top of page

Artılarıyla eksileriyle bir liderin ardından…


Göçmen, Müslüman bir ailenin oğlu olarak doğdu.

Dinini değiştirip katolik oldu. (Aksi takdirde doğduğu ülkede başkanlığa seçilemezdi)

Geçtiğimiz günlerde öldüğünde, oğlunun yanına, Müslüman mezarlığına gömüldü.


Mesleği avukatlıktı, iki kere tutuklanıp gözaltına alındı, hapse girdi, ayrıca dokunulmazlığı sayesinde iki kere de yargılanmaktan kurtuldu. 2003 yılında yargılanmaktan kurtulmak için komşu ülkeye iltica etti. Bir yıl sonra ülkesine dönebildi. Servetinin meşruluğu sorgulandı. 2013 yılında silah kaçakçılığına bulaştığı iddiasıyla yedi yıl hapse mahkum oldu. Yaşı nedeniyle hapse girmedi. İkinci evliliğini kendisinden 35 yaş genç eski dünya güzellik kraliçesiyle yaptı, Rolling Stones ve Claudia Schifferi başkanlık sarayında misafir etti.


Maradona’yla futbol, Sabatini’yle tenis oynadı. İki kere evlendi; evlilik dışı bir oğlu da oldu.

Gençliğinde bölgesinde Peronist Gençlik Hareketini kurdu, ilerki yıllarda Peronun desteğini alarak ve milliyetçi solun siyasi görüşünü savunarak seçim kazandı. Peron’dan sonraki bu ilk Peronist lider, buna karşılık iktidarında tamamen anti Peronist, neoliberal bir ekonomik politika izledi.


İsrael’e dost bir tutum sergilerken, ülkesindeki Yahudilerin nefretini kazandı.

Magazin dünyasını işsizlikten kurtarabilecek kadar dolu bir hayat yaşayan bu lider geçenlerde hayatını kaybeden Arjantinin geçmiş başkanlarından Carlos Menem.


1930 yılında Arjantinin Anillaco kasabasında doğan Menem, 1989 yılında başkanlığa seçildiğinde, ülkesi 83’te sona eren dikta rejiminin, kaybedilen Falkland adaları savaşının ve çökmüş bir ekonominin yaralarını sarmaya çalışıyordu.


Bir yandan bir İtalyan işadamının hediyesi kırmızı Ferrarisinin keyfini sürerken, öte yandan ülkesinin dış ilişkilerini Rusya’dan çekerek ABD ve tekrar dostluğunu başlattığı Birleşik Krallığa doğru yönlendirdi. Göreve geldiğinde enflasyon yüzde beş bin, (5000), ekonomi uçurumun eşiğindeydi. Ekonomiyi güçlendirmek için ülkesini dış sermayeye açtı ve ekonomik canlanma sonucu, yolsuzluk, işsizlik tavan yaparken dahi başkanlığını on yıl boyunca sürdürebildi. Görevi bıraktığında dört yüz tane kamu şirketi özelleştirilmişti. Ancak çekildikten iki yıl sonra, 2001’de ülke ekonomisi tekrar iflasın eşiğine geldi.


Suriyeli göçmen ailenin politikaya meraklı oğlu Carlos Menem, en azından eşinin aile bağları nedeniyle Assad rejimine yakındı. Ancak dinini, geçici de olsa değiştirdiği gibi, Suriye’ye karşı da fazla sıcak davranmadı. İlk yurtdışı seyahatini İsrael’e yapması, (Başkanlar Obama ve Biden, bu satırları okuyor musunuz?) bunun işaretini verdi. İsrael’i ziyaret eden ilk Arjantin Başkanı oldu. Ancak daha da önemlisi Arjantin’in nükleer alandaki birikimini Hafez Assad’la paylaşmayı red etmesiydi.


Ancak Assad bu işi Menem’siz de yapmaya devam etti. Olmert hükümeti 2007 yılında Al Kibar reaktörünü hedef alıncaya kadar.

Ve bugün bizim için daha da anlamlı olan taa o zamanlarda İran’la nükleer alandaki -uranyumun zenginleştirilmesi dahil- müşterek işbirliğini durdurması oldu.


Yıllar sonra soruşturma yargıcı Alberto Nisman’ın raporuna göre bunun sebebi Menem’in Tahran’ın bu konudaki çalışmalarının hedefinde barışçıl olmayan amaçlar olduğunu farketmesiydi. (Arjantin Yahudi Cemaat Merkezine yapılan saldırının düzenleyicisinin İran desteğindeki bir Hizbullah teröristinin olduğunu kanıtlayabilen savcı Nisman bu çalışmasını hayatıyla ödedi).


Menemin bu tutumu zamanın Dışişleri Bakanı Şimon Peres’le yakın dostluk ilişkisi kurmasına da neden oldu.

Ne var ki Arjantin’deki gelmiş geçmiş en büyük terör saldırılarından ikisi de onun zamanında yer aldı.


1992 yılında Hizbullah’ın İsrael’in Buenos Aires’deki elçiliğine yaptığı saldırıda 29 kişi katledilmişti.

1994 yılında ise yine başkentteki Yahudi Cemaat Merkezine (AMIA) yapılan intihar saldırısında 85 kişi hayatını kaybetmişti.


Bu saldırılar doğal olarak ülkedeki Yahudi nüfusunu korkuttu ve derinden üzdü. Ancak daha da üzücü olanı Menem dahil Arjantinli yetkililerin bu olaylarla ilgili soruşturmaları “hasıraltı” etmeleri oldu. Bu tutumu araştıran Nisman ise kanıtları mahkemeye sunmasına bir gün kala suikaste kurban gitti.


Söylentilere göre terör olaylarının akabinde Menem hayatından korkmaya başladı. Arka planda İran ve Hizbullah tarafından desteklenen suikastçiler Başkanı da korkutmuştu. Nitekim birinci eşinden olan oğlunun - Hizbullahın elçiliği bombalamasından sekiz ay sonra- bir helikopter kazasında ölmesi değişik olasılıkları akla getirdi. Kimileri kazanın bir “lüzumsuz gösteriş” nedeniyle meydana geldiğini savunduysa da anne babanın bu konudaki yorumları çok farklıydı.


Anne, oğlunun esrar kaçakçılığına karışan Menem yardımcıları tarafından suikaste kurban gittiğini iddia ederken, baba Menem de İslam teröristleri işaret ediyor ve bu şekilde ona da bir mesaj vermeye çalıştıklarını belirtiyordu. “Arap Davasına ihanet etmekle suçlanıyorum” diyordu. ( İki terör olayını ve Arjantin hükümetinin bu olayları soruşturmadaki tutumunu araştırıp sorgulayan savcı Nismanın 2013 yılında gazetecilere söylediği Menemi doğrular nitelikteydi. Nisman’a göre 1994’teki AMIA saldırısı İranın Arjantini nükleer işbirliğini durdurması nedeniyle cezalandırma biçimiydi).


Menem’in İran’la nükleer işbirliğini durdurması belki de İran’ın nükleer silah emellerini bir süreliğine geciktirdi.

Ancak Buenos Aires’deki terör katliamlarında ölen suçsuzların hesabını bugüne kadar hiç kimse ödemedi. Bu konuda Menem’i suçlayanlar pek çoktu. Arjantin’deki olaylarda yakınlarını kaybeden Yahudilerin üzüntüsünü hiç kimse hafifletemiyecek. İran ve Hizbullahın çirkin yüzü ise belleklerinden silinmeyecek.



Bizi Takip Edin
  • Facebook Basic Square
  • Twitter Basic Square
  • Google+ Basic Square
bottom of page