ARRiVALS / ATVYKiMAiVarışlar
Bir Baltık yolculuğunun görünmeyen haritası — I. Bölüm
“Bazen bir yere varmak, aslında çok daha eski bir hikâyeye ulaşmaktır.”
Gezi günlüğümün kronolojisi tarihsel gerçeklerin arasından geçerek kişisel bir keşif anlatısında hayat buluyor.

Atvykimai, Litvancada “Varışlar” anlamına gelir.
Ama bu yazıda Varış, bir havaalanına ya da şehre ulaşmanın varışı değil, insanın kendi iç dünyasından, bir kitabın içinden; bazen bir tarih anlatısından, bazen de hiç tanımadığı birinin yüzünde gördüğü tanıdık bir kederden doğan bir bakış, bir Varış …
Yolculuk boyunca sık sık yaşayacağım duygunun ilk işareti bu:
Varışlar her zaman coğrafi değil ….
Bazı varışlar insanın çoktan içinde bulunduğu bir yere yeniden varmasının duygusu ….
Baltık ülkelerine gelmeden önce, tarihin bu yöresini elbette biliyordum.
Fakat bilmekle o yere varmak aynı şey değil. Litvanya'nın ve komşusu Letonya'nın geçmişi, büyük güçlerin arasında varlığını korumaya çalışan halkların hikâyeleriyle örülü.
Alman, Rus ve Polonya egemenliklerinin farklı dönemlerde bıraktığı izler, sınırların değişmesi, dillerin ve kimliklerin baskı altında kalması, bu toprakların politik ve toplumsal katmanlarını oluşturuyor.
Böyle bir tarihin içinde, insanın kendi kimliğini nasıl koruduğu sorusu ister istemez beliriyor. Ve bu açılımda geçmişin daha eski katmanlarına, pagan geleneklerine, efsanelere, dile ve kültüre tutunan bir halkın kendini anlatma biçimindeki yaratıcılığın izini sürmekle şekil alan bir Varıştayım.
Ve bu yolculuğun henüz başındayım.
Kaunas’a, Riga ve Jürmala’ya, Klaipėda ve Trakai’ya, kehribarın denizle, ağaçla ve zamanla kurduğu ilişkiye, Medžio drožyba ahşap mimari süsleme sanatına, özgün nakışlı Delmonas tekstillerine, uzakta görünen kıyıların ardındaki Kaliningrad’lara henüz varmamışım.
Ama asıl karşılaşmam, bu coğrafyanın Yahudi geçmişiyle olacak.
Baltık ülkelerine doğru yola çıkarken, önümde yalnızca yeni şehirler, farklı mimariler ve keşfedilmeyi bekleyen tarihî mekânların yanında zihnimde giderek büyüyen sorular da sırasını bekliyor:
Yahudilerin Litvanya Büyük Dukalığı topraklarındaki varlığı yüzyıllar öncesine uzanıyor. Zaman içinde gelişen cemaatler, ticaretin yanı sıra dinî düşüncenin, eğitimin, edebiyatın ve toplumsal yaşamın da önemli merkezleri hâline geliyor. Özellikle Vilnius, Yahudi dünyasında öylesine güçlü bir entelektüel ve manevi merkez olarak yükseliyor ki, Kuzey'in Jerusalem’i adıyla anılmaya başlıyor.
Litvanya Yahudilerinin oluşturduğu kültürel dünyaya Litvak mirası denmesi boşuna değil.
Peki, bir şehre Jerusalem denmesini sağlayan neydi? Yalnızca orada yaşayan Yahudi nüfusu mu? Yoksa kitapların, tartışmaların, bilginin ve kuşaktan kuşağa aktarılan bir düşünce geleneğinin yarattığı görünmez bir başkent mi söz konusuydu?
