top of page

Bir olay değil, bir süreç olarak ‘Yaratıcılık’




“Yaratıcılık enerji ile ve özgürce yapılınca insan daha sağlıklı olur. Yaratıcılık insanların salt sanatla ifade edemiyeceği akıldışı bir sırdır. Yaratıcılık dünyanın umududur.”

Oyuncu Jeanne Moreau

Neden ‘yaratıcılık’ dıye sorabilirsiniz. Popüler kültürün bu kadar yaygınlaştığı, kapitalizmin acımasızca ele geçirdiği, iklim dengesinin bozulduğu, adaletsizliğin, eşitliksizliğin, yoksulluğun, eğitimsizliğin ve sıradanlığın alıp başını gittiği günümüzde insanların her zamankinden çok yaratıcılığa gereksinimi var diye düşünüyorum. Çünkü, yaratıcılığın evreninde ortak bir düşünce bulunuyor: Ben benim ve farklı olmaktan korkmuyorum. Farklı olmak iyidir, sizi sadece insan değil, birey yapar. Günümüzde hemen herkes ‘diğerleri’ gibi olmaya çabalıyor-tornadan çıkmış gibi! Gelin farklı olalım, yaratıcı olalım.


Yaratıcılık, olmayan birşeyi hayal edebilme, bir şeyi herkesten farkli yollarla yapabilme ve yeni fikirler geliştirebilme yeteneğidir. Başka bir deyişle yaratıcılık herkesin gördüğü şeyi aynı görüp onunla ilgili farklı şeyler düşünebilmektir. Yaratıcılık günlük olaylara ve nesnelere herkesten farklı bakabilmek ve farklı yaklaşım tarzı geliştirebilmektir. Olağan, günlük şeylerin özel olmasını, özel şeylerin de daha çok günlük hayata girip doğal şeyler olmasını sağlar yaratıcılık.


Yaratıcı bir uğraşınız var diyelim. Gün gelir yaratıcılğınızın tükendiğini fark edebilir ve ilham perisinin sizi kendiliğinden bulacağını, ilham perisinin beklemenin en doğru çözüm olduğunu düşünüyor olabilirsiniz ki, bu külliyen yanlış. Yaratıcılık geliştirilebilir bir yetenektir ve disiplinli bir çalışma ile verimli sonuçlar elde edebilirsiniz. Yeter ki doğru soruları sorun, farklı fikirleri bulup harmanlayın ve bulduğunuz ilk çözüme saplanıp kalmayın.


Yaratıcılıkla ilgili ilk fikirlerin Plato’ya (M.Ö. 427-347) kadar uzandığını görebiliriz. Plato’ya göre bir şairi üretici sürecini açıklayan mantık ve duygu değil, esinlenmedir. Plato, gerçekte yaratıcılığın açıklanabilecek bir olgu olmadığını ifade eder. Aristo (M.Ö.384-M.Ö.322) ise yaratıcı ürünlerin eşsiz süreçler ve esinlenmelerle oluşturulduğunu, yaratıcı süreçlerin doğa yasaları ile uyumlu olduğunu iddia eder.


Sir Isaac Newton ve Elması









1666'da, tarihin en etkili bilim adamlarından biri, bir bahçede gezinirken, dünyayı değiştirecek bir yaratıcı deha parıltısıyla çarpıldı.

Sir Isaac Newton bir elma ağacının gölgesinde dururken bir elmanın yere düştüğünü gördü. Newton, "Bu elma neden her zaman yere dik olarak iniyor?" diye merak etti. “Neden yan ya da yukarı değil de sürekli dünyanın merkezine gitsin? Elbette bunun nedeni, dünyanın onu çekmesidir. Maddede bir çekme gücü olmalı.”

Böylece yerçekimi kavramı doğdu.


Düşen elmanın hikayesi, yaratıcı anın kalıcı ve ikonik örneklerinden biri haline geldi. Yaratıcı koşulların tam olarak doğru olduğu o “eureka anları” sırasında beyninizi dolduran ilham verici dehanın bir simgesidir.


Ancak çoğu insanın unuttuğu şey, Newton'un yerçekimi hakkındaki fikirleri üzerinde 1687'de çığır açan kitabı The Principia: Mathematical Principles of Natural Philosophy'yi yayınlayana kadar yaklaşık yirmi yıl çalıştığıdır. Düşen elma, onlarca yıldır devam eden bir düşünce treninin yalnızca başlangıcıydı.


Arşimet ve Eureka





Milattan önce 287-212 yılları arasında yaşamış olan matematikçi, fizikçi, astronom, filozof ve mühendis olarak tanımlayabileceğimiz Arşimet suyun kaldırma kuvvetini bulan kişidir. Tarih boyunca pek çok icadın mucidi ve keşfin kâşifi tartışmalıdır ancak suyun kaldırma kuvvetini bulan kişinin Arşimet olduğu konusunda herkes hemfikir.


Arşimet, bir gün yıkanıyordu. Türk hamamlarına benzeyen bir banyoda yıkanırken zaten uzun zamandır düşündüğü su hakkında teoriler üretmekteydi. Yıkanmak için kullandığı hamam tasını su birikintisinin üstüne bıraktığı anda ise aklında bir kıvılcım çaktı.

Ve böylece suyun kaldırma kuvveti bulundu.


