1579 1839: Değişen dünya, Osmanlı ve Yahudi toplumu
- 1 dakika önce
- 7 dakikada okunur

XVI. yüzyıl boyunca Avrupa, Atlantik ötesine yayıldı. Amerika’dan gelen yüksek miktarda gümüş ve genişleyen ticaret ağları dünya ekonomisini değiştirmeye başladı. Bu gelişmelerin Osmanlı üzerindeki etkileri özellikle yüzyılın sonlarında belirginleşti; artan fiyatlar, enflasyon ve savaşların yükselen maliyeti ekonomik düzen üzerinde baskı oluşturdu. Ticaret ve finans alanlarında önemli bir yere sahip olan Yahudiler bu dönüşümden önce yeni imkanlar elde ettiler, ancak yüzyılın sonlarında başlayan ekonomik ve mali sıkıntılar onların da yaşam koşullarını giderek zorlaştırdı. Kapitülasyonların verdiği ayrıcalıklar dolayısıyla Avrupalı tüccarlarla rekabette zorlandılar. Yüzyılın sonunda İngiliz ürünlerinin rekabeti, hammadde sıkıntısı ve artan vergiler Selanik'in kumaş sektörünü zora soktu.
XVII. yüzyılda Yahudilerin saraydaki eski önemleri de azalmaya başladı. Yahudi hekimlerden bazılarının İslam'a geçmesi, Yahudi hekimlerin görünürlüğünü azaltırken, diplomaside baş tercümanlık makamının 1660'ların sonlarından itibaren Fenerli Rumların elinde toplanması Yahudilerin daha önce üstlendikleri diplomatik aracılık rolünü daralttı. Bu değişim, Yahudilerin Osmanlı yönetimi içindeki eski etkilerinin zamanla daralmasına yol açtı.
Atlantik ve Hint Okyanusu ticaretinin büyümesi, Osmanlı ticaretini ve Yahudi tüccarların gelirlerini olumsuz etkiledi. Fakat değişen ticaret dengeleri bazı Yahudi toplulukları için yeni imkanlar da yarattı. Bunun en belirgin örneği İzmir'di. XVII. yüzyılda Avrupa ile Batı Anadolu ve doğu bölgeleri arasındaki ticaretin önemli merkezlerinden biri haline gelen İzmir, Yahudi tüccarları da kendine çekti ve cemaat hızla büyüdü. 1676'da Yahudi nüfusunun 12.000–15.000'e ulaştığı tahmin edilmektedir.

XVII–XVIII. yüzyıllarda Yahudiler
Bu devirde Osmanlı Yahudileri tipik bir cemaat hayatı yaşıyorlardı. Temel uğraşı sinagog, okul, yardım kurumları ve cemaat yönetimiydi. Ticaret ve sarraflığın yanı sıra zanaat, hekimlik ve tercümanlık gibi alanlarda da çalışıyordu. Devlet, Yahudilerin dinlerini ve cemaat kurumlarını sürdürmelerine izin verirken kıyafet ve yerleşim gibi alanlarda onları Müslümanlardan ayıran sınırlamalar da uyguluyordu.
Sakin cemaat hayatı pek çok savaş, felaket ve zaman zaman Yahudi karşıtlığı ve saldırılarla sarsılıyordu. Saldırıları yapanlar genelde Hıristiyanlar, nedenleri ise din kökenli klasik antisemitizm veya ticari rekabetti. 1663'te İstanbul'da ortaya atılan bir kan iftirası saldırıya dönüşünce merkezi yönetim müdahale ederek sorumluları cezalandırdı.
1660 Büyük İstanbul Yangını da Yahudi toplumunu doğrudan etkiledi. Eminönü'ndeki Yahudi mahallelerinin büyük bölümü yok oldu. Bölgenin yeniden düzenlenmesi ve Yeni Cami çevresinin oluşturulmasıyla Yahudilerin önemli bir bölümü başka semtlere taşınmak zorunda kaldılar.
1672 Osmanlı-Lehistan Savaşı sırasında da Yahudiler savaş ve yer değiştirmelerden etkilendi. Bununla birlikte iki ülke Yahudileri arasındaki ticari ve aile bağları sürdü; Osmanlı topraklarından gelen Sefarad tüccar ve aileler Lwów ve Zamość gibi merkezlere yerleşmeye devam ettiler.
