top of page

Dinle ey İsrail




Deniz Ertuğ, İstanbul’da doğdu. İstanbul Teknik Üniversitesi Deniz Teknolojisi Mühendisliği Bölümü mezunudur. Mühendislik eğitiminin ardından Yıldız Teknik Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde yüksek lisans yaptı. Daha sonra Atina Üniversitesi Felsefe Bölümü’nde doktorasını tamamladı. Doktora sırasında Paris’te araştırmalarda bulundu. İsrail, Ortadoğu tarihi ve antisemitizmle ilgili olarak Tel Aviv Üniversitesi ve Kudüs İbrani Üniversitesi’nden dersler aldı. Yahudilik ve Hristiyanlık Tarihi üzerine İsrail ve ABD’deki çeşitli kuruluşlardan eğitim aldı. Yahudi mistisizmi ve Ortaçağ metafizik düşüncesi üzerine Barcelona Üniversitesi’nde öğrenim gördü. Halen Üsküdar Üniversitesi Tasavvuf Kültürü ve Edebiyatı yüksek lisans öğrencisidir. Şalom, Agos, Birikim gibi gazete ve dergilerde yazıları yayınlandı. Ayrıca Times of Israel’de blog yazıları yazmaktadır. Mutluluk felsefesiyle ilgili “Mutluluk İşi” isimli bir kitabı bulunmaktadır. Yoga yapmayı, resim çizmeyi, kedilerini, lego biriktirmeyi ve seyahat etmeyi seviyor.


Size bir Filistin davası anlatıyorlar ama asıl dava kendi cepleri. Bugün Filistin nutukları atan hiçbir Arap siyasetçi zerre kadar Filistinli çocukları düşünmüyor. İşlerine gelince İsrail’deki bu savaşın sürmesini isteyen radikal zihniyetle aynı değirmene su taşıyorlar.


Epey uzun süredir İsrail üzerine yazma imkânım olmamıştı. Fakat bu hafta Mescid-i Aksa’da yaşanan çatışmalara medyanın ve muhalefetin verdiği tepkiler beni şaşırtmadı ama isyan ettirdi. Bu yüzden bu hafta yeniden ülkedeki İsrail algısı ve gerçekten yaşananlar üzerine bir şeyler yazmak istedim.

Medyanın değişeceği yok, iki satır okuyup kendilerini geliştirmek gibi bir dertleri olmadığı gibi, ezberleri bozmaya cesaretleri de yok. Peki ya muhalefet? Biz yeni dönemde İsrail’le ilgili politikamızda siyasal İslam’ın ideolojik argümanlarıyla hareket edeceksek size niye oy veriyoruz?

Veririz en temizinden AKP’ye oyumuzu, zaten “Ümmetin Lideri Reis Kudüs’ü özgürleştirecek”, size ne hacet? Yazık ki ne yazık bir arpa boyu yol alamıyoruz bazı konularda. Türkiye Ortadoğu siyasetini Mecidiyeköy’den küçük bir “sahte” devletin İhvancı kafasına göre mi konumlandıracak? Yoksa bölgenin büyük ve etkin bir devleti olduğunu yeniden hatırlayacak mı?


HER RAMAZAN…

Siyasal İslam’ın en önemli propaganda argümanlarından birisi “Her Ramazan öncesi İsrail Filistin’i vuruyor”. Peki öyle mi? Hem evet hem hayır. Evet, İsrail’le ilgili haberleri genelde Ramazan öncesinde sık duyarız. Ama neden? İşte bu da hayır cevabının gerekçesi. Çünkü Filistin her Ramazan ayında İsrail’e füze attığından, cevap görüyor ve bunun sonucunda medya sadece bir tarafı anlattığı için İsrail’in her Ramazan Filistin’i bombaladığını sanıyoruz.


Hayır kardeşim, olayın kronolojik bir akışı var. Her Ramazan hazır Müslümanların dini duyguları yükselmişken, ver ümmet coşkusunu kafasıyla İsrail’e saldıran bir Filistin yönetimi var. Bunlardan medet umacak hâle gelmişler. İsrail de buna cevap veriyor. Füze atana gül atılamıyor doğal olarak.

