Dua bir alışveriş listesi mi?

Bir annenin çocuğu olduğunu düşünün. Çocuk okuldan eve geliyor, üzgün. Anne yüzüne bakıyor ve bir şeylerin yolunda gitmediğini anlıyor. Anne soruyor: Ne oldu yavrum? Çocuk, “Bir şey yok” diyor ve odasına gidiyor. Anne onun üzgün olduğunu biliyor. Belki neden üzgün olduğunu da tahmin ediyor ama çocuk gelip annesine anlatmadıkça aralarında başka bir şey eksik kalıyor. Birinin bizim ne hissettiğimizi bilmesiyle bizim gidip ona kalbimizi açmamız aynı şey değildir.
Peki Tanrı her şeyi biliyorsa neden dua ediyoruz? Tora'yı ve Yahudi bilgelerinin öğretilerini düşündüğümüzde, duanın yalnızca Tanrı'ya bilgi vermek olmadığını görüyoruz. Dua aynı zamanda O'na yönelmek, içimizdekileri dile getirmek ve ilişkimizi canlı tutmaktır.
Tora'da, Devarim 11:13'te Tanrı'ya bütün kalbimizle hizmet etmekten söz edilir. Hahamlarımız bu ifadeyi dua ile de ilişkilendirir. Yani dua yalnızca bir şey istemek değildir. Elbette bir şey isteyebiliriz. Para isteyebiliriz, şifa isteyebiliriz, çocuklarımız için yardım isteyebiliriz, evimizde huzur isteyebiliriz. Bazen hiçbir şey istemeden de dua edebiliriz. “Tanrım, bugün çok yoruldum.” “Tanrım, çocuğum için korkuyorum.” “Tanrım, bana doğru olanı yapacak güç ver.” Bunların hepsi insanın içinden gelen dua sözleridir.
Peki Tanrı'ya dua etmezsek bize yardım etmez mi? Bu çok önemli bir soru. Bazen sanki Tanrı'nın şöyle dediğini düşünüyoruz: Sen bana dua etmedin, o yüzden sana yardım etmeyeceğim. Tanrı'yı bizimle alışveriş yapan biri gibi düşünmek zorunda değiliz. Bir çocuk annesinden bir şey istemediğinde de annesi ona yemek verir. Çocuk annesine teşekkür etmeyi unuttuğunda da annesi onunla ilgilenebilir. Dolayısıyla duayı, Tanrı'nın bize iyilik yapması için ödediğimiz bir bedel gibi görmemeliyiz. Dua, Tanrı'dan iyilik satın almak değildir.
Peki dualarımız neden bazen gerçekleşmiyor? Şimdi burada çok hassas bir konu var. Bir kadın yıllarca çocuk sahibi olmak için dua etmiş olabilir. Bir başkası hastası olan eşi için dua etmiş ama onu kaybetmiş olabilir. Bir diğeri evliliğinin düzelmesi için dua etmiş ama ayrılmış olabilir. Bu insanlara ne söyleyeceğiz? Demek ki yeterince inanmadın mı? diyeceğiz? Hayır. “Yanlış dua ettin” mi diyeceğiz? Hayır. O zaman zaten acı çeken bir insanın omuzlarına bir de suçluluk yüklemiş oluruz.
Tora'da Moşe Rabenu'nun Tanrı'ya yakardığını, Avraham'ın Sedom için tekrar tekrar konuştuğunu görüyoruz. Teilim'de de insanlar bazen sevinçle, bazen ağlayarak, bazen de anlayamadıkları şeyler karşısında Tanrı'ya sesleniyorlar. Demek ki insanın Tanrı'ya soru sorması, acısını dile getirmesi, yardım istemesi manevi hayatın dışında bir şey değil.
Dürüst olalım: Her duanın istediğimiz şekilde sonuçlanacağına dair bir söz veremeyiz. Neden bazı duaların beklediğimiz gibi sonuçlanmadığını da her zaman bilemeyiz. Yine de bir şeyin gerçekleşmemesi, dua eden kişinin değersiz olduğu anlamına gelmez. Bir duanın istediğimiz sonucu vermemesi, bizim sevilmeye layık olmadığımızın kanıtı değildir. Bazen bir insanın içinde o kadar çok acı vardır ki artık ne istediğini bile anlatamaz. Yalnızca birinin kendisini duymasına ihtiyaç duyar.
Dua da insana, içindekileri kelimelere dökebileceği bir alan sunabilir. Bir kadın “Çok güçlüyüm, her şeyi hallederim” diye yıllarca yaşamış olabilir. Ama dua ederken ilk kez şöyle diyebilir: Tanrım, ben artık yoruldum. Her şeyi tek başıma taşıyamıyorum. Bazen insanın kendine bile itiraf edemediği ihtiyacını dile getirmesi çok anlamlı bir başlangıçtır. Dua, her zaman bir cevaba ulaşmak değil, bazen içimizdeki gerçeği söylemeye cesaret etmektir.
Riva N. ESSEMİNİ
Bir önceki yazımı okudunuz mu?



Yorumlar