İzmir'de ise XVIII. yüzyılda büyüyen Yahudi cemaati salgınlar ve yangınlarla ağır kayıplar yaşadı. 1772'deki yangınlarda şehirdeki tüm sinagoglar yandı, 28 sene ibadethaneleri olmadı. Ardından gelen salgınlar cemaatin hayatını sarstı1774'teki kan iftirası yeni bir saldırıya dönüştü.
Pidyon Shvuim (Esirlerin Fidyeyle Kurtarılması)
Lehistan'daki 1648 Hmelnitski Ayaklanması, modern tarihin en kanlı ve şiddetli katliamlarının biri olmasının yanı sıra Yahudi dünyasını sarsan en büyük trajedilerden biri olmuştur. Bölgede “aracı azınlık” olan Yahudiler, ayaklanma sırasında halk öfkesinin doğrudan odağı haline gelmiş ve isyancılar on binlerce Yahudiyi katletmişlerdir.

Can güvenliği kalmayan kitlelerin çok küçük bir kısmı Osmanlı topraklarına kaçmayı başarabilmiştir. Bu süreçte on binlerce Lehli Yahudi, Hmelnitski’nin güçleri tarafından katledilmektense, onların askeri müttefiki olan Kırım Tatarlarına teslim olmayı tercih etmişlerdir. Esir alınan bu kitlelerin bir kısmı hayatını kaybetmiş, bir kısmı ise Müslümanlığı seçerek esaretten azat edilmiştir. Tatarlar 1648-1658 yılları arasında hayatta kalan esirlerden yaklaşık 4,000 – 6,000 kadarını köle olarak satmak amacıyla İstanbul’a getirmişlerdir.
17. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu’nda ve bazı Avrupa devletlerinde köle ticareti yasal bir zemine sahipti; hatta Osmanlı Devleti bu ticareti resmi olarak gümrük ve pazar resmi adı altında vergiye bağlamıştı. Bu duruma 19. Yüzyılın ortalarından başlayarak aşamalı olarak son verildi.
İstanbul’daki Yahudi cemaati, esir dindaşlarını kurtarmak için merkezi Venedik’te bulunan ve Akdenizde faaliyet gösteren “Yahudi Esir Kurtarma Cemiyeti (Hevrat Pidyon Shvuim)” ile koordineli olarak devasa bir mali seferberlik başlatmıştır. Kendi kaynaklarının yanı sıra Avrupa ve İtalya'daki diğer cemaatlerle acil temaslar kurarak, 6.000 kadar esirin fidyeleri nakit olarak ödemiş ve onları hürriyetlerine kavuşturmuştur. Kurtarılan bu kişilerden 5.000 kadarı kalıcı olarak Osmanlı topraklarına yerleşirken, geri kalanlar Avrupa’daki diğer cemaatlerin yanına sığınmıştır. İstanbul'da kalan bu binlerce Polonya ve Ukrayna kökenli Aşkenaz Yahudisi, İstanbul Aşkenaz cemiyetinin ilk çekirdeğini oluşturmuştur.
Yahudi hukukunda, Hz. İbrahim’den beri, bir dindaşın esaret altında olduğu duyulduğu an her ne pahasına olursa olsun kurtarılması emredilir. İbranice Pidyon Shvuim (Esirleri fidye vererek kurtarma) olarak adlandırılan bu ilke, esirin her an öldürülme, aç bırakılma veya tecavüze uğrama riski bulunmasından Tevratın en üstün yasal ilkesi olan "canı koruma" (Pikuach Nefesh) kavramının doğrudan bir uzantısı kabul edilmiştir. Kutsal kitapta doğrudan tek bir cümleyle yazılmamış olsa da hahamlar tarafından kesin hükme bağlanmış, sinagog inşası dahil tüm diğer hayır işlerinden daha önemli kılınmıştır.
Bu dini-hukuki ilkenin ve bunun Yahudilikte oluşturduğu dayanışmanın ne kadar kuvvetli olduğunu Venedik Amsterdam gibi yerlerde yaşayan Yahudilerin İstanbul’da esir pazarındaki Lehli Yahudileri kurtarmak için çalışmaları gösteriyor.