Bu kadar basit bir denklemi her sene gözyaşlarıyla “Zalim İsrail” diye anlatmak için ya gerçekten çok cahil olmak lazım ya da bundan epey büyük bir kâr elde ediyor olmanız lazım. Artık kimin gerekçesi nedir onu siz düşünün.


ŞİMDİ N’OLUYOR?

Bir süredir İsrail’de yaşanan siyasal çalkantıları hepimiz izliyoruz. Ülkede bunlar yaşanırken terör de hız kesmiyor. Neredeyse son altı aydır aralıklı olarak sürekli terör saldırılarını, buna karşı yapılan operasyonları takip ediyoruz. Daha bir iki hafta önce yine İsrail’de birçok sivilin öldüğü saldırılar gerçekleştirildi.


Fakat basınımızda buna yer verildiğini henüz görmüş değilim. Verilse de bir iki satır sıradan adli vaka gibi yansıtılıyor. Sanki İsrail’de bir fantastik hikâye yaşanıyor. İsraillilere uzaylılar saldırıyor ama güvenlik kuvvetleri operasyonu masum Filistinlilere yapıyorlar. Teröristin evine baskın yapan güvenlik güçlerine Filistinlilere zulüm yapan İsrailli yaftası vuruluyor. Böyle bir akıl tutulmasına bir izah bulamıyorum.


İki gündür İsrail ateş altında. Hamas Lübnan’dan füze atarken, güneyden de Gazze Şeridinden benzer bir saldırı sürüyor. Bir asker bu saldırıda yaralandı. Hatta şu satırları yazarken Hizbullah İsrail’e füze atıyor. Idmit, Hanita, Avdon, Shlomi, Metzuba, Betzet, Tzuriel…Her yerde alarm sesleri…İki yaşına henüz basmış çocuklar daha koşup oynamayı öğrenmeden, siren çaldı mı sığınaklara koşmayı öğrenmiş. Bununla yaşamayı daha şimdiden biliyorlar.


Bizde sanıldığının aksine Mescid-i Aksa’da Müslümanların ibadetine izin veriliyor. Son iki gündür yüzlerce Filistinli orada toplanıp kargaşa çıkarmaya çalışıyor. Sıradan dini ibadetini yerine getirip, huzurla Ramazan’ı yaşamak isteyen Müslümanlara da engel oluyorlar.


Yürümeye mecali yokmuş gibi gözüken yaşlı Filistinli teyzeler yol sorma bahanesiyle yanınıza yaklaşıp ansızın sizi bıçaklayabiliyor, gecenin bir yarısı sizi kaçırıp, tecavüz edip kafanızı taşla ezip bir kenara atabiliyorlar, otobüse binmiş okula giderken otobüsünüz taş yağmuru altında kalabiliyor, yaralanabiliyor, hatta okula gidemeden ölebiliyorsunuz.


Sokakta yürürken etrafınızı sarıp sille tokat dövebiliyorlar. Dış mahallelerde yaşayan Yahudi ailelerin evlerine girip çoluk çocuk demeden koyun boğazlar gibi kesiyorlar. Pazar yerlerine, barlara yerleştirilen bombaları saymıyorum bile.


Anaokullarına oyuncaklara sarıp bomba atıyorlar. Bu gerçekleri kimse anlatmıyor size. Bunlar sanki hiç yaşanmıyor da İsrail kendi kendine bir refleks geliştirerek Filistinlilere saldırıyor gibi anlatıyorlar. Sanırsın Şirinler köyüne baskın yapan Gargamel bunlar. Sanırsın İsrail kendini savunmuyor da zevk olsun diye Filistinlilere saldırıyor.


