top of page

Yaşam ve Mizah


İstanbul’da yayınlanan Notos Edebiyat Dergisinde okuduğum şu sözler aradan yıllar geçmiş olsa da halen beni çok etkiler :

“Hepimiz günün birinde öleceğiz ve bu gerçeğin bilincindeyiz, yine de sürdürüyoruz yaşamlarımızı. Ölümle oynadığımız bir oyunsa bu, sonuçta kazanacak olanın kim olduğu baştan belli. Bize düşen, oyunun tadını çıkarmak ve yenilgimizi zarafetle kabullenerek, performansımızdan gurur duyarak sahneden ayrılmak.”

O zamana kadar bilmediğim çağdaş edebiyatın harika çocuğu olarak anılan İsrailli yazar ve aynı zamanda sinema yönetmeni olan Etgar Keret’’in söyleşide kullandığı cümlelerdi. Yazıyı okuduktan kısa bir süre sonra, seyrettiğim bir filmin yönetmeninin de Etgar Keret olduğunu öğrendim. Üstelik ertesi gün “zorluklarla başa çıkabilmenin yolları” konusunda vereceğim konferansa onun yukarıda paylaştığım sözlerini de katmıştım.

Bir başka anlamlı tesadüf ise Berlin’de ziyaret ettiğim Holokost’la ilgili bir müzenin duvarında asılı duran onlarca fotoğraflın ve yazının içinde gözüme çarpan şu sözlerdi: “Üç ya da dört yaslarındayken bana sertçe vurulduğunda ya da ağrı çektiğimde hiç ağlamazdım, çünkü derdim ki: ağlamamalıyım .Bu ne ki? Annem ve babamın başına gelenlerle kıyaslandığında hiç bir şey değil ve onları üzmek istemezdim.” : Etgar Keret 1967 doğumlu Varşova gettosundan kurtulanların oğlu.

Etgar Keret’in Holokost’tan sağ çıkan anne ve babanın oğlu olduğunu müzede böylelikle öğrenince, onun bu kadar gerçekçi ve derin bir insan olmasının sebebini anlamış oldum. Keret’e ait bir de kitap okuyunca onu daha iyi tanıdım ve anladım.

“Yedi Güzel Sene” isimli anılarından oluşan eseri, tam da sözlerindeki gibi oyunun tadını çıkararak geçirdiği zorlu yedi senesini anlatıyor; bir yandan güldürüp bir yandan ağlatırken. Anılarını öyle güzel ve etkili ifade etmiş ki, yaşayan en önemli yazarlardan Etgar Keret’in derin olduğu kadar aynı zamanda müthiş bir mizah gücüne de sahip olduğunu anlayabiliyorsunuz.

Mizah, yaşamla baş edebilmenin yollarından biri. Belki de Keret ile anlamlı tesadüfi karşılaşmalarımın ve bana çok hitap etmesinin sebebi bu konuya olan ilgimdir. Kendi deneyimlerimden de çok iyi biliyorum ki en zor zamanlarımızda, hatta acı çekerken bile mizah kullanılabiliyor. Yaşadıklarımıza mizahi gözle bakabilmek olayları görmemezlikten gelmek ya da duygularımızı bastırmak değil, zorluklara rağmen, gerçeği kabullenip gülebilmektir. Buna en güzel örnek, kendisinin toplama kampı deneyiminde bile gülünecek bir şey bulunabildiğini belirten dünyaca tanınmış nörolog, psikiyatrist ve yazar Viktor Frankl. “İnsanın Anlam Araması” isimli çok bilinen kitabında belirttiği gibi; “toplama kampında mizahın olması insanı çok şaşırtabilir, ancak mizah ruhun kendisini koruması için kullandığı bir silahtı, bir kaç dakika ve saniyeler de olsa.”

Yaşadıklarımızı, zorlandıklarımızı, acılarımızı kabullenerek, gerektiğinde bakış açımızı değiştirip mizahı da katabilirsek eğer, belki de yaşam denilen bu oyunun tadını daha kolay çıkarabiliriz. Böylece zarafetle ve performansımızdan gurur duyarak - bence sadece ve sadece ayakta kalabilmek, yaşama devam edebilmek, gelişmek ve anlamlı yaşayabilmek bizim kendimizle gurur duymamıza yeter— sahneden ayrılırız.

Bizi Takip Edin
  • Facebook Basic Square
  • Twitter Basic Square
  • Google+ Basic Square
bottom of page