7 Ekim’in Ardından: Gerçekler, İnkâr ve Anlatı Savaşı
- 1 gün önce
- 6 dakikada okunur

“Dezenformasyonun bu boyuta ulaştığı ve hakikatin önüne geçtiği bir dönemde, dünyada İsrael’e verilen desteğin ciddi ölçüde gerilemiş olmasına aslında şaşırmamak gerekiyor”
İngiltere’de parlamenterlerden oluşan bağımsız bir komisyonun 7 Ekim saldırıları hakkında hazırladığı kapsamlı rapor geçtiğimiz günlerde güncellenmiş haliyle yeniden yayımlandı. Rapor, Hamas saldırılarının boyutunu, organizasyonunu ve özellikle sivillere yönelik şiddetin kapsamını ayrıntılı biçimde belgeliyor.

İngiliz parlamentosundaki “7 October Parliamentary Commission” tarafından hazırlanan rapor, yüzlerce ifade, video kaydı, fotoğraf ve açık kaynak materyalin incelenmesiyle oluşturuldu. Komisyonun amacı yalnızca saldırıların kronolojisini çıkarmak değil, aynı zamanda ileride oluşabilecek sistematik 7 Ekim inkarının önüne geçmek. Raporda açık biçimde, bugün gitgide yayılan inkâr ve umursamazlığın zamanla “Holokost inkarına benzer bir yapıya dönüşmemesi gerektiği” vurgulanıyor.
Güncellenmiş raporda yeni tanıklıklar, rehinelerin ifadeleri ve Hamas’ın saldırı planına dair ayrıntılı analizler yer alıyor. Bulgulardan biri Hamas’ın “dağınık militan gruplardan oluşan bir yapı değil, organize askeri emir komuta zincirine sahip sistematik bir güç” olarak tanımlanması. 7 Ekim’deki saldırıların “mümkün olduğunca fazla sivili öldürmek, kaçırmak ve korku yaratmak amacıyla tasarlandığı” vurgulanıyor.
Raporun en çok ses getiren kısmı Hamas’ın cinsel şiddeti sistematik biçimde kullanmış olduğunu tespit eden bölümü. Özellikle Nova müzik festivali ve çevresi, bazı kibutzlar ve rehinelerin kaçırıldığı yerlerden tanıklıklar, bazı cesetlerin bulunma biçimi, kaçırılan tanıkların ifadeleri ve olay yeri bulguları cinsel şiddet iddialarıyla uyumlu. Bu tespitler daha önce Birleşmiş Milletler raporlarında ve bağımsız incelemelerde de gündeme gelmişti.
Raporun yayımlanmasından az bir zaman sonra New York Times’da Nicholas Kristof imzalı “The Silence That Meets the Rape of Palestinians” – “Filistinlilere tecavüzde ses çıkmıyor” başlıklı bir köşe yazısı yayımlandı. Bu, haberden ziyade görüş bildiren yazı olup, çeşitli politik aktivistlere, anonim tanıklıklara ve insan hakları örgütlerinin açıklamalarına dayanarak İsrael’in Filistinli mahkumlara yönelik sistematik cinsel şiddet uyguladığı iddialarını gündeme getiriyor.