SAMİMİYETSİZLİĞİN İKTİDARI

Halihazırda Filistinliler açısından Ramazan sürerken, İsrail de Pesah Bayramını kutluyor. Bir güruh düşününki kendi dini bayramında başka insanları öldürmek için füze atıyor. Buna cevap aldığında da “Ramazan’da bizi bombaladılar” diye ağlıyor. Yahudilerden Ramazan’a saygı göstermesini bekliyor ama kendisi göstermiyor. Bu samimiyetsizlik kaya gibi önümüzde dururken, hâlâ medya Filistin’e ağlıyor.


Defalarca yazdım yine yazıyorum. O füzelere verilen paralarla Filistinli çocuklara bir gelecek inşa edilebilecekken, bu savaş sürsün diye çabalayanlar kendi çocuklarını dünyanın en güzel ülkelerinde refah içinde yaşatıyorlar.


Bu adamların Lübnan’da ve diğer Arap ülkelerinde ciddi malvarlıkları ve şirketleri var. İsviçre bankalarında bol sıfırlı hesapları var. Size bir Filistin davası anlatıyorlar ama asıl dava kendi cepleri. Bugün Filistin nutukları atan hiçbir Arap siyasetçi zerre kadar Filistinli çocukları düşünmüyor. İşlerine gelince İsrail’deki bu savaşın sürmesini isteyen radikal zihniyetle aynı değirmene su taşıyorlar.


Burada sanki bir Filistin mağduriyeti varmış gibi yansıtılması siyasal İslam’ın görüşlerinin aynen kabul edildiğini göstermektedir. Yani Filistinli kardeşlerinize uygulanan bir zulüm söz konusu değildir.

MESCİD-İ AKSA’DA NE OLDU?

Yine bizde sanıldığının aksine Mescid-i Aksa’da Müslümanların ibadetine izin veriliyor. Son iki gündür yüzlerce Filistinli orada toplanıp kargaşa çıkarmaya çalışıyor. Sıradan dini ibadetini yerine getirip, huzurla Ramazan’ı yaşamak isteyen Müslümanlara da engel oluyorlar. Fakat bizim medyamız bu durumu sanki Hamas yayın organıymış gibi bambaşka şekilde yansıtıyor.


Peki aslında ne oldu derseniz, şöyle: Demin bahsettiğim üzere, iki gündür Filistin’deki terör örgütleri İsrail’e durmadan füze yağdırıyorlar. Doğaldır ki, bunun üzerine güvenlik kuvvetleri Gazze’de bazı noktalara operasyon düzenledi.


Standart terörle mücadele faaliyetini Kudüs’e saldırı olarak nitelendiren Hamas, insanları El Aksa’da toplanmaya ve kutsal mekanları savunmaya çağırdı. Yine Gazze merkezli İslami Cihat da benzer bir çağrıda bulundu. Mahmud Abbas da İsrail’i uyardı. Ürdün’den de benzer bir açıklama geldi. Tam bir bozacının şahidi şıracı vakası yani.


Caminin girişinde toplanan onlarca yüzü maskeli genç, ellerinde havai fişekler, sopa ve taşlarla akşam namazından sonra barikat kurdular. Polis bunları dağıtmaya çalışınca olaylar büyüdü. Böylece ekranlarda gördüğümüz çatışmalar yaşandı. Bugün camiye ayakkabıyla girdiler, İsrail askeri camiye saygı göstermedi diye bağıran çağıranlar, Filistinlilerin Mescid-Aksa gibi İslam aleminin en kutsal, en önemli mabetlerinden birine cephanelik muamelesi yapmasına ise tek kelime edemiyor; İslam’a saygıyı öncelikli olarak Müslüman’dan değil, Müslüman olmayandan bekliyor.


Mescid-i Aksa’da top oynayanını mı dersin, taşlarını söküp İsrailli askerlere atanını mı? İçeride dans edip, yerlerde yuvarlananı mı? İslam tarihinde camilere böyle bir saygısızlığın benzerini yapan bir başka güruh gördüyseniz beri gelin. Ama hala hep Filistinliler mazlum, hep onlar haklı.


MUHALEFET NE YAPACAK?

