Edebiyat Yapma!
- 17 saat önce
- 2 dakikada okunur

Edebiyat yalnızca güzel cümleler kurarak yazılar yazmak ya da romantik bir dille, mecazlarla bezeli şiirler okumak ve yazmak mıdır?
Bazen eski kitaplarımın arasında sessiz bir yolculuğa çıkarım. Biraz düzenlemek, biraz da kendi içime dönmek için… Sayfaların arasından geçmiş günlere dokunur, yıllar önce altını çizdiğim cümlelere yeniden göz atarım.
Bugün de öyle yaptım.
Kitaplığımın önünde dururken aklıma tek bir soru takıldı:
Geçmişten bugüne bütün bu yazarlar neden yazdı? Asıl amaçları neydi?
Raftan önce Stefan Zweig'i aldım. İncecik novellalarına koca bir insanlık sığdırabilen o büyük yazarı... Elime Amok Koşucusu geçti. Rastgele bir sayfa açtım.
Altını çizdiğim satırlar şöyleydi:
"Güneyhaçı takım yıldızı, parıldayan elmas çivilerle görünmezliğe takılmıştı... Hareket eden tek şey gemiydi; sessizce titreyerek, nefes alıp veren göğsüyle karanlık dalgaların arasından ilerleyen devasa bir yüzücü gibiydi... Kendimi yukarıdan sıcak suyun döküldüğü bir banyoda hissediyordum."
Evet...
Bu satırlar kuşkusuz büyük bir edebî ustalık taşıyor.
Ama Zweig'in amacı yalnızca güzel cümleler kurmak olamazdı diye düşündüm.
Çünkü o, insan ruhunun karanlık dehlizlerini yazıyordu. Vicdanı, suçluluğu, tutkuyu, çaresizliği anlatıyordu. Freud'un düşüncelerinden beslenerek insan psikolojisini benzersiz bir derinlikle eserlerine taşıdı. Avrupa'nın yavaş yavaş Hitler'in karanlığına teslim oluşunu gördü; umutsuzluğa kapıldı ve 1942 yılında eşiyle birlikte yaşamına son verdi.
Sonra elim Virginia Woolf'a uzandı.
Kadınların yazabilmesi için önce ekonomik özgürlüğe ve kendilerine ait bir odaya ihtiyaç duyduklarını söyleyen kadın...
Ne kadar yalın ama ne kadar sarsıcı bir tespit.
Evin yükünü omuzlarında taşıyan, ekonomik bağımsızlığı olmayan ve bütün gününü başkalarının ihtiyaçlarıyla geçiren bir kadının yazacak zamanı kalabilir miydi?
Virginia Woolf da yaşamın ağırlığını taşıyamadı. 1941 yılında ceplerini taşlarla doldurarak kendini Ouse Nehri'nin sularına bıraktı.
Ardından Sylvia Plath...
Onun hikâyesi de çok farklı değildi.
Şimdi kendime yeniden soruyorum:
Bu insanlar yalnızca "edebiyat yapmak" için mi yazdılar?
Sanmıyorum.
Hepsinin dünyaya söylemek istediği bir söz vardı.
İçlerinde büyüyen, taşan, susturamadıkları duyguları ancak kelimeler taşıyabiliyordu.
Kitapları masanın üzerine bırakıyorum.
Sonra yıllardır tartışılan o soruyu kendime soruyorum:
Edebiyat sanat için midir, insan için mi?
Benim cevabım çok net:
İnsan için.
Çünkü edebiyat çoğu zaman kahkahalardan değil; acılardan, özlemlerden, yalnızlıklardan ve insanın kendini arayışından doğuyor.
Bu düşünceyi kendi yazarlığıma çevirdiğimde de aynı şeyi görüyorum.
Yazarken hiçbir zaman "edebî" görünme kaygısı taşımıyorum. Güzel cümle kurmaya çalışmıyorum. Ben sadece anlatmak istediğim bir duyguyu, bir düşünceyi, bazen bir isyanı, bazen de insanın içindeki sessiz çığlığı kelimelere dökmeye çalışıyorum.
Belki Zweig de böyleydi.
Virginia da...
Sylvia da...
Belki edebiyat dediğimiz şey, aslında bunun sonradan verilmiş süslü adıdır.
Çünkü eskiden sıkça duyduğumuz bir söz vardır:
"Edebiyat yapma."
Birisi sözü uzattığında, asıl meseleyi süslü ifadelerin arkasına sakladığında bu söz söylenirdi.
Oysa gerçek edebiyat bunun tam tersidir.
Gerçek edebiyat, çok söz söylemek değil; az sözle insanın içine dokunabilmektir.
Belki bu yüzden ben yazarken "edebiyat yapmak" için yazmıyorum.
İnsanı anlatmak için yazıyorum.
Ve galiba gerçek edebiyat da tam burada başlıyor.
"Belki biz edebiyat yapmıyoruz; sadece içimizde taşımakta zorlandığımız hayatı kelimelerele anlatmaya çalışıyoruz.’
Okumakla kalın okumak birbirimizi anlamanın en iyi yoludur.
Rahel Çela Behar
IYT dip not :
İfade edilen görüşler İYT web portalının editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Yazarların düşünceleri sadece kendilerini bağlar.
Bir önceki yazımı okudunuz mu?



Yorumlar