SEN BENİM KİM OLDUĞUMU BİLİYOR MUSUN!..
- Feride PETİLON

- 28 Ara 2025
- 2 dakikada okunur


Trafik polisi arabayı durdurur. Ehliyet ruhsat sorar, tüpü şoföre uzatır alkol kontrolü için üflemesini rica eder. Ve o hepimizi çileden çıkaran soru gelir “Sen benim kim olduğumu biliyor musun”. Bilmiyorum elbette bir sanatçı, bir dahi, sıradan bir baba veya anne, ailenin direği, çevrenin baş belası, herkesin sevdiği, bazılarının hazmetmediği…Kim bilir sen kimsin? Sen kendini bana tanıt ben de sana kendimi tanıtayım, belki bazı şeylere çözüm oluruz….
“Sen benim kim olduğumu biliyor musun” bir dikleniş, bir tehdit bir ayrıcalık arayışı mıdır? Yoksa bir özgüvensizlik nedeni ile bir başkasından medet umma durumu mudur? Ne olursa olsun bizim bu cümleye prim vermemiz mümkün değil.
Kimse bilmiyor diğerinin kim olduğunu. Çünkü aslında kimse kendisinin kim olduğunu tam olarak bilmiyor. Çünkü kendisini tanımaya pek fazla cesareti yok. Kapasitesinin sınırlarını zorluyor zira “kendini tanı” cümlesi ile pek fazla karşılaşmadı. Aslında kişi kendinİ tanımaya başladığı zaman kendi hakkında öyle bilgileri ulaşır ki işte hayat o zaman daha da anlamlı olur. Eksikliklerini anlar ve onları giderme yoluna gider. Hayatta yapmaktan keyif aldıklarını keşfeder böylece daha üretken hisseder kendini. Sahip olduklarının farkına varır ve şükretmeyi öğrenir.
Kendini tanıyan kişi sadece kendine değil çevresine de çok daha faydalı bir birey olarak hayatına devam eder. Ve başkasının ayrıcalıklarından kendine pay çıkartmaz.
Konu kendini bilmek olunca Sokrates’ten söz etmemek mümkün değil. “Sorgulanmayan hayat yaşanmaya değmez” diyerek kendini pek de hoş olmayan bir “at sineğine” benzetmiştir. At sineği insanlara rahatsızlık verme sureti ile harekete geçmelerini sağlamayı kendine görev bilir. Sokrates kendini tanımakla başlayan yolculuğun başkasını tanımak ile devam edeceğini, evreni tanımak ile hayatını tanınabileceğini savunur. Gene Sokrates’e göre gözlerini kendi içine çevirebilen insan yaşamın sırlarına erişebilecek ve değiştirebilecekleri için kuvvet bulurken, değiştiremeyecekleri için kabullenme gücü ikisi arasındaki farkı anlamak için akıl düzeyine ulaşacaktır.
Bu içe bakış eylemi kişinin düşünceleri içinde kaybolma yolu değildir. Bundan çok daha öte kendini bilerek başkalarının ağaçlarından meyve yemeyi bırakıp kendi bahçesinin medyalarının tadına varmaktır.
M.Ö 399 yılnda yaşamını yitiren Sokrates’den 20. Yüzyılın Fransız düşünürü Michel Foucault’a gelindiğinde kendini tanıma yolunun çoktan açılmış ve kişilerce çözüme ulaşmış bir konu olduğu düşünülse de aynı dinamizm ve tartışmaya açık bir konu olarak karşımızda çıktığını görüyoruz. Anlıyoruz ki umut ile sona gelindiğinde tekrar başa dönme gibi bir süreç yaşanıyor. Felsefenin ve psikolojinin gücü de bu süreçleri doğru yönetebilmekten doğar.
Başlıktaki soruya şu cevabı verebilen var mıdır?
“Sen benim kim olduğumu biliyor musun?”
“Ben kendimin kim olduğunu arıyorum. Eğer senin bu konuda bir çalışman var ise gel el ele verelim ve hepimiz ayrı ayrı kim olduğumuzu dünyaya anlatalım”
Feride PETİLON
Bir önceki yazımı okudunuz mu?
IYT dip not :
İfade edilen görüşler İYT web portalının editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Yazarların düşünceleri sadece kendilerini bağlar.





Yorumlar