Benim şahsen siyasal İslam, Millî Görüş, liberal İslam vs. gibi görüşlere sahip muhaliflerden hiçbir beklentim yok. Filistin davası dedikleri şeyin ne olduğunu da yukarıda zaten yazdım. Ümmet anlayışını taşıyan hiçbir oluşumun da siyaseten bir işe yaracağını düşünmüyorum. Tarihin tozlu sayfalarında kalmaya mahkûm bir anlayışın son çırpınışlarından öteye gitmedikleri apaçık.

Ancak CHP gibi kendini sosyal demokrasi eksenine oturtma çabasında olan bir partinin İsrail’i kınayan bir açıklama yapması tam bir talihsizliktir. İngiliz emperyalizminin çevirdiği alavere dalaverelerle bölgeden atılan Osmanlı’nın mirasçısı olan cumhuriyetin İsrail’i ilk tanıyan ülkelerden olması bir siyasal tercihin de göstergesidir.


Bundan sonraki süreçte hiçbir zaman Türkiye İsrail’e parmak sallayan, Filistin’deki terör örgütlerinin destekçiliğini yapan bir politika izlememiştir. Burada sanki bir Filistin mağduriyeti varmış gibi yansıtılması siyasal İslam’ın görüşlerinin aynen kabul edildiğini göstermektedir. Yani Filistinli kardeşlerinize uygulanan bir zulüm söz konusu değildir. İsrail terörle mücadele etmektedir.

Öte yandan, İngiliz emperyalizmini verdiği mücadele ile bölgeyi terk etmeye zorlayan İsrail şüphesiz ki hiçbir zaman işgalci olmamıştır. Bugün Batı basınında İsrail’e karşı olan bu olumsuz tutumun arkasında İngiliz sömürgeciliğinin intikam duygusunun yattığından kimsenin şüphesi olmasın.

Buna inanmayan arkadaşlar, bu tavrın benzerini cumhuriyet ve Atatürk üzerine Batı basınında çıkan temelsiz eleştirilerde de göreceklerdir. Çünkü aynı kuyruk acısı bu konuda da mevcuttur.


Gelelim İYİ Parti’ye…İYİ Parti’nin açıklamasına geldiğimizde daha çok kutsal mabetlere gösterilen saygısızlık vurgusu öne çıkıyordu. Bunu ben de benimsemekle beraber, orada Mescid-i Aksa’yı pamuklara sarması gereken, gözü gibi bakması gereken tarafın Filistinliler olması gerektiğini düşünüyorum.


Oysa demin anlattığım üzere, orada protesto yapmak, ortalığı karıştırmak ve olay çıkarmak için yer arayan terör odakları var. Bunun karşısında İsrail’in kendisini koruma refleksini görmezden gelemeyiz. Türkiye, özellikle terör konusunda İsrail’i en rahat anlayabilecek konumda olan ülkedir.


Mescid-i Aksa’nın sorumluluğu Ürdun'e aitken, Lübnan’ın olayların alevlenmesine dönük katkılarını görmezden gelmememiz gerekir.


Müslüman bir ülke olan Ürdün gerçekten böyle bir büyük mirasın üstüne oturmuş ve bu mirası hor kullanıp kendi maddi ve siyasi çıkarları öyle gerektirdiği için ortalığı karıştırmaktadır. Bunun için de bütün bir Müslüman alemini kullanmaya çalışmaktadır. Biz de bu oyunlara gelmeyelim artık. Hiç şüphe yok ki orada yaşanan hadiseler bir mazlum milletin çektiği çileler değil, karşılıklı yaşanan çok çetin bir mücadeledir. Bizim tarafsız olmamız icap eder.


Üstelik Kudüs konusunda Türklerle ilgili bir mevzu da yoktur. Osmanlı’nın Filistin’i kaybetmesinde İngiliz emperyalizminin etkisi olduğu kadar, bölgede Türklere karşı olan Arap önyargısının da çok önemli olduğu tartışılmaz bir gerçekliktir. Bu durumda kimse de çıkıp demiyor ki Kudüs’ün özgürlüğünün Türklerle ne ilgisi var?


