top of page

Ünlü Yazar Mario Levi’yi yitirdik





Yaşamını yitiren ünlü yazar Mario Levi ile

Dr. Robert Schild’in sitemizde gerçekleştirdiği  söyleşiyi yeniden yayınlıyoruz...



Mario Levi’yi sanırım bilmeyenleriniz yoktur – ve bu nedenle onu burada uzun uzun tanıtmayacağız... Birkaç kısa not ile yetinelim:

“Fransız ekolü“nden gelen yazarımız (Saint Michel Fransız Lisesi/1975; İ.Ü. Edebiyat Fakültesi Fransız ve Roman Filolojisi/1980), ilk öyküsünü 1975‘de kaleme aldı. 1984 yılından sonra Hokka Dergisi, Şalom ve Cumhuriyet Gazeteleri, Cumhuriyet Dergi, Stüdyo İmge, Gösteri, Milliyet Sanat ve Argos gibi birçok yayın organında yazıları yayımlandı.

İlk kitabı, üniversiteyi bitirme tezinin romanlaştırılmış şekli olan Jacques Brel: Bir Yalnız Adam adıyla 1986 yılında çıktı. İik öykü kitabı Bir Şehre Gidememek (1990) ise otobiyografik özellikler taşır ve yazarın hem aşkları, hem de çocukluk ile ilk gençlik yıllarıyla hesaplaşması gibidir. Kitap, o yılın Haldun Taner Öykü Ödülüne layık görüldü. 1991 yılında ikinci kitabı Madam Floridis Dönmeyebilir, İstanbul’un azınlık çevrelerine ve topluma uyum sağlamakta zorlanan insanlarına yer verir. Yurt dışında da büyük ilgi uyandıran ve Yunus Nadi Roman Ödülünü alan İstanbul Bir Masaldı (1999), 20. Yüzyılın yirmili ile seksenli yılları arasında İstanbul’da yaşamış bir Yahudi ailesinin romanıdır ve kentin diğer azınlıklarına da ayrıntılı biçimde yer verir. Bu çalışmalarının ardından, ikisi belgesel nitelikte olan (İçimdeki İstanbul Fotoğrafları/2010 ile Size Pandispanya Yaptım/2013) onu aşkın kitabı arasındaki son dört romanı, birer İstanbul semtini konu alıyor.

2007 yılında Neve Şalom Kültür Merkezi’nde kendisiyle gerçekleştirdğimiz “Ebru İstanbul“ başlıklı müzikli kent gezisi, izleyicileri tarafından büyük beğeni kazandı. Şu sıralarda ise TRT TV2’de Pazar akşamları saat 19:30’da sunduğu „Muhayyelat“ isimli programda İstanbul’un tarihi semtlerini sözel ve görsel olarak tanıtmaktadır (https://www.trtizle.com/programlar/muhayyelat/muhayyelat-1-bolum-6740317 ).






Aşağıda ise, değerli dostum Mario Levi ile bazı konular hakkında hakkındaki kısa sohbetimizin metnini bulacaksınız...


- Kitaplarının yanı sıra TRT TV2’de yeni başladığın “Muhayyelat” dizisinde de İstanbul’un tarihi semtlerini büyük beğeni ile izliyorum. – Bu dizide Galata’dan başka hangi semtleri anlatacaksın?


İlk on üç bölümü Galata ile Beyoğlu’na ayırdık. Bugünlerde de ikinci on üç bölümlük seriye başlamış bulunuyoruz. Üsküdar, Kuzguncuk, Kadıköy, Yeldeğirmeni, Moda, Eminönü, Balat, Hasköy, Eyüp, Fener öteki hedeflerimiz arasında. Gidebileceği yere kadar gidecek.



- İlerisi için planladığın yeni romanlarında da İstanbul’un değişik semtlerini konu alacağını duydum. Bunların hangileri olduğunu öğrenebilir miyiz?


Kadıköy, Şişli, Eminönü yayınlandı. “Gördüklerimiz Göremediklerimiz” üst başlığı altında… Bir hafta, on güne kadar Beyoğlu yayınlanacak. Ondan sonra da kısmetse Balat-Hasköy, Adalar ve Boğaz kıyıları gelecek.



- Dünya çapında en çok tanınan romanın “İstanbul Bir Masaldı” kuşkusuz... Bu roman hangi dillere çevrildi bugüne dek?