Sabetay Sevi ve Mesihçi hareket
İsa'nın yaşadığı dönemde Roma egemenliği, toplumsal eşitsizlikler ve dini gerilimlerin yarattığı ortamda Mesih beklentisinin güçlenmesine benzer biçimde, XVII. yüzyılın savaşlar, ekonomik sıkıntılar ve toplumsal sarsıntılarla dolu ortam Yahudiler arasında kurtarıcı beklentilerini güçlendirdi.
Özellikle 25 sene süren Venedik savaşı, Anadoludaki Celali isyanları, ekonomik sıkıntıları, kıtlıklar yangın ve salgınlar batı şehirlerindeki toplumsal hayatı sarsıyordu. Lehistan’da 1648'de Chmielnicki önderliğinde başlayan Kazak ayaklanmasındaki Yahudi katliamlarının yarattığı travma, Mesih beklentilerini güçlendiren önemli bir gelişme oldu. Bunlara, Safed çevresinde gelişmiş olan Kabala'nın güçlü kurtuluş ve Mesih düşüncesi eklendi. Böylece zaten mevcut olan Mesihçi inançlar için elverişli bir ortam oluştu.
İşte böyle bir ortamda İzmirli Sabetay Sevi kendisini Mesih ilan etti. Hareket kısa sürede Osmanlı Yahudi dünyasına, Avrupa ve Kuzey Afrika'ya yayıldı. Yahudi cemaatinin tamamı Sabetay Sevi'yi kabul etmedi. Hahamlar ve cemaat ileri gelenleri arasında güçlü bir muhalefet vardı. Bazıları onu sahte Mesih ilan etti, taraftarlarını dışladı ve hareketi cemaat düzeni için tehlikeli gördü.

1666'da Osmanlı makamları Sabetay Sevi'yi tutukladı. Ölüm veya ağır ceza tehlikesiyle karşı karşıya kalınca İslam'ı kabul etti. Bunun üzerine ona inan Yahudilerin büyük bölümü onu sahte Mesih olarak görmeye başladılar. Ufak bir kısmı ise onun din değiştirmesini Mesihliğinin sona ermesi olarak değil, Mesih'in gizli görevinin bir parçası olarak gördü.
Dönme olarak adlandırılan bu grup İslam'a geçti. İlk Dönme toplulukları özellikle Edirne ve İzmir çevresinde ortaya çıktı. XVII. yüzyılın sonlarında Selanik'te belirginleşen Dönme topluluğu, XVIII. yüzyılda kendi dini ve toplumsal kurumlarını geliştirdi. Hayatlarını Müslüman olarak yaşarken kendi toplulukları içinde Sabetaycı inançlarını ve geleneklerini sürdürdüler. Osmanlı Devleti de onları gizlice Müslümanmış gibi davranan Yahudiler olarak değil, İslam'a geçmiş fakat ana akımdan farklı inançlarını gizlice sürdüren Müslümanlar olarak görüyordu.
Sabetay Sevi’nin başlattığı hareket böylelikle yeni bir dini-toplumsal topluluk ortaya yarattı. Dönmelerin daha sonraki yüzyıllarda Osmanlı siyaseti ve modernleşmesindeki komplo teorileri, ileride ele alınacak başka bir dönemde ele alınacaktır.
Frankos'lar, Levantenler, berat sistemi ve güvensizlik
XVII. yüzyılın sonlarından itibaren Osmanlı ticaretinde Frankos'lar (Los Francos) ve Levantenler öne çıktı: Frankos’lar Livorno, Venedik ve Marsilya gibi Avrupa limanlarından gelen, çoğunluğu Portekiz kökenli Osmanlı tebaası olmayan Yahudi tüccarlardı. Levantenler Osmanlı tebaası olmayan Hıristiyan tüccarlardı. Her ikisi, Avrupa vatandaşlarının kapitülasyonlardan doğan imtiyazları sayesinde Osmanlı tüccarlarının ödemeye mecbur olduğu bazı vergilerden muaf oluyor, genel olarak çok düşük bir gümrük vergisi ödüyor ve yabancı konsoloslukların himayesinden yararlanıyorlardı. Sermayeleri ve Avrupa ticaret ağları sayesinde Selanik, İzmir, İstanbul ve Halep gibi merkezlerde etkili oldular.