İki yayın arasında büyük farklar var: İngiliz parlamenter grubunun hazırladığı rapor yüzlerce tanıklık, on bin kadar resim ve video, açık kaynaklar ve uzun süren komisyon çalışmaları sonucu yazıldı. Raporda rehine ifadeleri, sağlık personeli anlatımları, olay yeri görüntüleri ve farklı tanıklıkların karşılaştırılması da yer alıyor. Buna karşılık Kristof’un yazısı ise bir araştırma dosyası değil, yorum ve değerlendirme içeren bir köşe yazısı. Buna rağmen kısa sürede sosyal medyada ve çeşitli platformlarda doğrulanmış haber gibi dolaşıma girdi.
Yazı yayımlanır yayımlanmaz hem İsrael’de hem pek çok diğer ülkede şiddetle eleştirilmeye başlandı. Kristof’un yazısına yönelik eleştiriler, çok ağır suçlamaların zayıf ve dolaylı – neredeyse dedikodu denilebilecek- kaynaklarla sunulması. Yazıdaki bazı tanıklıklar anonim, olayların önemli bölümü ikinci veya üçüncü el anlatımlar ve bağımsız teyit içermiyor. Eleştirmenlere göre yazı, aktivist grupların iddiaları ile teyit edilmiş gerçekler arasındaki ayrımı net olarak ortaya koymuyor. Kısacası “çamur at izi kalsın” prensibine göre hareket edilmiş.
En ağır itham İsrael’in, köpekleri mahkumlara cinsel saldırı amacıyla kullandığı. Bu iddia sosyal medyada hızla yayıldı ancak kısa süre içinde ciddi biçimde sorgulanmaya başlandı. Sorun şu ki, bu iddiayı destekleyen hiçbir bağımsız fiziksel kanıt, adli rapor veya görgü tanığı bulunmuyor. Daha da önemlisi, veterinerler ve biyoloji alanındaki uzmanlar tarif edilen olayların anatomik ve biyolojik açıdan fiilen imkânsız olduğunu açıkça belirttiler.
Dezenformasyonun bu kadar yaygınlaştığı ve hakikatin önüne kolaylıkla geçtiği bir dönemde, tek nedeni bu olmasa bile dünyada İsrail’e verilen desteğin ciddi ölçüde gerilemiş olmasında önemli bir rolü var.
Bilhassa 7 Ekim’den sonra medyada artık olağan karşılanan gerçek dışı, eksik veya taraflı haberlerin de ötesine geçen bu yazı nedeniyle İsrael hükümeti New York Times’a karşı hukuki süreç başlatılacağını açıkladı. Ancak şu ana kadar kamuoyuna açık biçimde mahkemeye resmen sunulmuş bir dava dosyası yok.
Eleştirilerin bir diğer odağı da New York Times gibi küresel etkisi olan bir gazetenin köşe yazıları ile haber dili arasındaki sınırı yeterince net koyup koymadığı: Köşe yazıları taraflı değerlendirmeler içerir. Haberler ise sadece gerçekleri aktarır. Buna rağmen Kristof’un yazısı birçok platformda sanki gerçek habermiş gibi yayımlandı ve paylaşıldı.
Amerikan tutucu National Review dergisi Kristof’un yazısını eleştirirken Carl Sagan’a atfedilen “Olağanüstü suçlamalar olağanüstü kanıtlar gerektirir” cümlesini kullanıp “New York Times’daki yazıda bunlar bulunmuyor” diyor. Kristof’un yazısında çok ciddi suçlamalar var, ancak o ciddiyette güçlü ve bağımsız hiçbir kanıt sunulmuyor. Bu, gazetecilikten çok politik ve duygusal etki yaratma amacıyla yazılan bir yazıya yakışır.
Bütün eleştirilere rağmen New York Times yazının arkasında olduğunu açıkladı. Fakat New York Post’a göre Nick Kristof’un kışkırtıcı İsrael suçlamaları New York Times içinde iç savaş başlattı: Bu gazeteye göre bazı çalışanlar “Artık [köşe yazılarından] utanmaktan bıktım” diyorlar.
Bu köşe yazısının zamanlaması da ilgi çekici: İngiliz parlamento raporunu 18 Mart 2026 da yayımlandı. Nicholas Kristof’un New York Times’daki köşe yazısı ise bir buçuk ay sonra, 7 Mayıs 2026’da sanki bir “denge unsuru” veya karşı anlatı gibi yayımlandı. Hamas’ın 7 Ekim saldırılarındaki cinsel şiddet iddialarının yeniden uluslararası gündeme taşındığı bir dönemde, New York Times’daki bu köşe yazısının zamanlaması tesadüf mü?
Bu yazı New York Times’ın Ortadoğu haberlerinde ilk kez eleştiri aldığı yazı değil. Gazete 7 Ekim sonrası dönemde sürekli İsrael'e karşı taraf olmakla eleştirildi. En büyük tartışmalardan biri, Ekim 2023’te Gazze’deki El-Ehli Hastanesi patlaması sırasında yaşandı. New York Times dahil birçok büyük medya kuruluşu, olayın ilk saatlerinde Hamas kaynaklı açıklamalara dayanarak hastanenin İsrael tarafından vurulduğunu oldukça kesin bir dille aktardı. Ancak daha sonra ortaya çıkan görüntüler, istihbarat değerlendirmeleri ve bağımsız analizler, patlamanın İslami Cihat tarafından Gazze içinden atılan ve kısa düşen bir roketten kaynaklandığını gösterdi.

Haber dünya çapında büyük yankı uyandırmış, ancak daha sonra, kullanılan bazı kaynakların güvenilirliği ve tanık ifadelerinin niteliği nedeniyle New York Times’ın olayı ele alış biçimi çok ciddi eleştirilmişti.
Diğer çarpıcı bir örnek 25 Temmuz 2025‘te New York Times kapağındaki fotoğrafı “Gençler, yaşlılar ve hastalar Gazze’de açlıktan ölüyor” alt yazısıyla sundu. Daha sonra ise New York Times bir editör notu ekleyerek çocuğun önceden var olan ciddi sağlık sorunları bulunduğunu kabul etti. Bu editör notunun ne önemi var? Şahsi tahminim bu “notu” okuyanlar ilk sahte haberi okuyanların binde biri kadar bile olmadığıdır. Sonuçta akıllarda kalan bu çocuğun bu hale gelmesinin nedeninin İsrail olduğu.