Hepsini hatırlamam imkânsız. Toplam otuz altı dil oldu. İspanyolca ve Fransızcaya çevrilmesi çok önemliydi benim için. Duygusal bağlarım yüzünden. Şükür, bunu gördüm. İngilizceye çevrilmesi de çok önemliydi çünkü bu, birçok başka dilin kapısını açtı. Çince ve Koreceye çevrilmesi hem heyecanlandırıcı hem komikti. Çünkü yazdığı kitabı okuyamayan bir adamın durumuna düşmüştüm. Arapçaya çevrilip İbraniceye çevrilmemiş olmasıysa bayağı ironik ve hüzünlüydü. Otuz altı dil ve aralarında İbranice yok! Düşünebiliyor musun?



- İstanbul, yüzyıllardır çok göç alan ve veren bir kenttir. Bu göçlerin İstanbul’a bahşettikleri ve götürdükleri sence en başta nelerdir?


İstanbul sadece göç alan değil, göç veren de bir kenttir. Beni de en çok göç edenler, gidenler ilgilendiriyor. Çünkü onlar geriye hatıralarını ve hikâyelerini bırakıyor. Burada bir yas var. Başka ülkelerden gelenlerin hikâyeleri, yasları da var tabii. Hep söylerim, İstanbul’da üç kuşak boyunca yaşayan ailelerin nerdeyse hepsinde bir göç hikâyesi vardır. Bu da ilham verici bir durum aslında. Günün birinde bir Fransız gazeteciye de İstanbul’da, bir göç şehri olduğu için kendimi evimde hissettiğimi söylemiştim. Bir bavul ve hikâyeleri… Hayat bu…



- İçinde bulunduğumuz bu elektronik ve hızlı iletişimin öne çıktığı çağda edebiyatın yeri nedir sence? Halen eski yüzıllarda olduğu gibi ağırlığını koruyor mu?


Hayır, koruyamıyor. 19. Yüzyıl yazarı yok artık. Emile Zola’nın veya Tolstoy’un çağında değiliz. Camus ile Sartre’ın da çağında değiliz. Bugünün hızından nasıl bir edebiyat çıkacak? Bunu bilmiyoruz. Yapay zekânın roman yazıp yazamayacağını bile bilmiyoruz. Ben tam burada edebiyatın aslını koruması gerektiğini düşünüyorum. Sosyal medyalar bize gerçekleri göstermiyor çünkü esasında. Korkunç bir tuzakla karşı karşıyayız. Tehlikenin farkında mısınız? Jean Baudrillard bu dünyanın bir simülasyon olduğunu söylemişti. Haklıydı.



- En çok etkilendiğin yabancı ve Türk yazarları kimlerdir?

Dünya Edebiyatı’ndan Proust başta olmak üzere, Dostoyevki, Virginia Woolf, Çehov, Kafka. Türk Edebiyatı’ndan Abdülhak Şinasi Hisar, Ahmet Hamdi Tanpınar, Selim İleri.



- Son yıllarda Türkiye’de basılan popüler romanların kapağında, kaç bin adet baskı yapıldığı da belirtiliyor! Bu uygulamaya nasıl bir yorumda bulunabilirsin acaba?


Son derece çirkin ve edebiyatın ruhuna aykırı buluyorum. Bu bir sirk ve ben bu sirkin içinde olmayı reddediyorum.



- Uzun yıllardır edebiyat ve “yaratıcı yazarlık” atölyeleri yürütüyorsun. Bize biraz bunlardan bahsedebilir misin?


Gelecek yıl yazı atölyelerimin yirminci yılını tamamlayacağım kısmetse. Yazı yazmaya gönül verenler geliyor. Kitap yazma hayalleri kuranlar. Benzerleri dünyanın birçok ülkesinde var. Benim yöntemim biraz farklı. Hiç kimseye nasıl yazması gerektiğini söylemiyorum. Çalışmaları için alıştırmalar veriyorum. Sonra yazılanlar üzerine konuşuyoruz, yorumlar yapıyorum, yollar gösteriyorum. Herkesin içindeki yazı olanaklarını ortaya çıkarmaya çalışıyorum. Bugüne kadar otuza yakın kişinin kitabını çıkarmasını sağladım. Daha da fazladır belki. Bir manada Türk Edebiyatı’na yeni yazarlar da kazandırıyorum. Ancak bu bir çalışma ve sabır işi. Direnen, vazgeçmeyen başarıyor, ötekiler eleniyor.



- İsrael’deki Türkiyeliler Birliği adına çok teşekkürler, sevgili Mario…


İlginize ben teşekkür ederim!





*****


Comentarios


Bizi Takip Edin
  • Facebook Basic Square
  • Twitter Basic Square
  • Google+ Basic Square
bottom of page