Frankos ve Levantenlerin bu avantajları, Osmanlı tebaası olan yerli tüccarları rekabet etmekte zor durumda bıraktı. Yerli Yahudi tüccarlar da yabancı tüccarların sahip olduğu avantajlara ulaşabilmek için berat sisteminden yararlanan gruplar arasına girdiler. Osmanlı’daki konsolosluk ve elçiliklerdeki hizmetkar, tercüman ve diğer çalışanlara verilen “Berat’lar” bu kişileri yabancı devletlerin himayesi altına alan, cizye vergisi ödetmeyen bir ayrıcalıktı. Zamanla bu beratlar ticari amaçlarla da kullanılmaya ve tercümanlık görevi bulunmayan kişilere verilmeye başladı. Beratlı tüccarlar böylece yabancı tüccarlara tanınan vergi ve hukuki ayrıcalıklardan yararlanarak rekabet güçlerini artırdılar.
Berat sisteminin yaygınlaşması Osmanlı Devleti açısından önemli bir sorun haline geldi. Devlet kendi tebaasının bir bölümünün yabancı devletlerin himayesine girmesiyle vergi gelirlerinin ve yargı yetkisinin zayıflamasından rahatsızdı. İlber Ortaylı 18. yüzyıldaki bu beratlaşma hareketinin gayrimüslim tebaayı Osmanlı bürokrasisinin zihninde 'yabancı devletlerin içerideki birer uzantısı' olarak kodladığını ve sonraki yüzyıllarda yaşanacak kronik sadakat şüphesinin tarihsel temelini oluşturduğunu ileri sürer.
Devlet bu duruma bir son vermek için XVIII. yüzyılın sonlarından itibaren çeşitli düzenlemelere yöneldi. 1802'de Avrupa Tüccarı adı verilen yeni bir statü ile, yabancı devletlerin himayesindeki tüccarların ayrıcalıkları düzenlenmek istendi. Bu süreç, XIX. yüzyılın başında Osmanlı ticaret hayatında yeni bir rekabet ortamının oluşmasına ve Yahudi tüccarların da bu yeni düzene uyum sağlamasına yol açtı.
Yeniçeriler ve Yahudiler: 1826'ya giden yol
Yahudiler ile Yeniçeri Ocağı arasındaki ilişki yüzyıllar öncesine uzanıyordu. Yahudi tüccarlar ve üreticiler, Yeniçerilerin başta çuha olmak üzere çeşitli ihtiyaçlarının karşılıyorlardı. Yahudi üretici ve tüccarlar düzenli bir müşteri kitlesine ulaşırken Yeniçeriler ihtiyaçlarını Yahudi bezirgânlar aracılığıyla karşılıyordu. Zamanla bazı Yahudi tüccarlar “ocak bezirganı” (ocağın lojistik ve finans ihtiyaçlarını karşılayan resmi tüccar) olarak Yeniçeri Ocağı ile sürekli ekonomik ilişkiler kurdu ve önemli servetler biriktirdi. Özellikle Selanik'teki çuha üretimi ve ticareti, Yeniçeri Ocağı'nın ihtiyaçlarıyla yakından bağlantılıydı. Yeniçerilerle ilişkilerinde Yahudi tüccarlar yalnızca ticari kazanç değil, devlet içindeki belirli ekonomik ağlara erişim de elde ettiler.
Yeniçeriler bu devirde askeri bir birlik olmaktan çıkıp İstanbul'da birer esnaf ve kabadayı birliğine dönüştüler. Etnik ve dini kimlik ayırt etmeksizin tüm Osmanlı tebaasına zarar verdiler. Bu çıkar ilişkisine rağmen Yahudi cemaati de bu zorbalıktan yağmalar zorla bahşiş verme yangınlar ve haraçların hedefi haline gelerek payını aldı.