Ortadoğu’daki savaş artık yalnızca sahada yürümüyor. Çatışma aynı zamanda manşetlerde, raporlarda, sosyal medyada ve kamuoyu algısı üzerinde de sürüyor.
Kristof’un yazısına yönelik tepki, yalnızca tek bir makaleye verilen bir tepki değil. Mesele daha büyük çaplı: Savaş dönemlerinde taze haber baskısı, taraflı habercilik, politik aktivist kaynaklar ve kamuoyu etkisi altında büyük medya kuruluşlarının gerçekleri yansıtma standartlarını koruyabiliyor mu?
Bunun bilinçli bir tercih mi, savaş dönemlerinin yarattığı atmosferin sonucu mu, yoksa taraflı gazeteciliğin bir örneği mi olduğu tartışılır. Fakat gerçek şu ki pek çok medya kuruluşu zaman zaman ellerindeki bilgileri teyit etmek yerine duygusal etkiyi öne çıkarıyor. New York Times bu konuda yalnız değil. Sadece bir örnek ve kamuoyu algı mücadelesinin en görünür örneklerinden biri.
Görüntüler, tanıklıklar, köşe yazıları, viral paylaşımlar ve kısa videolar artık savaşların bir parçası haline gelmiş durumda. Günümüzde dikkat süresinin giderek kısalması, TikTok ve benzeri platformların milyonlarca insan için temel haber kaynağına dönüşmesi, algı savaşının etkisini daha da büyütüyor. Böyle bir ortamda yüksek nüfuzlu yayınların kullandığı dil, seçtiği başlıklar ve uyguladığı teyit standartları yalnızca haber akışını değil, dünya kamuoyunun olayları nasıl yargıladığını da doğrudan etkiliyor.
Özellikle New York Times gibi dünya çapında saygın bir gazete söz konusu olduğunda, yanlış veya eksik sunulan bir haberin etkisi daha da büyük oluyor. Çünkü daha sonra gelen düzeltmeler, tekzipler veya geri adımlar çoğu zaman ilk manşetin yarattığı etkiyi geri çeviremiyor. Kimin olduğunu hatırlayamadığım “Gerçek çizmelerini giyene kadar yalan dünyayı dolaşır” sözü, dijital çağın medyasında belki de hiç olmadığı kadar anlam kazanmış durumda.
Bu saygın basına ve saygın gazeteciliğe ne kadar yakışıyor?
Ek not:
BU yazıyı yazmamdan birkaç gün sonra 18 Mayıs 2026’da New York Times, gelen yoğun eleştirilere rağmen Nicholas Kristof’un yazısının “kapsamlı biçimde doğrulandığını” savunan bir yazı yayınladı. Ancak bu açıklama tartışmaları sona erdirmek yerine daha da büyüttü. Eleştirmenler, gazetenin verdiği cevabın özellikle en ağır suçlamalara ilişkin bağımsız fiziksel kanıt, kamuoyuna açık adli rapor ve doğrulanabilir görgü tanığı eksikliği gibi temel sorulara doğrudan yanıt vermediğini belirtti.
X platformunda özellikle Aizenberg adlı kullanıcı tarafından yapılan detaylı incelemeler geniş yankı ve tepki uyandırdı. Aizenberg, New Times’ın en tartışmalı iddialardan biri olan köpeklerle cinsel saldırıyı hâlâ savunduğunu, ancak bunun büyük ölçüde anonim ve dolaylı kaynaklara dayandığını öne sürdü.
Tartışmanın merkezinde artık yalnızca Kristof’un yazısı değil, New York Times gibi küresel etkisi olan bir gazetenin savaş dönemlerinde hangi teyit mekanizmalarını yeterli gördüğü sorusu var.
İsak DUENYAS
Kaynaklar:
İngiliz Parlamento Komisyonu güncellenmiş raporu 7 October Parliamentary Commission – Second Edition
Nicholas Kristof’un NYT köşe yazısı:The Silence That Meets the Rape of Palestinians
Daily Mail’in rapor hakkındaki haberi (İsrael Dışişleri’nin paylaştığı versiyon üzerinden):Full Hamas October 7 depravity revealed for the first time
Diğer kaynaklar
Reuters – Israel to sue New York Times over article on rape of Palestinian detaineesJerusalem Post – Israel slams NYT op-ed on Palestinian abuse
New York Post – Experts blast “distorted” New York Times article alleging rape of PalestiniansNational Review – Kristof’s Extraordinary Claims About Israeli Rape Require Extraordinary Evidence
İsak DUENYAS
IYT dip not :
İfade edilen görüşler İYT web portalının editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Yazarların düşünceleri sadece kendilerini bağlar.
Bir önceki yazımı okudunuz mu?



Çok beğendim İsak, bilmiyorum işine yarar mı, "saygın bir köşe yazarı" etiketini benden aldın..-)).
Bununla beraber, dış dünyada yaşanan çarpıtma cehenneminin tarifinde biraz hafif kalmış..Türkiyede yaşayan çok değerli, bilgili, dünya insanlarından sayılan, İsrael'e yakın ve sıcak bakan Türk arkadaşlarım bile ,Gazze'de bizim tarafımızdan katliam yapıldığından eminler. Onları işin öyle olmadığına ikna etmek imkansız. Bu açıdan savaşı çoktan kaybettik görülüyor. Geçen gün bir gazetede Amerikan genel kurmay başkanının IDF''in için, "dünyanın en insancıl ordusu, bir yeri bombardıman etmeden havadan ikaz sayfaları dağıtıyorlar, bunu yapan başka hiç bir ordu tanımıyorum''
şeklinde bir deklarason verdiğini okudum. Ama ağzımızla kuş tutsak da bize inanmazlar..