Bize ne elin Arap’ının Kudüs davasından? Araplar bu kadar Filistin’e meraklıysa, gidip kendileri mücadele etsinler. Hâlâ ümmet diye bir politikamız olmayacağını umut ediyorum.


Bize ne elin Arap’ının Kudüs davasından? Araplar bu kadar Filistin’e meraklıysa, gidip kendileri mücadele etsinler. Hâlâ ümmet diye bir politikamız olmayacağını umut ediyorum. İYİ Parti’nin evrensel değerleri benimsediğine inanıyorum ama meseleleri mutlaka Türk kimliği açısından ve Türkiye’nin çıkarları açısından bakarak ele aldıklarını da biliyorum.


Gerçeği duymak isteyenler için bir daha özetleyeyim. Bölgede İsrail ve İran kapışıyor. Filistin yönetimi İsrail’in iç gündeminin yoğunluğunu fırsat bilip ortamı terörize etmeye çalışmaktadır. Amacı hazır İsrail kendi derdine düşmüşken, üç beş füze fırlatıp oradan siyasi propaganda çıkarmak hem de “düşmanını” daha da zayıflatmaktır.


Artık Ortadoğu’nun istikrarı için bir tehdit arz eden İran’dan aldığı desteğe güvenen terör grupları da bu oyunda ön safta yer almaktadır.


Bir başka deyişle, ortada masum Filistinli ve zalim İsrailli diye bir şey yok. İsrail ve İran mücadele ediyor, biz bu durum karşısında ne yapmalıyız diye düşünmeliyiz. Muhalefet yeni dönemde Ortadoğu’da bu kapışma sürerken ne yapacağına karar vermeli. Çünkü bu iş uzun süreceğe benziyor.

Bu konuda ciddi çalışmak ve Türkiye’nin yeni yüzyılda İran tehdidine karşı kendini koruması gerekiyor. Muhalefetin artık bilindik kodlarla tepki göstermek yerine konuya daha ciddi yaklaşması gerekiyor. Ben en azından gönül verdiğim muhalefetin böyle bir tavır ortaya koymasını umuyorum. Yoksa bölgeyi yanlış okumuş oluruz.


BİRLİK

Son söz olarak Ramazan münasebetiyle bir şeye de dikkat çekmek istiyorum. Tevhid’in ilk duası Eski Ahit’te Tesniye bölümünde geçer: “Dinle, ey İsrail! Tanrımız Rab tek Rab’tir. Tanrınız Rabbi bütün yüreğinizle, bütün canınızla, bütün gücünüzle seveceksiniz”.


Bugün hemen tüm dini mirasını, tek Allah inancından, sünnete, ibadet şartlarına kadar Yahudilik’e borçlu olan bir dinin çocukları, Yahudilere düşman hâle geldiler. Bunun sebepleri çok, büyük ölçüde de Batı kaynaklıdır. Bizim kültürümüzde Yahudilere düşmanlık yoktur. “İsrail hükümetlerini eleştiriyorum” kılıfı altında açıktan Yahudi düşmanlığı yapan bir basının hakimiyeti altındayız.

Oysa aynı Allah’ın kulları olarak bu coğrafyada barış içinde yaşamak olasılığımız her daim var. Ancak bu gözlerimizi gerçeğe açarsak mümkün olabilir. İsrail’de bir terör sorunu yaşanmaktadır ve bütün Filistinliler bir avuç teröristin esir aldığı bir halk hâline gelmiştir.


Onların özgürleşmesi ve İsrail ile denk bir ülke kurabilmeleri için bu adamların hakimiyetinden kurtulmaları gerekmektedir. Bu konunun tarafları olmayan bizler ise buna ancak olayları gerçek şekliyle görürsek ve anlatırsak katkı sunmuş oluruz yoksa gerçeği inkâr edenlerden oluruz.


Bizi Takip Edin
  • Facebook Basic Square
  • Twitter Basic Square
  • Google+ Basic Square
bottom of page