XVIII. yüzyılın sonlarında Yeniçeri Ocağı'nın devlet içindeki konumu giderek daha fazla tartışılırken, Yahudi bezirganların Ocağın ekonomik düzenindeki yeri de devam etti. 1826'da II Mahmut Yeniçeri Ocağını kaldırdı. Bezirganlık sona erdi, çuha üreticileri ve Yeniçerilere mal sağlayan tüccarlar önemli müşterilerini kaybetti. Yeniçeri Ocağı ile ilişkilerinden büyük servet ve nüfuz kazanmış bazı Yahudi aileleri de bu değişimden ağır biçimde etkilendi. Kanun dışı işler yaptıkları iddiasıyla II Mahmut Yeniçerilerle çalışan önde gelen Yahudi sarrafları idam ettirdi.
Ocağın kaldırılmasıyla Selanik'teki geleneksel Yahudi çuha imalathaneleri en büyük müşterilerini kaybettiler ve dokuma sanayi zor günler yaşadı.
Vaka-i Hayriye ile Yahudi tüccar ve sarraflar büyük bir müşteriden olmuşlardı. Fakat Yahudilerin Osmanlı'daki konumunu belirleyecek daha kapsamlı değişim 1839'da Tanzimat'la başlayacaktı.
Daha fazla bilgi için
Değişen dünya, değişen Osmanlı, değişen Yahudi toplumu
Joseph R. Hacker, “Jews in the Ottoman Empire (1580–1839),” The Cambridge History of Judaism. Cambridge University Press
Şevket Pamuk, “The Price Revolution in the Ottoman Empire Reconsidered,” International Journal of Middle East Studies. Cambridge University Press
XVII–XVIII. yüzyıllarda Yahudilerin yaşamı
“Christian Anti-Semitism in the Ottoman Empire,” Belleten — 1663 ve 1774 kan iftiraları. Belleten
“Smyrna,” Jewish Encyclopedia — İzmir Yahudi cemaati, 1772 yangını ve salgınlar. Jewish Encyclopedia
Pidyon Şvuyim
Adam Teller, Rescue the Surviving Souls: The Great Jewish Refugee Crisis of the Seventeenth Century. Oxford Academic
Adam Teller, “From Crimea to Istanbul,” Oxford” Academic
Adam Teller, esirlerin fidyesi ve İstanbul'daki kurtarma faaliyetleri üzerine bölüm. Oxford Academic
“The Redeeming of Captives” — İbrahim'in Lut'u kurtarması ile pidyon shevuyim arasındaki bağlantı. Jewish Theological Seminary
Bereşit 14:14–16 — Abram'ın Lut'u kurtarması. Sefaria
Sabetay Sevi ve Mesihçi hareket
“Sabbatianism,” YIVO Encyclopedia of Jews in Eastern Europe. YIVO Encyclopedia
Cengiz Şişman, A Jewish Messiah in the Ottoman Court. Harvard University – CMES
“Dönme,” TDV İslam Ansiklopedisi. TDV İslam Ansiklopedisi
Frankos'lar, Levantenler, berat sistemi ve güvenin kaybolması
Cihan Artunç, “The Price of Legal Institutions: The Beratlı Merchants in the Eighteenth-Century Ottoman Empire,” Journal of Economic History. Cambridge University Press
Diren Çakılcı, “Beratlı Tüccar'dan Avrupa Tüccarı'na Selanik'te Nizâm-ı Raiyyet Arayışı.” DergiPark
Joseph R. Hacker, “Jews in the Ottoman Empire (1580–1839).” Cambridge University Press
Yeniçeriler ve Yahudiler: 1826
Musa Kılıç, “Yeniçeri Ocağı ve Yahudiler Arasındaki İlişkiye Dair Bazı Tespitler.” DergiPark
“Turkey,” Jewish Encyclopedia — Yeniçeriler ve Yahudiler arasındaki ilişkiler. Jewish Encyclopedia
“Carmona,” Jewish Encyclopedia. Jewish Encyclopedia
Joseph R. Hacker, “Jews in the Ottoman Empire (1580–1839).” Cambridge University Press
İsak DUENYAS
IYT dip not :
İfade edilen görüşler İYT web portalının editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Yazarların düşünceleri sadece kendilerini bağlar.
Bir önceki yazımı okudunuz mu?



Yorumlar