top of page

“Yin ve Yang”dan Ortadoğu’ya…





Bilindiği gibi, Yin ve Yang Kuramı olarak da bilinen Antik Çin felsefesindeki Düalizm (“İkicilik”) görüşü, evrenin işleyişini, dahası tüm hareketlerimizi açıklamaya yöneliktir… Bu bağlamda konu edilen “ikilemler” için aydınlık/karanlık, sıcak/soğuk, ateş/su, iç/dış gibi doğal (geniş anlamda ontolojik = varlıkbilimsel) sıfatlardan tutun, bilgi işlem ortamını yaratmış “bineer” yönteminin temeli olan artı/eksi’ye kadar sayısız örnek sıralayabiliriz. Tarih boyunca, başta tıp olmak üzere tüm pozitif bilimlerden felsefeye kadar bu İkicilik yaklaşımı, birçok alanda kullanılan temel ilke, ortaya çıkmış tüm bilgi ve inanç kaynaklarında etkili olmuştur. Antik Çin felsefesine göre Yin ve yang kutupları birbirlerini tamamlar ve dünyadaki dengeyi korur.

 

 

MÖ 6. Yüzyılda yaşamış olan Çin düşünürü Laotse, kaleme aldığı Tao Te Ching yazıtlarında dile getirdiği Taoizm’de de yin ve yang'ın uyumunun altını çizerek, onu iki balık öğesinin bileşimiyle oluşan ve günümüzde de çok bilinen siyah-beyaz bir daire ile simgeler. Bu balıkların göz renkleri de kendi rengine göre zıttır – siyah balıkta beyaz göz, beyaz balıkta siyah göz bulunur! Buna göre aslında her şeyin özü ve çekirdeği de kendi zıddından oluşmaktadır.



Düalist Kozmoloji’ye gelince, bu bilim de genellikle birbirine karşı çıkan iki temel kavramın var olduğuna dair inancı irdeler… Doğadaki ikilemleri inceleyen “Ontolojik Düalizm”e karşın, “Ahlaki Düalizm” de iyiliksever ve kötü niyetli olanların arasındaki çatışma ve uyumun tanımlayıcısıdır. 

 

 

Tüm bunlardan hareketle, şimdi de Ahlaki Düalizm üzerinden dünyadaki iyilik ve kötülüğe gelelim…

 

Yukarıda sıraladığım ikilem örneklerinin arasında, iyi/kötü sıfatlarına bilinçli olarak yer vermediğimi belirtmek istiyorum… Bunun nedeni de, bu iki sıfatın görecelik açısından çok muğlak boyutlarda olmasıdır. Bir kişinin, dahası bir ulusun “ne kadar iyi / ne kadar kötü?” olduğunu ölçebilir miyiz ki?! Örneğin aydınlığın veya sıcaklığın oranını belirleyecek sayısal birimlerle boyutlar varken, iyiliğin veya kötülüğün derecesini nasıl belirleyebiliriz?

 

 

Bu soruya yanıtım, bir sav ( = iddia) şeklinde olacaktır! Şöyle ki, iyiliğin “büyüklüğünü” ölçmek ne kadar zor ise, kötülüğün derecesini o kadar kolay ve açık biçimde saptayabiliriz…

 

 

Buradan, Türkiye Diyanet Vakfı İSLÂM ANSİKLOPEDİSİ’nin tanımıyla “Allah’ın emri ve insanın selim fıtratıyla bağdaşmayan kötü ve zararlı şey anlamında bir kelâm terimi” olan “şer”e geliyoruz! Gene aynı kaynağa göre, “hayrın karşıtı olan” ve “kimsenin hoşlanmayıp yüz çevirdiği zararlı ve kötü şey; zararlı şeylerin yayılması; bir şeyin kendi tabiatıyla örtüşmemesi” olarak belirlenen şer için “Dinî literatürde Allah tarafından yasaklanıp karşılığında ceza tertip edilen inanç ve davranışlar, günahlar” tanımlaması getiriliyor…

 

 

Keza, aynı kaynakta şu açıklamalar da yer almaktadır: “Allah neyin hayır, neyin şer olduğunu gönderdiği vahiylerle insanlara bildirip onlara hayır yapmalarını emretmiş, kötü fiilleri yasaklamıştır (el-Bakara 2/168-169; Âl-i İmrân 3/114-115; el-Hac 22/77). Kur’an’da, şer olan fiillerin insana düşmanlık besleyen şeytan tarafından daima güzel gösterildiğine dikkat çekilerek bu konuda uyarılarda bulunulmuş (el-Bakara 2/208, 268; Yâsîn 36/60) ve zerre kadar hayır işleyen kimsenin mükâfatını, zerre kadar kötülük işleyen kimsenin cezasını göreceği haber verilmiştir (ez-Zilzâl 99/7-8). İnsanların en kötüsü aklını kullanmayan, gerçeği dinlemek ve söylemek istemeyen, bu sebeple Allah’ın lânetine ve gazabına uğrayan inkârcılardır (el-Mâide 5/60; el-Enfâl 8/22, 55; el-Beyyine 98/6).”

 

 

20. Yüzyılın Hitler, Stalin veya Truman gibi kıyıcılarının insanlığa karşı işledikleri toplu cinayetler bir yana, içinde bulunduğumuz günlerde bile Ukrayna’nın sivil yerleşimleriyle siyasi karşıtlarına yönelik ölümcül eylemlerde bulunan Putin gibileri düpedüz ve köküne kadar “kötü” sayılmaz mı? Veya –İslam dünyasına dönecek olursak– Kur’an surelerinde sık sık sözü edilen insanlık dışı (şer’in çoğulu olan) eşrâr’da bulunan, yani bebekleri ocakta yakan, kadınlara tecavüz eden, göğüslerini kesip onlarla top oynayan ve yaşlı insanları rehine tutan alçak çetenin teröristler ile maddi destekçisi olan sorumsuz devletin molla kadroları – onlara “iblis”ten başka ne denebilir ki?!?

 

 

Uzun lafın kısası: Şu sıralarda basın manşetlerinden inmeyen ABD, İngiltere ve İsrael gibi ulusların devlet başkanlarından hiçbirine, “zerre kadar hayır işleyen”, keza “iyi” sıfatını yakıştıramazken, yukarıda sıraladığım “şer odakları” ile yöneticilerine hiç duraksamadan “kötü” diyebiliyoruz – ve ne yazık ki Çinli dedelerin var saydıkları gibi, buradaki kutuplar birbirlerini tamamlamıyor, dünyadaki dengeyi ise hiç ama hiç koruyamıyorlar!

 

*****

Kaynak:



*****


Kommentare


Bizi Takip Edin
  • Facebook Basic Square
  • Twitter Basic Square
  • Google+ Basic Square
bottom of page