Gözünün önünde olan bu şeyi keşfetmek Arşimet’i o kadar heyecanlandırdı ki giyinmekle bile uğraşmadan kendini sokağa attı. Elindeki tası sallaya sallaya koşan Arşimet, Antik Yunanca ‘buldum’ anlamına gelen Eureka diye bağırıyordu. Yani Arşimet o gün dünyayı değiştirecek bir keşif yaptığının farkındaydı.


Ve bir film: “Why Are We Creative: The Centipede’s Dilemma” (Neden Yaratıcıyız? Kırkayağın İkilemi)




Aslında, Türkiye’de 19 Nisan 2019 da gösterime girmiş, hayır ben izlemedim maalesef, bir filmden söz edeceğim. Sadece konusunu ve içeriğini biliyorum. Alman yönetmen, yazar ve yapımcı Hermann Vaske’nin “Why Are We Creative: The Centipede’s Dilemma” (Neden Yaratıcıyız?: Kırkayağın İkilemi/ 2019) adlı belgesel çekimi. Vaske, 30 yıl süren belgeselinde çok sayıda ünlüye ‘Neden Yaratıcıyız?’ sorusunu soruyor. Aldığı yanıtlar ilginç ve düşündürücü. Hiç tanımadığı insanlara yanaşıp onlara yaratıcılık sorusunu soran bu sorgulamaya David Bowie ile başlıyor. Outside adlı klibinin senaryosunu da yazan Bowie, “Öyküden çok görsellikle ilgileniyorum. Yaşlandıkça hikâye formatı bana eski moda, antika bir engel gibi gelmeye başladı” diyor.


Kırkayağın ikilemi

Kanımca en ilginç yanıt yönetmen Michael Haneke’den gelmiş. Haneke, ‘Neden yaratıcıyız?’ sorusunu “Kırkayağa neden yürüdüğü sorulmaz çünkü kafasının üstüne düşer” diyerek Gustav Mahler örneğini veriyor. “Mahler, Freud’un kendisini analiz etmesini ister. Freud, Mahler’e “Analizi boşver yoksa yaratıcılığını kaybedersin der.” Önce anlamadım ama Haneke bu! Düşününce ne demek istediğini sanırım keşfettim. Siz de azıcık düşünün!


Yaratıcılık ve bilim

Yaratıcılık mı bilim mi daha önemlidir sorusunu Stephen Hawking, “Iyi bilim için yaratıcı olunmazsa eski formüller tekrarlanır. Umutla yola çıkmak yolu bitirmekten çok daha iyidir” diyerek yanıtlıyor.

Hermann Vaske’nin “Yaratıcılık dünyanın sorunlarını çözebilir mi ?” sorusunu tinsel lider Dalai Lama şöyle yanıtlıyor: “Hayal gücü ve yaratıcılık sayesinde insan öteki canlılara göre daha hızlı gelişir. Bu dinamik yaratıcılık yanlış ve olumsuz amaçlar için de kullanılabiliyor. Yaratıcılık, insan zekası ve sıcak kalplerle dengelenmelidir.”


Varoluş korkusu

Yaratıcılığn en büyük kaynaklarından birinin en derin varoluş korkuları olduğunu anlayan Hermann Vaske, gerilimin ustası David Lynch ile konuşmaya karar veriyor. “Her insanda yaratıcılık dürtüsü vardır, bir fikir bulup onu filmleştirmekten daha heyecan verici bir şey yoktur” diyor David Lynch.

Aktivist grup Pussy Riot’un üyesi Nadya Tolokonnikova, Sibirya’dan geldiğini, Sibirya’nın Rusya’nın kıçı olduğunu, kıç olmak istemediği için yaratıcı olduğunu belirtiyor. Dine, politikaya, erke meydan okuyan Marilyn Manson aşırı uçlardan esinlendiğini, provokatör olduğunu açıklıyor, ve “yaratıcılık değişimdir,” diyor.


Yaratım bağımlılığı

Yönetmen Jim Jarmusch, fotoğrafçı Georg Baselitz ile müzisyen Blixe Bargald, farklı açılardan bakmanın önemini, ters açıdan bakıp gerçeği tersine çevirerek yaratıcı olunacağını savunuyorlar. Moda tasarımcısı Yohji Yamamoto, “insanlar bir şeyler yapıyorlar çünkü anlaşılmak istiyorlar. Anlaşılmak isteyen sıradan insanlar ve anlaşılmak isteyen sanatçılar arasında fark var. Bazıları hiç duramazlar, yaratmadan yaşayamazlar” diyor. Yönetmen Isabel Coixet, yaratıcılığı tedavisi olmayan bir hastalık, virüs olarak tanımlıyor.


Sonuca gelelim: risk alalım!

Eğer hayatınızdaki günlük şeyleri farklı ve yeni yollarla yapıyorsanız bu sizin yaratıcılığınızı gösterir. Örneğin evinizde ya da işinizde her gün yaptığınız işleri değişik şekillerde, değişik yollarla yaparak yine aynı sonucu almanız bu işlerin yapılış şekline yaratıcılık katmış olmanız demektir. Denediğiniz her yeni şey size yeni bir şey öğretecektir. Denediğiniz yeniliklerde hatalar yapabilirsiniz. Yaratıcı olmanın riskli tarafıdır bu. Risk alarak yeni şeyler dener ve keşfedersiniz…

Risk alın, yaratın ve sağlıcakla kalın!

















Bizi Takip Edin
  • Facebook Basic Square
  • Twitter Basic Square
  • Google+ Basic Square
bottom of page