On sekizinci yüzyılda burada yaşamış Vilna Gaon adıyla tanınan Rabbi Elijah ben Solomon Zalman, Yahudi dinî düşüncesinin önemli bir ekolünü temsil ederek usta bir yorumlama geleneği üzerinden Litvanya Yahudiliğinin yalnızca bir topluluk olarak değil, kendine özgü bir düşünce dünyası olarak da geliştiğini gösteriyordu. Bu topraklarda Yahudilik, geçmişten devralınan bir inanç olmanın ötesinde, üzerinde düşünülen, tartışılan ve sürekli yeniden yorumlanan canlı bir mirastı.
Litvanya'nın Yahudi hikâyesi yalnızca dinî geleneklerin dışında da Yidiş dilinin kendine özgü bir biçimiyle gelişen zengin kültür çeşitliliği içinde, eğitim kurumları, yayınevleri, tiyatrolar, gazeteler, sosyalist hareketler ve Siyonist düşünce çevreleri, Yahudi toplumunun kendi geleceğini tartıştığı geniş bir entelektüel alan oluşturuyordu.
Litvanya Yahudiliği, kendi coğrafyasından taşan düşünsel zenginliğiyle zamanın sınırlarını aşarak, modern Yahudi düşüncesine, sanata ve bilime yeni boyutlar kazandırarak yeni bir ufuk açıyor insanlığa benim gözümde.
Ama o karanlık çağ her şeyi yerle bir ediyor!
Bir zamanlar Yahudi yaşamının en önemli merkezlerinden biri olan bu topraklara, yüzyıllar boyunca var olan zengin bir geçmişin, Avrupa Yahudiliğinin düşünsel ve kültürel gelişiminde oynadığı rolün ardından insanlık tarihinin en karanlık döneminde uğradığı yıkım geliyor.
Holokost.
Ancak tarih, yalnızca büyük isimlerden, savaşlardan ve siyasi kararlardan ibaret de değil. Aynı sokakta karşılaşan insanların, komşulukların, alışverişlerin, dostlukların, fikir ayrılıklarının ve gündelik hayatın da tarihi var.
Bir zamanlar canlı bir Yahudi mahallesinin bulunduğu sokakta bugün yürürken ben, belki de en çok, artık orada olmayan sıradan insanların hayatlarını da merak ediyorum.
Savaş öncesinde Litvanya'da yaşayan yaklaşık 160 bin Yahudi, Nazi işgali sırasında gerçekleştirilen kitlesel katliamlarda hayatını kaybetti. Litvanya Yahudilerinin büyük çoğunluğu, çoğu zaman yaşadıkları yerlerin yakınında gerçekleştirilen toplu infazlarda katledildi.
Bu rakamları okumak başka, o rakamların bir zamanlar birer insan olduğunu düşünmek başka.
Her birinin bir adı, bir ailesi, bir evi, yarım kalmış bir hikâyesi var ….
Peki, geçmişin izleri kaybolur mu? Bir sinagog yıkıldığında, bir mezarlık tahrip edildiğinde, o dilin konuşanları susturulduğunda, o kültür bütünüyle ortadan kalkar mı?
Baltık yolculuğumda bana eşlik eden de bu aynı zamanda …
Bir binanın mimarisinde, bir anıtın çığlığında, bazen de bir şehrin bugünkü yaşamıyla geçmişi arasında kurmaya çalıştığım bağlardan geçtiğim eşik...
Gördüm ki bazı yolculuklar, insana yalnızca yeni yerler öğretmiyor; bildiğini sandığı şeyleri yeniden düşünmeyi de öğretiyor.
Geçmişi sorgulamak, geçmişin sorularına cevap aramaktan çok, geçmişi geleceğe bağlayan o muazzam köprünün eşiğinden geçmek belki de.
Çünkü bu yolculukta attığım her adım, bir hafızayı canlı tutmanın ötesinde, onun geleceğe aktarılmasında bana düşen payı ve sorumluluğu da hatırlatıyor.
Bir diğer zamanda okuyucuyla buluşacak olan devam yazısı:
Yine mi sen Leonard Cohen; Vilnius’ta da karşıma çıktın! – 2. Bölüm
Malka AZARYAD

Yorumlar