağa girdiğinizde ve hasadınızı biçtiğinizde, ilk hasadınızdan bir omeri Kohen’e getirin. Kohen, sizin için lütuf kazanmak üzere omeri Tanrı’nın önünde sallayacaktır..… Ve dinlenme gününün ertesinden, omeri salladığınız günden itibaren yedi tam (t'mimot) hafta sayacaksınız;” (Vayikra 23:9-11, 15-16)
Pesah Bayramı'nın ikinci gecesinde, dünyanın dört bir yanındaki Yahudi evlerinde, antik İsrail'de erken bahar arpa hasadı zamanında gelen kurtuluş mevsimi Pesah'tan, ana ürün olan buğdayın hasat edileceği geç bahar bayramı Şavuot'a kadar bizi götürecek bir sayım başlar.
Omer sayımının eski bağlamdaki daha derin anlamları neler olabilir ve bu bugün bizim için ne gibi bir gerçekliği barındırabilir?
Tora'da "Omer" kelimesinin ilk kez geçtiği, Şemot 16'da, "Peraşa Ha-Man" olarak bilinen, “MANNA” ile ilgili ayetlerde yer almasından geliyor. "Tanrı onlara "gökten yiyecek yağdıracağını" vaat eder. Manna - Yerde kurumuş çiğ tabakası gibi görünen bir madde. Bu gizemli maddeyi her gün, kişi başı bir omer toplamaları ve Şabat hariç hiçbirini gece boyunca saklamamaları gerekir. Çünkü sakladıkları çürüyecek.
Her gün, kişi başı bir omer manna toplarken ve her gece, yemedikleri ne varsa bırakarak, radikal bir güven eğitimi alırlar.
Nesiller boyu süren baskıdan travma geçirmiş olan bu insanlar, tıpkı Holokost'tan sağ kurtulan bir annenin, varlıklı bir Fransız hanımefendi olmasına rağmen, ailesinin yemek yediği üç yıldızlı restoranda artan ekmekleri çantasına doldurması gibi, artıkları biriktirmeye çalışıyorlardı.
Aşırı tüketimi kültürel bir başarısızlık olarak açıklamaya eğilimliyiz - reklamcılık, kapitalizm, kısıtlama eksikliği. Ama Tora daha keskin bir teşhis sunuyor. Aşırı tüketim genellikle korkuya verilen bir tepkidir.
Daha fazlasını istediğimiz için değil, yeterli olmayacağından korktuğumuz için satın alıyor, depoluyor ve aşırı hazırlık yapıyoruz. Yeterli para, yeterli güvenlik, yeterli mal. Pratiklik gibi görünen şey, çoğu zaman gizlenmiş bir kaygıdır.
Bunu seyahat çantamı hazırlarken açıkça fark ediyorum. “Ne olur ne olmaz” diye kaç şey alıyorum yanıma. Mantık ne kadar ikna edici geliyor. Ya ihtiyacım olursa? Sorumlu hissettiriyor. Gerçekte, güvenilmez bir yarının korkusudur.
Bu korku büyüyor ve “Ne olur ne olmaz” diye sakladığımız her şeyi taşımak için daha fazla alana, daha yüksek gelire, daha uzun çalışma saatlerine ihtiyacımız oluyor. Bütün bir yaşam biçimi sessizce tek bir varsayım etrafında şekilleniyor: ”Geleceğe Güvenilemez.”
Bu anlamda materyalizm açgözlülük değil, kaygıdır.
Kölelikten yeni kurtulmuş İsrailoğulları, içlerinde kıtlık duygusunu taşırlar. Açlık geldiğinde, Tanrı manna ile karşılık verir. Ancak kesin bir sınırla. Bugün için ihtiyacınız olanı alın. Yarın için saklamayın. “İşte, onları sınamak için gökten ekmek yağdıracağım” (Şemot 16:4). Bu, itaatin değil, güvenin bir sınavıdır.
Tanrı tutarlılıkta ısrar eder: Her gün orada olacağım. Ama benim orada olacağıma inanıp inanmadığınızı görmem gerekiyor. İman ilan edilmez…. uygulanır.
İnsanlar mücadele eder. Bazıları ihtiyaç duyduklarından fazlasını alır. Biriktirdikleri şey ziyan olur. TORA ahlak dersi vermiyor….. gösteriyor. Korkuyla yönlendirilen birikim güvenlik yaratmaz. Çürümeye yol açar.
Manna, antik bir yiyecek değil, modern bir derstir .
Acaba günümüzde inanç, inanmaktan çok, bırakmakla mı ilgilidir? Nesnelere, aşırı kontrole, geleceğin düşmanca olduğu varsayımına olan bağlılığımızı bırakmakla. Yarının iyi olabileceğine inanmayı öğrenelim.
O zaman Yüce Olan, bizlere sürekli gelişen bir neşe ve öğrenme kaynağı olarak kendini gösterecek ve yaşamlarımıza akış, denge ve bütünlük içinde kurmamız için temel oluşturacaktır.
Evet……. Belki bugün inancımızın hasadı, gökten yağan yiyecek veya diğer maddi hediyeler şeklinde tezahür etmeyebilir; bunun yerine, evreni destekleyen ve ona nüfuz edenin, varoluşumuzu nasıl mümkün kıldığının farkındalığı olarak ortaya çıkar.
“Tora’nın sözleri ruhun kaynaklarıdır. Ruha ateş taşırlar ve gizli kökenlerimizden kayıp onurumuzu ortaya çıkarırlar.” (Abraham Joshua Heschel - Tanrı İnsanı Arıyor)
Ruhumuza dokunmaya, Tora’nın kaynaklarını anlamaya ve bu hasadın tadını her gün çıkarmaya layık olalım.
Sevgilerimle - Shabat Shalom
Moşe PASENSYA
Geçen haftanın peraşasını okudunuz mu?


Yorumlar